Bir Roman Yazmak-ELİF

Merhaba Depocular :)



Benim hedefim bu yıl sonuna kadar bir roman yazmak. Ortaya vasat ötesi bir şey çıkabilir, benden ve 2-3 yakın arkadaşımdan başka kimse okumayabilir. Öff bu ne ya, saçma sapan bi şey oldu deyip bir köşeye atabilirim ama bunu yapmak istiyorum. Bunu yapmak istediğimi çok uzun yıllardır biliyorum. 40-50 sayfa yazıp bıraktığım üç taslak var.

Benim sıkıntım hikayenin sonunu bağlayamamak. Ana durakları belirleyememek. Çarpıcı olaylar bulamamak. Daha çok bir durum öyküsü olacak . Hayat gibi işte. Yine de yolun sonunu göremediğim için adımlarımı korkakça atıyor, bir ileri iki geri yapıyorum .

En büyük çekincelerim:

1. Uyduruk bir şey ortaya çıkması ve ''Yıllardır hayal ettiğim eser bu muydu? '' deyip kendime acımak

2. İyi bir okur olmakla yetinmek zorunda olduğumu fark etmek

3. Rezil olmak (Öncelikle size)

Peki burada ne yapacağım: Gün aşırı yazıp projenin ne durumda olduğunu rapor edeceğim. Hedefim her gün en az 5 sayfa yazmak. Elle ve kurşun kalemle  yazıyorum. Klavye bende tutukluk yapıyor. Silgi ile silebilmek çok iyi geliyor.

İyi bir finale nasıl gidilir? En beğendiğiniz romanlar hangileridir? Okuduktan sonra bunu tüm sevdiklerim okumalı dedikleriniz?

Benim ilk 10'um şöyle:

1. Kılıç Yarası Gibi- İsyan Günlerinde Aşk serisi (Ahmet Altan)

2. Unutma Dersleri ; Nermin Yıldırım

3. Coşkuyla Ölmek; Şule Gürbüz

4. Masumiyet Müzesi; Orhan Pamuk

5. Yalnız Kadınlar Sokağı; Maeve Binchy

6. İki Yeşil Susamuru ; Buket Uzuner

7. İza'nın Şarkısı; Magda Szabo

8. Bizim Büyük Çaresizliğimiz; Barış Bıçakçı

9. Cihan Aktaş ve Fürüzan Öyküleri ; Atmosfer oluşturma ve kadın odaklı olmaları açısından çok faydalı olabilir.

10. Divan ; Irvin Yalom

Çarşamba günü görüşmek üzere.


Share:
Devamı

SORU-012


Haftasonu her yeni taşınanın kutsal mekanı İkea’da biraz vakit geçirdim. Sonunda bir kitaplık sahibi olmayı başardım. Salondaki her an yeniden taşınacakmışız etkisi yaratan koliler gitti. Kitaplarımı yerleştirdim kütüphaneme özene bezene. Romanlarıma dokununca, gözüm onları görünce eski bir arkadaşımın fotoğrafına bakmış gibi oldum, arkadaşımı arayasım geldi. Kişisel gelişe gelişe kitaplarla olan ilişkimi biraz deforme etmişim. Öğrenmem, aşmam gereken şeylerle aynı yere girmeye başlamış kitaplar. Oysa onlar benim oyun arkadaşlarım. Roman okumayı çok özlemişim. Okunacaklar listemden 2-3 kitap seçtim, hemen gidip aldım. Bugünden itibaren her gün 10 dakika kitap okumaya niyet ediyorum.

Yeni ev, yeni düzen. Yıllar sonra ilk defa evimi başkasıyla paylaşıyorum. Bu da bazı anlaşmalar yapmayı gerektiriyor. Kardeşimle pazar sabahları yapılacak temizliği bölüştük. Birimizin mazereti olmadığı sürece dönüşümlü olarak bir hafta birimiz, diğer hafta öbürümüz çılgınca banyo temizleyecek. Banyoyu temizlemeyen de yerleri süpürüp silecek. Bu konuda istikrarlı olup olamayacağımızı gözlemleyip iyileştirmeler yapılabilir.

