Burcu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Burcu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

SORU-021


Farkına bile varmadan, kasmadan, yorulmadan iki günü harcama yapmadan geçirmişim. Yalnız olduğumda tutumluluk konusunda başarılıyım ama insan içine karıştığım anda “bi’ daha mı gelicez dünyaya?” modu bir anda aktive oluyor. Alkol ve sigara konusunda da tam bir sosyal içiciyim. Merhaba, ben Burcu, sosyal harcayıcı ve sosyal içiciyim. Kendimi bir gruba dahil etme güdüsüyle bedenime ve cüzdanıma zarar vermekte bir beis görmüyorum anlaşılan. Bir dahaki sefere dışarıya çıktığımda soda ya da sudan başka bir şey içmemeye niyet ediyorum. Hadi kızım, göreyim seni.

SORU-021
KENDİNİZİ DEĞERLİ HİSSETMEK İÇİN NEYE İHTİYACINIZ VAR?

Sorularımdan ve cevaplarımdan öğrendiğim kadarıyla kendimi değerli hissetmek için “birine” ihtiyacım var. Bu birinin bana kendimi değerli hissettirmesini de bekliyor olabilirim, kendimi o biriyle karşılaştırıp “ben ondan daha değerliyim” de demek istiyor olabilirim. İnsanlıktan uzakta bir başıma nasıl değerli olabileceğimi bilemiyorum.

YouTube’da “Kadın Kanalı”nı takip etmenizi öneririm. Üzerinde çalışılmış, düşündürücü içerikler hazırlıyorlar. Aşağıda linkini paylaştığım bölümde genç bir kadının insanlıktan oldukça izole, kendi yaptığı evinde, kendi yetiştirdiği yiyeceklerle, kendi yaptığı şifalı karışımlarla, kendi kendine olan hayatını izleyebilirsiniz. Daha önce New York’ta yaşamış, tasarımcı olduğu halde temel tüketim malzemelerinin hiçbirini kendi üretemediğini fark ettiği zaman sorgulama süreci başlamış. Kurduğu düzenden tatmin olduğunu görebiliyorum. Kendi kendine hem madden hem manen yetmeyi başarıyor olması gerçekten hayranlık uyandırıcı. İtici sebebi insanlardan yorulması falan da değil, kendi kendine yetmek istemesi.

Günlük yaşantımda o kadar dışa bağımlıyım ki sevgiyi, değeri de dışardan almakta bir gariplik görmüyorum. Çantama baktım az önce, benim ürettiğim tek bir şey yok. Yediklerimi birileri benim için yetiştiriyor, başka birileri benim için pişiriyor, ben de para veriyorum. Giydiklerimi birleri benim için tasarlıyor, başka birileri benim için dikiyor, ben de para veriyorum. Salonumdaki masif ahşap sehpayı biri zımparaladı, başka biri ona perfore ayaklar taktı, ben de para verdim. Biri bana değer verdiğinde karşılığında bir şey vermem gerektiğini hissetmem, sürekli bir alış-veriş içinde olmamdan kaynaklanıyor olabilir. Üretip paylaşma alışkanlığına sahip olmadığım için tek bildiğim yöntem olan takasla değer sahibi olmaya çalışıyor olabilirim.

Üretip paylaşma davranışının mutluluk ve özdeğerlilik getirdiğini annelerde görebiliyorum. Sütle kurulan bağ daha sonra yemek yapma ve yedirmeyle devam ediyor. Hayatının diğer alanlarında alış-veriş davranışını sürdürüyor bile olsa çocuğuyla kurduğu paylaşım ilişkisi anneye bambaşka bir perspektif veriyor. Pek çok kadın anne olduktan sonra üretmeye başlıyor gördüğüm kadarıyla; domatesini balkonda yetiştireninden yoğurdunu kendi mayalayana. Bu yönelimin çocuğunun doğmasıyla başlayan üretme ve paylaşma davranışını hayatına yayma dürtüsü olduğunu düşünüyorum. Annelere alkış.

Sevgiyi dışarıdan beklememin çözümü üretici ve paylaşıcı olmak olabilir mi?



