Mızmız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mızmız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kendinize küçük hedefler koyun, bi de öpün

N’aber?
Ben sessiz sessiz yazılanları okuyup “ayy ben bi’ şey yapamadım yaaaa, kesin bu işi batırıcam, kesin!” anksiyetesi yaşıyordum görüşmeyeli. Hem de düşündüklerimin çok gerisinde olmamama rağmen…
Anksiyete demişken, bir uzman psikoloğun çocuklarda anksiyete belirtisi olarak “geçişlerde zorlanmak; mesela dışarı çıkmamak, çıkınca girmemek” gibi hareketleri örnek vermesi üzerine, “Hiiii! Bak, gördün mü, kes-sin benim oğlanda da var… Zaten çok hassas bu çocuk, her şeyden etkileniyor mu böyle… Ne yapacağız yaa...” diyerek kendimi yiyordum.
Bütün bunlara karşılık bir taraftan da şurada 10 gün sonra taşınmamız ve henüz inşaatı bitmemiş evimize geçmemiz gerekebilirken, o konuda çok ama çok sakin kalabiliyordum.
Niye mi bunları anlatıyorum? Okuduğum her şeyden çok etkilendiğimi, dahası kafamda olayları karmakarışık ettiğimi fark ettim. Dönem dönem interneti azalttığım, sosyal medyadan uzaklaştığım oldu. Ne zaman biraz bunalsam takip ettiğim hesaplarda temizlik de yapıyorum. Yine de bu aralar, faydalı şeyler bile okuyor olsam, internette maruz kaldığım şeylerin bana biraz “fazla” geldiğini fark ettim.
Kahve’nin ilan ettiği üzere kaldı 8 haftamız. Bu süre içinde sağlıklı bir internet/sosyal medya kullanımı oturtmayı hedeflerim arasına ekliyorum. Bunun dışında;
  • Madde 4’e aynen devam (Bunu da spor olayını hala kotaramamış olmama paravan gibi kullanır oldum ama çaktırmayın).
  • Bugün okumalarım için 2 kitap daha sipariş ettim, bunu da artı olarak yazıyorum.
  • Evdeki yarım kitaplarımdan 2 tanesine kardeşim el koydu geçen geldiğinde ama vermedim, yani eldekileri temizlemeye de hevesli olduğumu kanıtladım kendime, bu da çok iyi.

B Öyle bakınca ben yapamadım hissime de bi’ nanik çaktım. Onun yerine kendimi öpüyorum, sırf tipi bana benziyor diye de şunu aşağı bırakıyorum;

Share:
Devamı

Sabotaj bazen iyi midir?

Şu konuda bir anlaşalım mı? Herkes spor insanı değil. Herkes aslan kaplan mı, narin kelebekler de var ( ben hangisiyim bildiniz mi?) değil mi ama... Belki ben de güzel güzel  süzülmek ve kendimi hic yormamak için doğmuşumdur olamaz mı yani? Bir çita hızıyla ko.... Offfhhhhh... Tamam ben de inanmadım. Gerçekten biraz spor lazım. Spor deyince illa kas kitleni ikiye katlayacak şeyler olması gerekmiyor ama biraz hareket biraz da esneklik kesinlikle gerekiyor. Hele benim gibi sabahtan akşama masa başında çalışan, bir toplantı salonundan ötekine geçmek için ayağa kalkan insanlar hayatına biraz fiziksel egzersizi mutlaka katmalı.

İşte tam bunları düşünürken grip oldum geçen hafta. Kötüye gitmedim ama iyileşme de yok, kafamı kaldıramaz halde 5 gün geçirdim. Hareket falan yalan oldu.

Sonra şehir dışında bir çalıştayda görevliydim (bu vesileyle yine mikemmel toplumsal analizlere giriştim okuyarak fenalık geçirmek isteyenler için şurada ). 4 gün boyu yavrudan ayrı kalmak istemedim, çalıştay ili memlekete de 1.5 saat mesafede, annemlerle yavruyu oraya bırakıp sabah akşam gel git yaptım.  Saatlerim toplantıda ve otobüste geçti, hareket namına tek yaptığım akşam gelince üstüme atlayan oğlumla boğuşmak oldu...

Güzel tarafına geliyorum, bu yolculuk sayesinde "ebeveynlik dışı kitap okuma" hedefimi çoktan aştım! 