Bir arkadaşım bacaklarını fırçalamayı alışkanlık haline getirmek istiyor ve bunu İnstagram üzerinden duyuruyor ki bir itici güç olsun. Benim ailemde varis ciddi bir sıkıntı ve ben uzun saatler bilgisayar başında oturan otuzlarına yaklaşmış bir kadınım. Bacak fırçalamanın kan dolaşımını arttırdığını pek çok defa okumuştum ama bir fırça edinmemiştim. Geçen hafta fırçamı aldım. Her sabah 5 dakika bacaklarıma ayırıyorum. İlgilenilen her şey güzelleşiyor. Bacaklarıma 5 dakika ayırmak benim onlara borcum.

Bana ne kadar iyi geldiğini bildiğim halde uzun süredir aksattığım bir alışkanlığıma da geri döndüm pazar günü. Kese! Ölü deriyi vücuttan parça parça ayıran o müthiş etkinlik. Duştan çıkınca tüm gözeneklerinizden içeri giren o oksijen. Bu kadar rahatlatıcı bir şeyi nasıl aksatabiliyorum, anlayamıyorum. İki haftada bir hunharca kese yapacağım.

İşimle evim arası çok yakın olmasına rağmen bazı sabahlar oyalanıp oyalanıp son anda işe arabayla gitmeye karar veriyorum. Hem sabah yürüyüşümden oluyorum hem de işten sonra yapacağım her şeyi arabayla yapmam gerekiyor. Spora ve İspanyolca kursuna giderken tramvay kullanmak benim için çok daha avantajlı. Park yeri sıkıntısı çekmiyorum, yolda İspanyolca çalışabiliyorum ve evet benzin harcamıyorum. Eğer çıkışta araba kullanmam gereken bir durum yoksa hafta içi araba kullanmamaya niyet ediyorum.

İspanyolca kursunu desteklesin diye Duolingo kullanıyorum. Günlük tekrar ve kelime bilgisi için faydalı buluyorum. Seveni sevmeyeni vardır muhakkak ama ben yararını görüyorum. Benim Duolingo’ya ayırdığım zaman iş çıkışı İspanyolca kursuna ya da spora giderkenki tramvayda geçen zaman. Araba kullanmak benim Duolingo rutinlerime de balta vurdu. Az araba çok İspanyolca.

Yıllardır bütçe yaparım. Tatlı bir excel tablom var, düzen takıntım burada çok işime yarıyor. Bullet journal kullanıcılarının alışkanlık takip ettikleri tablolar var ya, takip ettikleri bir alışkanlık var ki çok hoşuma gitti. “no spend day”. Bu konuda bir hedef belirlemeden önce durumumu tespit etmek için ben de bir cetvel tutmaya karar verdim. Bir ay boyunca hiç harcama yapmadığım kaç gün var? Bunu belirledikten sonra iyileştirme planı yapacağım. İlk hedef mevcut durum tespit raporu hazırlamak.

Haftaya iddialı başladım. Kendime güveniyorum. Desteklerinizi bekliyorum. Günün sorusunu biraz işime geldiği gibi soracağım:

SORU-012
BU HAFTA HAYATINIZA HANGİ YENİ ALIŞKANLIKLARI DAVET EDİYORSUNUZ?

  1. Her gün 10 dakika kitap oku.
  2. Pazar temizliği.
  3. Her sabah 5 dakika bacak fırçala.
  4. İki haftada bir kese yap.
  5. Hafta içi araba kullanma.
  6. Her gün Duolingo.
  7. No Spend Day Tracker


Share:
Devamı

Kahve: Yirmi Üçüncü Gün


Çeyreği bitti takvimin. Kaldı dörtte üç. Bu haftam gayet verimsiz geçti diyebilirim. Olabilir. Bazen günlük hedeflerimden uzaklaşabilirim. Kafam bozuktu biraz. Bunu bir kenara bırakıp, ilk çeyreğin toplam özetine bakarsak, keyif verici bir hareketlenmenin varlığını görmezden gelmek ayıp olur. İlginç bir şey söylemek istiyorum.

Burada, kendi evrenimle alternatif evren arasında bir köprü kurmuş gibi oldum. Bütüne bakarak, yoldan çıkmamayı başarabiliyorum. İlk kez oluyor. Sağolsun buralar. Yoksa çoktan (ve kaçıncı kez) çöp olmuştu planlarım.