Share:
Devamı

SORU-020



Bu sabah işe yürüyerek geldim. Çalıştığım şantiyenin etrafında köpekler var, işçilerin yatakhaneleri de burada olduğu için yemek artıklarından besleniyorlar. Köpeklerden bazılarını tanıyorum. Bir tane beyaz var; dik kulaklı, çok atik, çok hareketli; sürekli devriye geziyor, bir o tarafa koşuyor bir öteki tarafa. Toz kalkmasın diye suluyorlar şantiyenin etrafını, bu benim beyaz hep oynuyor o çamurun içinde, boynuna kadar çamur. Kendini sevdirmek konusunda çok istekli, o çamurlu patiler bir anda pantolonda desen yapabiliyor. Beyazı kıskanan da bir siyah var. Beyaz kendini sevdirmeye başladığı anda koşup geliyor, kovalıyor beyazı, ofise girene kadar peşimden geliyor.

Ben arabayla gelip gitmeye alıştığım sırada yeni köpekler de gelmiş. Bu sabah tombul bir yavru gördüm. Burnunu bir karton bardağa sokmuş, çıkaramıyor. Patileriyle itelemeye çalışıyor, bardağı yere vuruyor ama ı ıh. Tuttum çıkardım bardağı. Bana kendimi işe yarar hissettirdiğin için teşekkürler tombul yavru. Eğer sabah işe arabayla gelseydim kendimi tombul yavru köpek kahramanı yapamazdım.

SORU-020
KİM(LER)İ SEVİYORSUNUZ?
ONLARI NEDEN SEVİYOR YA DA ONLARDAKİ NEYİ SEVİYORSUNUZ?

Bu çok güzel bir egzersiz. Tanıdığım ve tanıştığım, sevdiğim, beğendiğim herkese bu gözle bakmak benim kendimde geliştirmek istediğim özelliklerimi görmemi sağlayabilir. Müdürümün disiplinini, annemin şefkatini, arkadaşımın gri saçlarını seviyorsam ben de disiplinli, şefkatli ve dikkat çekici bir olmak istiyorum denebilir.

Hayranlık duyduğum karakter açık ara dedem. 92 yaşında hala meraklı, gözlemci, şakacı olması çok hoşuma gidiyor. Biraz bencil olduğunu söylenebilir. "Kim uzun yaşar biliyor musun? Gamsız olan." diyip gülmesinin hastasıyım.

İlgisini çekmeyen bir konu konuşuluyorsa işitme cihazını kapatmasına bayılıyorum; “Bana ne!” diyebiliyor. Sen bir şey anlatırken bir bakarsın sırtını dönmüş yatmış. İlgilenmediği kişi ben olursam sinirim bozuluyor ama bunu yapabilmesi çok hoşuma gidiyor; gereksiz bilgi onun için, kafasını yormuyor.

Vücudunu çok iyi dinliyor olmasına hayranlık duyuyorum. Köyde yaşıyorlar, bazen annemlerin yanına gelmeleri gerekiyor hastaneye gitmek için. Bir bakıyoruz ki pek yemek yemiyor. “Beğenmedin mi?” diyoruz; “Ben burada az hareket ediyorum, çok yememem lazım.” diyor.

Ağaç çok seviyor, çılgınlar gibi zeytin ağacı dikiyor. Bütün çocuklarına, çocuklarının ailelerine yetecek kadar zeytin, zeytinyağı, zeytin sabunu üretebiliyor, hatta fazlasını satarak gelir elde ediyor. Yaz demiyor, kış demiyor, bisikletine binip zeytin ağaçlarını kontrol etmeye gidiyor. Gücünün azaldığını fark ettiğinde bisikletiyle vedalaştı ve elektrikli bisiklet aldı. Sevdiği şeyleri yapabilmenin yolunu buluyor.

İnsan ahlakıyla ilgili okumayı ve düşünmeyi çok seviyor. Beğendiği bir şeyi anlatıyor, anlatıyor; “Ben böyle düşünüyorum, sen ne diyorsun? Her dediğime doğru demeyin, yanlışsam söyleyin.” diyor. Fikir üretiyor, başkalarının fikirlerini dinliyor, fikrini daha iyi hale getirmek için çaba harcıyor.