İlk önce Yerdeniz Büyücüsü'nü okumuştum. Ardından Küçük Arı'yı (Chris Cleave) buldum. Okurken ve bittikten sonra yüreğime kıymık gibi battı-ki bu benim için yıldızlı beş anlamına gelir. Arkasından daha önce nasıl olup da okumadığıma hayret ettiğim Uçurtma Avcısı'nı (Khaled Hosseini) bitirdim. Bütün hikaye boyunca göğsümde bir fil oturuyordu ve hala kalkmış sayilmaz; kendimi ara ara kitaptan bölümler düşünürken buluyorum... Diğer kitapsa Ayşe Kulin-Kördüğüm. Şimdiye kadar beğenmediğim tek kitabı diyebilirim.

Sonuç olarak bir takım sabotaj gibi görünen durumların faydalarını yaşadığımı fark ettim. Planının dışına azıcık çıkınca her şeye uyuz olan ben, bu kez çok mutlu oldum. Bunu da, depo boşaltmaya niyet etmenin gücüne yordum.

Share:
Devamı

Mızmız soruyor: Hani istatistik yalandı?

Bir konu hakkında düşünür ve onu hayatına katmak için gerçekten niyet edersen aslında evren sana gerekli sinyal ve materyalleri gönderiyor diyordu son zamanlarda okuduğum kitaplar… Cidden öyle oluyor…
Kahve’nin 100 gün projesiyle kalbim çarpmaya başladığından beri listeme koyduğum şeyleri neden yapamadığımı düşünmeye başlamıştım. İçimden bir ses yeterince üstüne düşmedin diyordu. Özellikle sporla ilgili olarak bana bağırıyordu hatta. Kocam benimle bu konuda çok dalga geçer. Ne zaman spora niyet edip yapacak olsam, “ayyhh yoruldum! Uff acıdı” deyip 15 dakikada bırakıverir(d)im. Sonra da benim hamlığım hiç geçmedi, vay bu kaslar hiç açılmadı, ben niye zorlanıyorum… (Acaba?!)
Bir de sürekli bir şeyi yapmakta ustalaşmak, iyi olmak için ne gerekir diye düşünür oldum. Dil öğrenmeye yatkın olduğumu düşünürüm mesela, ama 2. yabancı dil için ciddi planlamalar yapmaya başladığım şu günlerde bu yatkınlığın ne kadar işime yarayacağına pek güvenemiyorum nedense.
Son olarak bir şey daha söyleyeyim konuyu bağlayacağım. Geçen hafta çocuklu arkadaşlarla okul, okul başarısı, hayatta ve işte mutluluğu yakalama yüzdesi gibi şeyleri konuşurken kafalar epey bulandı. Herkes aileyi aşırı önemli buluyor, ailenin çocuk gelişimi üstündeki etkilerini ispatlayan bilimsel araştırmalar da var, fakat bu bulgunun bana yeterli gelmeyen bir kısmı var.
Derken, bu ara kafayı taktığım bir istatistik yöntemle ilgili makaleleri okurken şu önemli sonuçları buldum;

Çalışmada yapısal eşitlik modellemesi kullanılarak öğrencilerin fen ve matematik başarılarını en çok yordayan değişkenin ne olduğu tespit edilmeye çalışılmış. Bunun için ülke olarak feci çaktığımız ve ha bire öğrencilerimizin son sıralarda çıktığı PISA sınavı var ya, onun anketleri kullanılmış. 15 yaş grubu öğrencilerin aile özellikleri, bilgisayar ve donanımı, eğitim materyali ve öğrenmeye ayrılan zaman değişkenleri (bu değişkenlerin barındırdığı alt değişkenler var) ile bilişsel test kısmının sonuçları arasında bir ilişki kurmak için model kurulup çalıştırılmış. Sonuç mu? Sonuçta her iki ders için de en önemli değişken “öğrenmeye ayrılan zaman” olarak bulunmuş! Ailenin eğitim ve sosyal durumu, evde bilgisayar internet vb. şeylerin kullanımı, eğitim materyali –ki bunun içinde şiir kitapları, sanat eserleri vb. şeyler de var- değil de, o dersi öğrenmek için ne kadar süre çalıştığının en etkili unsur olması hem beklenen hem de şok eden bir sonuç değil mi?
Sınavlara hazırlandığımız dönemlerde annemlerin durmadan “ne yapacaksanız kendiniz yapacaksınız kızım, çalışırsan olur, gerisi boş” deyip durmalarının varmış bir hikmeti iyi mi!
Bu çalışmada 1 numaralı faktör olarak ortaya çıkan “öğrenmeye ayrılan zaman” gizil değişkenine ait bileşenlerin en önemlisi ise “okuldaki fen/matemetik dersine çalışmak ve ödevlerini yapmak için ayırdığı süre” olarak bulunmuş. Bildiğin, adam akıllı öğrencilik yapmak yani! Bu dersler için alınan “özel dersler”in süresi ve derslerin okuldaki haftalık saati ise daha geride kalmış.
Bu sonuçları okumak bana düzenli bir şekilde zaman ayırmadığın hiçbir işten sonuç almayı beklememek gerektiği aydınlanmasının yanı sıra, gerçekten de eğitimle ilgili öğrencinin kendi çabasının önemini bir kez daha hatırlattı.
Çalışmada değinilen başka konular da var ama makaleyi buraya yazmış gibi olmamak için çok uzatmıyorum. Ailenin eğitim düzeyinin de yine belirleyici unsurlar (matematik için ilişkili bulunmuş) içerisinde olduğunu ve ilginç bir şekilde evdeki edebi eser sayısının da evdeki eğitim materyalleri içerisinde önemli bir faktör olarak bulunduğunu (fen bilimleri için) yazmadan edemeyeceğim…
Gel de istatistiğe inanma…