Günlük skorlarımı ve minik adımlarımı bu hafta biraz bekletmiş olabilirim. Fakat, bütünden kopmadım, bu bile bir depo eritmek. Benim için dev gelişme. Boş da durmadım aslında. Sağlık rutin kontrollerimi tamamladım. İş koşturdum. Bazı ailesel mevzular hallettim. Tabi, gün sonunda depolarım adına koparabildiğim elle tutulur pek bir şey olmadı. Olanlar da var. Aksayan da var. Şimdi kalan süremde, kaldığım yerden toplamaya devam etmek istiyorum. 

İçimde, bitmek bilmeyen bir coşku var. Tam neyin coşkusu bilmiyorum. Bir şeye içten inanmanın olabilir.





Share:
Devamı

Sabotaj bazen iyi midir?

Şu konuda bir anlaşalım mı? Herkes spor insanı değil. Herkes aslan kaplan mı, narin kelebekler de var ( ben hangisiyim bildiniz mi?) değil mi ama... Belki ben de güzel güzel  süzülmek ve kendimi hic yormamak için doğmuşumdur olamaz mı yani? Bir çita hızıyla ko.... Offfhhhhh... Tamam ben de inanmadım. Gerçekten biraz spor lazım. Spor deyince illa kas kitleni ikiye katlayacak şeyler olması gerekmiyor ama biraz hareket biraz da esneklik kesinlikle gerekiyor. Hele benim gibi sabahtan akşama masa başında çalışan, bir toplantı salonundan ötekine geçmek için ayağa kalkan insanlar hayatına biraz fiziksel egzersizi mutlaka katmalı.

İşte tam bunları düşünürken grip oldum geçen hafta. Kötüye gitmedim ama iyileşme de yok, kafamı kaldıramaz halde 5 gün geçirdim. Hareket falan yalan oldu.

Sonra şehir dışında bir çalıştayda görevliydim (bu vesileyle yine mikemmel toplumsal analizlere giriştim okuyarak fenalık geçirmek isteyenler için şurada ). 4 gün boyu yavrudan ayrı kalmak istemedim, çalıştay ili memlekete de 1.5 saat mesafede, annemlerle yavruyu oraya bırakıp sabah akşam gel git yaptım.  Saatlerim toplantıda ve otobüste geçti, hareket namına tek yaptığım akşam gelince üstüme atlayan oğlumla boğuşmak oldu...

Güzel tarafına geliyorum, bu yolculuk sayesinde "ebeveynlik dışı kitap okuma" hedefimi çoktan aştım! 

İlk önce Yerdeniz Büyücüsü'nü okumuştum. Ardından Küçük Arı'yı (Chris Cleave) buldum. Okurken ve bittikten sonra yüreğime kıymık gibi battı-ki bu benim için yıldızlı beş anlamına gelir. Arkasından daha önce nasıl olup da okumadığıma hayret ettiğim Uçurtma Avcısı'nı (Khaled Hosseini) bitirdim. Bütün hikaye boyunca göğsümde bir fil oturuyordu ve hala kalkmış sayilmaz; kendimi ara ara kitaptan bölümler düşünürken buluyorum... Diğer kitapsa Ayşe Kulin-Kördüğüm. Şimdiye kadar beğenmediğim tek kitabı diyebilirim.

Sonuç olarak bir takım sabotaj gibi görünen durumların faydalarını yaşadığımı fark ettim. Planının dışına azıcık çıkınca her şeye uyuz olan ben, bu kez çok mutlu oldum. Bunu da, depo boşaltmaya niyet etmenin gücüne yordum.

Share:
Devamı

Öğrenen Anne %21

Bugün, anksiyete ve endişelere şükretmeyi öğrendim!

Son bir kaç haftadır uyku sistemim bozuldu. Daha doğrusu çocuklar doğalı beri yani son 5 senedir o eski 7-8 saatlik uykulardan eser yok tabii, gecede 3-4 defa kalkmalı ve toplamda 5 saat uykuya şükretmeli döneme bile alıştım yani. Ama onun dışında bir de üstüne yeni bir uyku bozukluğu eklendi: saat 3 gibi uyanma ve bir daha uyuyamama. Nedeni de; aklıma türlü türlü "yaşamın anlamı" soruları, planlar programlar, yapılacakların listesi falan takılıyor. Endişeler değil, planlar.. Ama tutuyorum onlara heyecanlanıyorum ya da bir ufak ayrıntıyı düşünürken, uykum açılıyor. Yaz ortasından beri oluyor bu.