Dedem gibi meraklı, fikir üretebilen, vücudunu dinleyen, onu ilgilendirmeyen şeyleri ise dinlemeyen, doğayı seven, sevdiği şeyleri yapmak için çözüm üreten, gülmeyi seven, hayatın biteceğini bilen ve buna rağmen her gününü seven biri olmayı kesinlikle çok istiyorum.

Share:
Devamı

SORU-019


Arkadaşım bu sabah evine döndü. Dün son gecemiz olduğu için geç vakte kadar ayaktaydık. Şarabın da etkisiyle sabah kafam yastıktan kalkmadı. Dişimi fırçalayıp pantolon giyebilecek o son 10 dakikaya kadar yataktan çıkamadım. Oysa arkadaşımın gidişiyle her şey eski rutinine dönmeliydi. Nerede kaldı bacak fırçalamalar, kitap okumalar? Bugün spor günüm ama dün akşam spordan döndükten sonra çantamı boşaltmadığımı, kirlileri makineye atmadığımı ve yeni bir çanta yapmadığımı havalimanından dönerken fark ettim. “Zaten uykusuzum, çanta da hazırlamadım, zaten arkadaşımın gittiği gün bugün, rutinlerime yarın dönerim.” dersem, o erteleme hastalığı kanıma bir kere girerse gerisinin çorap söküğü gibi geleceğini bildiğim için işe geç kalma pahasına eve geri döndüm ve spor çantamı hazırladım. Ekrana bakarken şaşı oluyorum büyük ihtimalle uykusuzluktan, ama itiraf etmeliyim ki bu büyük oranda psikolojik. Bana “tatile çıkacağız, bilmem ne adalarına gideceğiz.” diyin, bakın 3 saatlik uykuyla neler yapıyorum. Eni konu 3 saat az uyudum bir güncük ve vücudum bütün enerji stoklarını mı tüketti yani? Hadi oradan! Spora gideyim de terle atayım alkolün kalıntılarını, evime gelip erkenden rahat rahat uyurum o yorgunlukla. Aferin bana!

SORU-019
YAŞAMDAKİ EN BÜYÜK AMACINIZ NEDİR?

Bu soruyu her duyduğumda çok üzülüyorum. Cevabını kesinlikle bilmiyorum. “Hayata şunu gerçekleştirmeye geldim” diyebileceğim hiçbir yüce görevim varmış gibi hissetmiyorum. Kısa vadeli hedeflerim, “şu olsa güzel olur” dediğim planlarım var ama en büyük amacım yok.

En büyük hayalim, en uzun vadeli olanmış gibi düşünerek cevaplayayım bu soruyu o halde. 

En uzak vadeli planım birkaç yıl sonra borçlarımı bitirmiş, birikim yapmış, farklı yerlerden gelir elde edebilecek yatırımlar yapmış olmak. Maddi özgürlüğün beni, daha bana benzer biri haline getireceğini düşünüyorum. Söyleyebileceğiniz bir şeyi sırf maddi çıkarlarınız var diye söyleyememek çok çaresiz bir durum benim için; insan idare etmekten biraz daha ağır bir anlamı var gibi geliyor. Maaşını almak için patrona, evsiz barksız kalmamak için ev sahibine “eyvallah” demek kişiliğimin bir yerlerinde minik de olsa bir köşeyi kırıyor. Ben kendimi ona kanıtlayacağım ki o da beni bir miktar paraya ya da evinde oturmaya layık görecek. Kendimi kanıtlamak için kendimi paraladığım o kişilere yolda denk gelsem pek iyi sıfatlar kullanmazdım. Saygıdan değilde maaşım yatsın diye boynumu bükerken kendimi görmeyi sevmiyorum.

En büyük amacım madden olabildiğimce bağımsız olmak.

Diyelim ki işler planladığım gitti. Hayattaki en büyük amacım olan maddi bağımsızlığıma kavuştum. Benim en büyük amacım Maslow’un ihtiyaçlar piramidinde en altta katmanlarda kalıyor. Temel ihtiyaçlarım karşılanıp güvenlik ortamı sağlandıktan sonra sıra ait olma ve sevgi ihtiyaçlarına geliyormuş. Benim gelinlik hayali kurabilmem için ilk önce hayattaki en büyük amacımı yerine getirmem gerekiyor anlaşılan.