Share:
Devamı

Bu sefer...

"Bu sefer kendim için bişey yapıcam. 
 Bu sefer çok üstüne düşücem.
 Bu sefer aklımdakileri yapıcam.
 Bu sefer halledicem..."

Kahve'nin bu blogdaki 100 gün projesini okuduğum anda içim bir hopladı ki sorma... Rejime ya da bir kursa falan başlarken insan yanında birini ister ya, işte onu bulmuş gibi oldum! Tam yazayım ona diye düşünürken burada toplaşıverdik, ne güzel oldu.

Fakat ben yine işe yanlış başladım anlaşılan. Yukarıdaki cümleleri kurarak kendimi gaza getirdim sözde... Oysa bunlar ne zaman söylese(k)m sabotajcı gibi o işi güme götüren laflar değil mi?

Yine öyle oldu.

Halbuki listemi kısa tuttum diye seviniyordum. Şu 100 gün için hedefim hepi topu 3 taneydi.

İlki başlayıp yarım bıraktığım ya da ikinci kez okumaya başlayıp orada burada sürünen kitaplarımı tamamlamak ve 3 tane roman okumak... Ebeveynlik ve psikoliji dışında da kitaplar yazıldığını yeniden hatırlamak yani!

İkincisi spor yapmak... Yüzyıllardır benim için hayal düzeyinde seyreden bu konu yavrunun doğumundan sonra ha bire tutulan, ağrıyan, incinen kaslarım yüzünden bir gerekliliğe dönüştü. Daha fazla ertelemek istemiyorum o yüzden... Bir deneyeyim yahu! Yeter! Yanımda arkadaş da var üstelik, kocam haftanın 3 ya da 4 günü sabah 6.30 civarı kalkıp yavru uyanana kadar spor yapıyor, ben de yancı olacağım işte daha ne olsun.

Üçüncüsü de hep aklımdan geçirdiğim, merak ettiğim ama anlayamamaktan korktuğum tasavvuf okumalarına başlamak. Aslında başladım, devam etmek diyelim...

İşte hepsi bu!

Komik bir şekilde bu listeyi bu gün hemen "halletmeli" diye düşündüm dün gece. Fakat gecenin her zamanki gibi bol uyanmalı, delirmeli ve zombiye dönmeli bir gece olabileceğini hesaba katmamışım. Sabah o kadar uykusuzdum ki spora falan kalkamadım. Yazlık kışlık kıyafet değişimi için dolapları döktüm, ev temizledim, annemle turşu kurdum, yavruyla oyun oynadım, 175 kere ev topladım derken kitap okumak bir yana, elime telefon bile alamadım.

AMA bu sefer yapamadım diye düşünmüyorum. Listeye 4. Madde ekliyorum;

-kendimi mutlu etmek için çalışacağım. Bunları da bu amaçla yapacağım. Yani devam etmek için gayret gösterecek ama bugünkü gibi işler planlanan dışına çıkarsa kendime eziyet etmeyecegim.

İşte böyle böyle yükleri boşaltacağım.

Share:
Devamı