Fakat dün gece uyanıp yine düşünürken, resmen bir endişe krizi yaşadım. Bu panik ataktan biraz farklı, kalp çarpıntısı, ölecekmiş hissi gibi fiziksel emareler olmuyor ama insan dünya üzerindeki tüm endişelerin birden üstüne hücum ettiği hissine kapılıyor. Yani tüm o endişelerin ne kadar saçma olduğunu biliyorsun, kendini rahatlatma yöntemlerini uyguluyorsun, dikkatini başka alanlara yönlendirmeye çalışıyorsun ama nafile. Endişe krizi berbat bir his, sanki dört bir yandan birbirinden bağımsız irili ufaklı endişeler tarafından sıkıştırıldığını hissediyorsun.

Kalktım tabii. Kendime "gecenin 2'sinden sonra yapılan hiç bir şeyin sonucu iyi olmaz" ya da "karanlık bastığında düşünmeyi bırak, gün ışıdığında düşünmeyi dene" falan gibi klişeleri sayıyorum. Yetmedi. Tuttum kendi kendime terapistlik yaptım, 5-4-3-2-1 yöntemini uyguladım. Yetmedi. Biraz meditasyon yaptım. Yetmedi. Gittikçe de artmaya, yavaş yavaş kalp çarpıntısı ve mide bulantısı hissine doğru gitmeye de başladı. Panik atağa çevirmesi an meselesi ve sadece terapist olduğum için uyguladığım tekniklerle bir kaç defa kıyısından döndüğüm panik atağa yenilmek de istemiyorum.

O an aklıma komik bir şey geldi (beni tanıyanlar mizahı silah gibi kullanmayı çok sevdiğimi biliyor zaten). Dedim, şükrettiklerimin bir envanterini çıkarayım. Ama bu öyle "sağlığım için şükrediyorum", "iki çocuğum için şükrediyorum" türü banal, klişeler değil, gerçekten elle tutulabilir bana özel şeyler olsun. Koca bir liste yaptım, arada kendime güldüm, arada vay be, buna sahip olduğumu bilmiyordum bak falan dedim. Ama liste bittiğinde ben de rahatlamıştım. Birkaç maddesini buraya yazayım da fikir versin:

- Dudağımın üstündeki bene şükrediyorum, çünkü bu sayede lisede o yakışıklı çocuktan "cindy crawford gibi" lafını duymuştum, şimdiyse konuşamayan oğlumun söylediği tek tük kelimeden biri bu bene parmak uzatıp "mole" demesi, şükrediyorum kendisine! İyi ki varsın ben.
- Arabada devamlı duran sarı şemsiyeye şükrediyorum çünkü o olmasa çok defa donuma kadar ıslanmıştım.
- Pastırma yazına şükrediyorum çünkü tam bir görsel şölen ayrıca rengarenk yaprakları ve bitkilerin tohumlarını toplamak 1 saat, boyama ve elişi yapmak 1 saat, çocuklarla şahane zaman geçirtiyor.

Gibi. Böyle yazınca aslında hayatın çok da endişelenecek bir şey olmadığını, güzelliklerin daha çok olduğunu görmüş oldum gecenin köründe. Onun için listenin en altına şunu ekleyip, yattım:

"Endişe krizine şükrediyorum çünkü hayatımda bir çok şükür vesilesi olduğunu hatırlattı".

Şimdi tek sorun kaldı; şu uyku düzenimi bir yoluna sokmak.
-Kafeini kes. Şekeri kes. Sporu normal düzeyde tut.
-Gece yatakta dizi izlemeyi (özellikle de Jack Ryan ya da The fall gibi ekrana yapıştığım dizileri) kes, onun yerine kitap oku (Borges'in Alef'i başucunda sürünüyor kaç haftadır ya da hatta Monocle Escapist'i oku, mışıl mışıl oh)
- Gece uyandığında ve düşünceler kafana üşüştüğünde şunu tekrarla: "bu sorunu şimdi burada çözebilecek miyim, evet ise hadi kalk çöz. Hayır ise, yat zıbar ya, sabah ola hayrola.
- Uyuycam inadını bırak, uyuma hatta, kalk yoga yap, Almanca çalış, kitabını yaz. Sabahın 3'ünden güzel zaman mı olur, sessiz misss
- Lavanta yağı ya da kanabis yağı varmış piyasada, bi bak istersen.. Te Allam.. Kafa yapmıyormuş ya.
Share:
Devamı