Share:
Devamı

SORU-018


Merak ettiğim bir kitap vardı ama almaya aylardır elim varmıyordu. Yazarı İnstagram’da bir çekiliş yapmıştı birkaç hafta önce; bir arkadaşımı etiketlemiştim. Az önce hikayelerin arasında gezerken kendi kullanıcı adımı gördüm, algılayamadım ne olduğunu. Çekilişin yedekler listesinde ilk sıradayım! Hayatımda ilk defa bir çekiliş kazanmaya çok yakınım. Kazananlar listesini de görmemiştim hiç, ilk kazananlardan olsam belki de görmeyecektim paylaşımı ve haberim olmayacaktı. Çekilişe katıldığını unutan ya da zamanında geri dönüş yapmayan birileri kesin vardır değil mi? Birkaç kitabını koymuştu çekiliş postuna, hepsinden gönderecekler mi acaba? Herkese birer taneyse benimki hangisi olur?

SORU-018
BUGÜN KENDİNİZLE İLGİLİ FARKLI NE ÖĞRENDİNİZ?

“Nerede bende o şans?” dememem gerekiyor. Çünkü bir çekiliş kazanmaya çok yakınım. 

“O işe beni almazlar.” diyip başvurmamak, bana çıkmaz diyip yediğimiz Magnum’lardan çıkan Lamborghini çekilişi şifrelerini yollamamak, “Kesin çok pahalıdır.” diyip yıllardır gitmek istediğin ülkenin biletlerine bile bakmamak yok! Çünkü “Nereden biliyorsun?”! 

Belki o istediğin işte tam senin pozisyonunda biri istifa etti o gün ve işveren bilgisayarının başına oturduğu ilk anda senin başvurunu gördü. Sen o maili atmazsan o işveren senin varlığını nereden bilecek? 

Kardeşim yıllardır bıkmadan usanmadan yollar şu Magnum şifrelerini, çekiliş yapılana kadar da bütün çubukları saklar, ben çubuğu kazara attıysam da kavga çıkarır. Sonuçta ona bir kazanma ihtimali verilmiş; o ihtimali değerlendirirse belki de çıkar, belki milyonda bir ihtimal ama ihtimal var; ihtimali değerlendirmezse kazanma ihtimali %0. Kardeşimin matematiği benimkinden iyi belli ki.

O gün müthiş bir bilet indirimi oldu istediğin ülkenin biletlerinde, eğer sen bunun için bir şey yapmadıysan bundan nasıl haberdar olmayı bekliyorsun? Fiyatlara bak, fiyatı düşerse haber veren aplikasyonlar var, kullan bunları. 

Hani bir hikaye var, adamın biri her gün Allah’a yalvarıyormuş: “Allah’ım lütfen büyük ikramiye bana çıksın!” Bir yıl geçmiş, on yıl geçmiş, adam her gün dua ediyor: “Allah’ım lütfen büyük ikramiye bana çıksın!” Aradan yıllar geçiyor, adam artık ihtiyarlamış, ama hala bır bır bır bır dua edip duruyor. Allah’ın canına tak ediyor: “Be adam, git de bir bilet al!”

Bugün öğrendim ki şanssız falan değilim. Bir şeyler olsun istiyorsam o şeylerin önkoşullarını yerine getirmem gerekiyor. Kendimi olasılıklara açmalıyım; kapıyı açmazsam içeri kim ya da ne girebilir ki?

Share:
Devamı

SORU-017


Cuma günü arkadaşımı havalimanından almaya gittim, o gün bu gündür tik işaretlerimi gören olmadı. Ne kitap ne Duolingo. Edinmeye çalışmaktan vazgeçmediğim tek alışkanlığım bacak fırçalamak oldu. Fiziksel ödev olduğu için fırçalamaya üşenmedim sanırım; diğer ödevlerim için odağımı arkadaşımdan çekip kendime toplamam gerekecekti, birkaç gün göreceğim arkadaşımdan daha kıymetli değil bunlar. Bugün İspanyolca kursunu da ekeceğim. Arkadaşım da sporcu olduğu için yarın spora beraber gideceğiz. Çarşamba sabahı onu uğurlamamla beraber rutinlerim geri gelecek. Öncelik sıralaması yaptım denebilir. Bu ara için kendime kızmayacağım. Önemli olan toparlanma zamanı geldiğinde yeni bahaneler bulmamak. Çarşamba günü benim için kritik olacak.