GeCe- Başlamak Ertelemekten Daha Kolay


İkinci haftayı geride bırakırken yine bazı şeyler istediğim gibi gitti bazıları ise gitmedi. Bunda tabi ki aniden sırayla hepimizin hastalanmasının etkisi büyük. Nedense her yıl ailecek hepimizin sırayla geçirdiği bir hastalık var; mide gribi. Önce oğlum karnım ağrıyor dedi birkaç gün boyunca, fakat her zaman olan kusma olmadı, anlamadık. Bir kere okuldayken kustuğunu söyledi ama öğretmenleri de birşey demeyince ciddiye almadık. İştahı azaldı ve en son üst üste kokulu ve yumuşak kaka yapınca eyvah dedim çocuk gerçekten hastaymış. Bu yıl demek ki direnci artmış hafif atlattı.

Ardından ben geçirdim, ben de farketmedim. Bir gün boyunca midem fenaydı ama yeni başladığım diyetten mi acaba diye düşündüm. Fakat ertesi gün aynı diyet devam ederken kendimi birden bire çok iyi hissedince tamam dedim ben de hasta olmuşum 🤦🏼‍♀️

Benden sonra eşim geçirdi ve iki gün boyunca evden çalıştı, hemen ertesi gün kızımda başladı ve bugün okula gitmedi. Bu süreçte ben, evdeki çarşafları, oyuncakları, tuvaletleri, lavaboları defalarca dezenfekte etmekten başka birşey yapamaz oldum. Bugünün sonunda kızım da toparladı, sanırım yarın nihayet normal hayata dönebiliriz.

Bu süreçte hala fiziğe başlamadım, sporumu eksik yaptım ama çok güzel birşey de oldu, iyi ki oldu, diyete başladım.

Bir beslenme danışmanından bir haftalık destek almıştım deneme amaçlı. İlk üç gün gerçekten zordu (tabi içinde hastalığım da varmış) sürekli aç ve beynim dumanlı gezdim 😅 Fakat sonra vücudum alıştı herhalde yeni porsiyonlara, fazla etkilenmeden devam edebildim. Tabi yine acıkıyorum ama dayanılmaz değil. Önceden de çok büyük porsiyonlar tüketen biri değildim aslında ama hani insanın midesine yumruğu kadar yeter derler ya, ondan fazla olmalı ki yediklerim, öğünler arası çok nadir açlık hissederdim. Şimdi ise çok bariz hissediyorum. Öyle böyle derken bu süreçte gayet iyi bir miktar kilo verdim ve iyi ki başlamışım dedim. Bir hafta aslında öyle kısa bir süre ki, şimdi tembellik etseydim yine aynı yerde olacaktım ve üstelik kafamda “of nasıl yapıcam” şeklinde mızırtılar olacaktı. Bir işe niyet edip başladığında ise yaptıklarının yanına kar kalması haricinde bir de o duygusal yükten kurtulmak söz konusu oluyor. Bak yapınca oluyormuş, başardın, gelişme kaydettin düşüncesinin verdiği büyük rahatlama... İşte bu çok güzel bir his.

Önümüzdeki hafta artık programımda olmayan ve sonradan çıkan ekstra iki işi de bitirip asıl rutinimi kurmayı başarmayı umuyorum. Tabi yine ekstra süprizler çıkmazsa... Belki de sürpriz durumlar için kullanılabilecek boş bir zaman ayırsam iyi olacak takvimde. Hiç birşey olmazsa da keyifli birşeyler yaparım ☺️


Share:
Devamı

SORU-011


Ayın 11’i ve 11. sorum. Böyle rastlantıları seviyorum. Keşke yazımı sabahtan yazıp saat 11:11’de yayınlayabilseymişim. Bugünün beni koruyan tılsım 11’lerden gelsin.

İki gündür serzenişlerdeyim. Yorumlarınız ve destekleriniz için çok teşekkür ederim. Kendimi köşeye sıkıştırmak, çözüm üretmek zorunda bırakmak verimli oldu diyebilirim. Görmezden gelinemeyecek bir yol var orada, girişini otlarla kapamaya çalışmışım ama orada işte. O yolun önce girişini temizleyip sonra ufak yürüyüşlere çıkmak niyetindeyim. Umarım bu yeni yol bana ve tüm sevdiklerime şifa getirir.