SORU-017
SİZİ SINIRLAYAN EN BÜYÜK KISITINIZ NEDİR?

Bu soruya cevabım çok net bir “PARA”. Zamanımı bunun için kiralıyorum. Uykumu alamamış bile olsam para için yataktan çıkıyorum. Aşk acısı bile çeksem işe geliyorum. Sevdiklerime ayırabileceğim zamanımı para versinler diye tanımadığım bir grup insanla geçiriyorum. Yaşadığım ülkenin parasının değeri düşük olduğu için parası kıymetli ülkelere gitme hayallerimi ertelemek durumunda kalıyorum. İlerideki çalışmayacağım günler geldiğinde aç açıkta kalmamak için çılgınlar gibi hesap kitap yapıyorum. Hayallerimi bile paraya göre kuruyorum. Özel okul fiyatlarını duyunca çocuk sahibi olma hayalleri kuramaz oluyorum.

Benim jenerasyonum hiç yokluk görmediği halde paranın stresini çok yoğun yaşıyor. Dedelerimiz açlıkla sınandı, savaş sonrasıydı, sanayi ürünleri yaygın değildi. Annelerimiz darbe dönemini yaşadılar, tüp kuyruklarında beklediler. Ben şu yaşıma kadar Starbucks kuyruğunda beklediğimden daha uzun süreyi hiçbir kuyrukta geçirmedim.

Biz yoklukla değil, bollukla sınanıyoruz.

Hayatımı paraya satıyor ve bu parayla ne yapıyorum?

Bu soruyla yüzleşince biraz utandım. Hayatım boyunca kendimi farklı, sürüden ayrı olarak tanımlamak çok hoşuma gitmişti. Dövmeliydim, saçımın yarısı uzun yarısı kısaydı, o 5 yıldızlı otellere gitmezdim, Mango’dan alışveriş yapmazdım, o diziyi ben izlemezdim. Orijinaldim yani işte, herhangi biri gibi değildim. Olmak istemezdim zaten, çok sıradan.

Bugün para yatırdığım pek çok şeyi sıradan gördüğüm o insanlar beni alkışlasın diye yaptığımı acı da olsa fark ettim. Benim farklılık dediğim şeyler beni sürüden koparmıyor; sürünün içindeki işaretli koyun olmamı sağlıyor. 5 yıldızlı otele gitmiyorum da kar tatiline gidiyorum. Pilates değil de CrossFit’ yapıyorum. Televizyon izlemiyorum da  Netflix’i bitirdim. Elime geçen ilk parayla, üzerine kredi çekip araba da almadım mı? Anneannem yeni arabaya kaza gelmesin diye kurban kesmek istediğinde borcum olduğu ve hayvan hakları konusunda hassas olduğum halde “al anneanne, bu parası, ne biliyorsan öyle yap.” demedim mi? İçimdeki marjinal koyun şu an çok üzgün.

Paramı en çok ne temel ihtiyaçlarım ne de hayallerim için kullanıyorum. En çok parayı toplum onayı almak için, sürüye uyabilmek için harcıyorum.

Demek ki en büyük kısıtım para değil onaylanma ihtiyacımmış. 

Hoş mu şimdi?

Share:
Devamı

SORU-015


Finansal özgürlüğünü kazanmak bir iş sahibi olup temel ihtiyaçları karşılayabilmekle olmuyor. Para kazandığınız işinizi kaybederseniz temel ihtiyaçlarınızı karşılayamayacaksanız finansal olarak özgür değilsiniz demek oluyor. Finansal olarak özgür olmayan birey de maalesef herhangi bir açıdan özgür olamıyor. Ev kredisi ödemek zorundaysanız işinizi kaybetmeyi göze alamaz, size hakaret derecesinde şakalar yapan koordinatörünüze güleryüz göstermek zorunda kalırsınız. Gerçekten özgür olsanız o kişisinin size o şakayı yapmasına izin vermezsiniz. “Yeter!” diyip çıkabilme lüksüne sahipseniz sadece işinizi yapmayı istediğiniz için orada olursunuz. Özgür iradesiyle o şirkette bulunmayı seçen personellerin olduğu firmalarda ortaya çıkan ürünler tartışmasız kalitelidir, o şirketin marka imajı sempati duyulasıdır.