Şimdi yeni sorularla suyu tekrar bulandıralım. Tortular dibe çöktüğünde bulduğum şeyler beni heyecanlandırıyor. Suyu bulandırma cesaretini gösterdiğim için kendimi tebrik ediyorum. Aferin kız bana! Seviyorum ha kendimi! Canım ben!  

SORU-011
YAŞAMINIZDA SİZİ EN ÇOK HEYECANLANDIRAN ŞEY NEDİR?

Başlangıçlar!

Taşınmayı çok severim mesela. İstanbul’da çok fazla ev değiştirmem gerektiğinden olsa gerek bu işi pratik hale getirmeyi de öğrendim. Eşya azaltmayı, kategorize etmenin pratikliğini, süsün fazlasının yük olduğunu bana hayat deneyimlerle öğretti. Eski evin toparlanması, yeni evin ihtiyaçları, nakliye, yerleşme süreci, mobilya montajları… Yeni evin işler hale gelmesine kadar geçen o süreci çok seviyorum. Yeni bir düzen oturtmak, eksikleri tespit etmek, çalışmayan bir sistemi işler hale getirmek…

Eğer kurulu bir düzenim varsa da bu düzenin içinde yeni başlangıçlar yaratmaktan heyecan duyuyorum. Yeni bir kursa başlamak, yeni insanlarla ilişki kurmaya başlamak, yeni bir şey öğrenmeye başlamak, yeni bir deftere başlamak…

Her başlangıç bir suyu bulandırma girişimi sanırım. Suyu her bulandırdığımda altında kendime dair bir şey bulacağımı bildiğim için heyecan duyuyor olabilirim. Kendimi keşfetmek bana heyecan veriyor demek ki.

Geçen kış işten çok bunaldığım, kendimi çok sıkışmış hissettiğim bir dönem yaşamıştım. 6 gün aralıksız çalışmaya yetecek mental gücüm yoktu. İstanbul’dan Kartalkaya’ya ve Uludağ’a günübirlik turlar vardır. Sabah 5’te otobüse binersiniz, 3-4 saat yol sürer, pistler açıldığında tesiste olursunuz; hava kararmak üzereyken pistler kapanır, 3-4 saat yoldan sonra akşam 10-11 gibi evde olursunuz. (İzmir’de böyle turlar yok, İstanbul’un en özlediğim yanı.) 2 ay boyunca çarşambaları izin aldım. Haftayı ikiye bölerek haftasonu kalabalığına, trafiğine kalmadan dağlara çıktım. Snowboard benim için o ana kadar bir grup aktivitesiydi, arkadaşlarla zevkli olan, kalabalık fotoğraflar çektirdiğimiz bir etkinlik. Geçen kış kafayı yemem sonucu snowboard benim için bir terapiye dönüştü. “Çok soğuk, parmaklarım dondu ya of” diyebileceğiniz biri yok etrafta, sakin sakin, kabullenişle hazırlanıp çıkıyorsunuz o karların içine, kendi kendinize yetmeniz gerekiyor. Vücudum neleri yapmaktan imtina ediyor, board’um karları ezerken nasıl bir ses çıkarıyor, canım ne zaman oturup dinlenmek, ne zaman hızlanmak istiyor? Kimseler sizi görmezken nasıl birisiniz?
Yalnız başıma çıktığım dağlarda tanımadığım insanlara canımı da emanet ettim sislerin ortasında, bir daha hiç karşılaşmadığım insanlarla aynı masada yemek de yedim, dağ yolun tanıştığım hala görüştüğüm arkadaşlar da edindim, hiçkimseyle konuşmadan döndüğüm de oldu eve. Yalnız gittim, yalnız döndüm ama hiçbir seferinde evden çıkarkenki ben olarak geri girmedim eve.

Bana yeni bir ben tanıtan o çarşambalar çok heyecanlandırdı beni. İzmir’e geri dönmek, yeni bir işe başlamak çok heyecanlandırdı. Yeni evime taşınmak, yeni bir kedi sahiplenmek çok heyecanlandırdı. Yeni bir dil öğrenmek, yeni bir spor denemek, yeni insanlarla tanışmak çok heyecanlandırdı. Yeniden yazmaya başlamak için aldığım defter, yazdıklarımı paylaşabileceğim bu blog beni çok heyecanlandırdı.

Bu aralar suyu ne güzel bulandırmışım.

Aferin bana!

Share:
Devamı