Eğer bir kişi her sene sahip olduğu varlığın %4ünü harcıyorsa zengin sayılıyormuş. Çünkü her sene %4ünü harcadığınız bir kaynağı ömrünüzün sonuna kadar tüketemiyormuşsunuz. Sahip olduğunuz varlığınızdan daha çok harcama alışkanlığınız sizi zengin ediyor, diyebiliriz. Yapabileceğimiz bir diğer hesap da şu: yıllık giderinizi 25 ile çarparsanız zengin olmak için ihtiyacınız olan miktarı bulabilirsiniz.

SORU-015
YAPTIĞINIZ İŞİ SEVİYOR MUSUNUZ? BÜYÜK İKRAMİYE SİZE ÇIKSA NE İŞ YAPARDINIZ?

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Bölümü mezunuyum. Çok büyük ideallerle seçtim mesleğimi, okulda aldığım eğitimle dahi bir sanatçı olacağıma inandım. Okulumun ilk yaz tatilinde bir mimarlık ofisinde çalışmaya başladım. Ofisten kazandığım parayla geçinemeyeceğimi anlayınca bir de barda çalışmaya başladım. Komiktir ki bardan kazandığım para, mesleğimi geliştirmeye çalıştığım yerde kazandığımın 5 katıydı. Temel ihtiyaçlarınızı karşılayamadan idealist olamazsınız. Mesleğime inancımı ilk bu konuda kaybettim.

Annem resim öğretmeni, benim de elim kırıktır. Okulda bir paftalar çiziyorum ki aman aman, neredeyse ressamım. Öğrenimini gördüğüm işin inşaat sektörünün bir parçası olduğunu anlamam üçüncü senemin sonundaki şantiye stajımı buldu. Kağıtta, bilgisayardaki artistik çizgilerin gerçek hayattaki karşılığının beton, çelik, toz, usta teri, mal sahibi küfrü olduğuyla yüzleştiğimde bir kere daha kırıldım.

Mezuniyetimden hemen sonra İstanbul’daki en büyük projede çalıştım. İnsana olan inancımı da orada kaybettim. Güvendiğin insanlar tarafından kullanılmak mı ararsın, hak etmediği halde senden fazla kazananı mı, dedikodu mu istersin, entrika mı? En büyük şansım bağlı olduğum müdürümün finansal özgürlük sahibi bir kadın olması, inanmadığı şeye inanmadığını söyleyebilmesi, saygıyı hak etmeyene saygı göstermemesiydi.

İstanbul’dan İzmir’e taşınacağımı söylediğimde şansım yaver gitti ve bana göre yüklü bir miktar tazminat aldım. İlk defa elimde toplu bir para oldu. Hem paramı bağlamak hem de ben bu hayatta bir şeye sahip oldum hissini yaşamak için bir yıllık da kredi çekerek araba sahibi oldum. Aileme ait evde kız kardeşimle beraber yaşayacağım için kira masrafım olmayacaktı. 10 yıl sonra ilk defa kira ödemiyorum, çok enteresan bir his. Bugün işimden olsam arabamı satar, kredi borcumu kapatır, işsizlik maaşıyla temel ihtiyaçlarımı gideririm. Bu süre içinde de yeni ve daha iyi bir işi hayatıma çekmeye niyet ederim.

Özgür müyüm? Tam değil ama evet. İşime finansal olarak özgür olabileceğim o günleri planlayarak geldiğimi itiraf etmeliyim. Eğer bu işten para kazanmasaydım bu işi yapmazdım. Yaptığım işi seviyorum diyemem bu durumda. Ama bana özgürlüğümü verecek kaynaklar yaratmamda yardımcı olduğu için işimin varlığına minnettarım.

Genç yaşta kendimi emekli etmek gibi bir hayalim var. Ama çalışmamanın insana iyi gelmediğine inanıyorum. Emekliliğimde elimle ürettiğim şeylerle ilgilenmek istiyorum. Bunları yapabileceğim ve sergileyebileceğim bir atölyem olsun isterdim. Seramik, resim, örgü, dijital sanat pek çok şey olsun içinde; benim ilgilendiğim her şey. Gelen giden farklı faklı insanlar olsun, bir kahve yapayım, oturup iki lafın belini kıralım, başka bir bakış açısı edineyim her birinden.   

Karşılığında 5 kuruş kazanmasam bile her gün severek, koşa koşa giderdim ben o atölyeye.

Share:
Devamı

SORU-014


Mevsim geçişinden kaynaklı olduğunu düşündüğüm bir uykunun yetememesi, kafanın yastıktan ayrılmak istememesi sendromu içindeyim son bir haftadır. Sabah 7’de zınk diye uyanan ben alarmı susturup tekrar uyuyup yarım saat sonra korkuyla, geç kaldım hissiyle uyanmalara başladım. Vücudumun uyku istediğinin farkında olduğum için dün akşam 23’te yattım ama vücudumu 8 saat de kesmemiş; bir yarım saat daha maçı uzatmalara götürmüş. Uykuya direnmek çok zor, en ihtiyacın olan anda çekiveriyor fişini uykusuz vücut. Vücut ne derse o, biraz daha erken yatmayı denemem gerekecek sanırım. Çok şükür işim var da yataktan kalkıyorum, kendi irademle kalkmam gerekse kim bilir saat kaçları bulur, ömrümden kaç saat kaybederim. İyi ki işim var! Canım işim!

Vücudum tüm kış uykusu hazırlıklarını yapıyor olsa gerek ki iştahım da artıyor. Akşam yemeğimi saat 6’ya doğru yiyordum; şimdi saat 5’i beklemekte bile zorlanıyorum. 5’te yediğimle kalacak olsam yine iyi; biliyorum ki akşam “az bi’ şey koy ağzına da öyle yat” diyecek. Uykuya direnmek kadar zor bir şey varsa o da yemeğe direnmek ama bu konuda uykuya gösterdiğim anlayışı gösteremeyeceğim. Kışın üşümemek için yağ depolamaya çalıştığını biliyorum vücudum ama montlarımız var kalın kalın, para verdik aldık yani sen kendini yorma.

Arabasızlık denemelerim sürüyor, işe yürüyerek geldim, hem de spor günüm ve kendimi sabote etmemeyi başardım. Alkışlar yağıyor şu an. Uyuyakalmama rağmen bacaklarımı da dişlerim gibi fırçaladım. Bacaklarım da dişlerim kadar değerli ve ilgi gösterilen şeyler güzelleşir. Peki ya “no spend”? Bu konuda sadece gözlem yapıyorum ama henüz o tracker’da bir haneyi bile karalayamadım, ciğerim yanmıyor desem yalan.

SORU-014
GELİŞTİRİLMESİ GEREKEN YANLARINIZ NELERDİR?

  • ·        Sosyal ilişkilere ayrılacak zamanın organizasyonunu yapabilmek.

Zaman yönetimi konusunda iyiyimdir ama bazen aylarca görüşmediğim ama her gün görüştüğüm kişilerden daha çok sevdiğim insanlar oluyor. Her spora gittiğimde oradaki arkadaşlarla bir de kahve içiyorum ama yarım saat uzakta olan üniversite arkadaşımla 2 ay oldu görüşmedim. Bu iş nasıl organize edilir henüz tam çözebilmiş de değilim.

  • ·        Hislerime daha fazla güvenmek.
Bu konu tartışmaya açık ama benim inancıma göre hepimiz her bilgiye vakıfız, hislerimizi modern
dünyada deforme olmuş durumda. Hislerin kas gibi çalıştıkça güçlendiğini düşünüyorum.

  • ·        Hakkımı aramak.
Bazen tembellikten bazen korkaklıktan hakkımı aramıyor ya da savunmuyorum. Geçenlerde bir kadın yan yoldan çıkarak arabamı çizdi ama haklıymış gibi bağırıp çağırdığı için korktum ve sanki benim hatammış gibi tepki verdim. Hala aklıma geldikçe kadına da kendime de kızıyorum.

  • ·        Özşefkat geliştirmek.

Bir üstteki maddede göreceğiniz gibi kendimi teselli edeceğime kendime kızıyorum. Zaten mağdur edilmişim, kadın beni paralize etmiş, “niye öyle demedin, niye böyle davrandın?” diye bir de ben kızıyorum kendime. Bu durumdan ne öğrenebilirsin Burcu’cum? Gel bir sindirelim sakince şu konuyu.

  • ·        Davranış ve düşünce kalıplarımı deşifre etmek.

      Bu çok keyif aldığım, dibi bucağı olmayan bir konu. Keşifler kendimle olan iletişimimi güçlendirmemi sağlıyor. Bir de çözüm üretebilecek cesareti toparlayabilirsem kendime olan güvenim ve saygım da artıyor. Yaşamanın en eğlenceli yanlarından biri kendini daha yakından tanımak. Yarın ne olacağına ve senin olana nasıl tepki vereceğini asla bilemiyorsun.

  • ·        Aktif dinlemek.
Karşımdaki bir şey anlattığında fikir vermek, yorum yapmak, onun lafını bölmek gibi huylarım var. Bana yapılınca çileden çıkıyorum. "En iyisini ben biliyorum, şimdi sus ve dinle!" tavrından kurtulmak, karşımdakini gerçekten dinlemek, onun anlattıklarından ne öğrenebileceğime odaklanmak istiyorum.









Share:
Devamı

SORU-013


Bu akşam iş çıkışı spora gideceğim. Havlusu, terliği, mataraları, yedek kıyafeti derken bir çanta eşya oluyor. Araba kullanmama challenge’ımı en çok spor günlerinin sabote edeceğini biliyordum. Kol çantasında dünyayı taşıyan biri olarak bir de spor çantası eklenince minik bir hamala dönüşüyorum. İşe gelirken iki çantayla geldim ama spora giderken yarın sabaha kadar kullanmayacağım eşyaları ofiste bırakacağım. Çanta optimizasyonu yaparak araba kullanmama iddiamı destekleyebileceğimi düşünüyorum.


SORU-013
GÜÇLÜ YANLARINIZ NELERDİR?

Kendimi geliştirmeye hevesliyim.

Eksiklerim konusunda dürüst olabiliyorum.

Tespit ettiğim eksiklerimi iyileştirmek konusunda gerçekçi aksiyon planları yapabiliyorum.

Planlarımı hayata geçirebiliyorum.


Benim en önemli özelliğim bunlar. Kendimi şirkete mi döndürmüşüm nedir? Belli aralıklarla durum tespiti yapıp aksiyon planları çıkarmalar falan. Karlılığımı ve sürdürülebilirliğimi ön planda tuttuğum da bir gerçek. Tüm bunları etik şirket politikalarıyla da yapmaya özen gösteriyorum üstelik. Müessesemizde güler yüz esastır. Bucita Ltd. Şti. gururla sunar. Since 1991.

Bu kurumsal kimliğime yakışır şekilde kendi şirketimin CEO’su olarak tek çalışanım olan kendimi belli aralıklarla ödüllendirsem, ona primler, motivasyon yemekleri, minik hediye kitleri versem, takdir ettiğimi etkili bir şekilde belirtsem, teşekkür etmeyi unutmasam çok iyi olacak. Ben bir yönetici olsam personelime ilk hatasında kapıyı göstermezdim, onu kıracak laflar sarf etmez, gurunu kırmaz, mağdur etmezdim. Kendi hatalarımda hemen korkup, utanıp kabuğuna çekilen içimdeki beni tekrar motive etmekten, “olur böyle şeyler, bir dahakine ne yapmayacağını biliyorsun; gel şimdi bir yemek yiyelim beraber.” demekten farkı yok bunun. Personelime gösterdiğim anlayışı kendimden esirgememeliyim. Pembe Fili Düşünme’yi okuyan olmuştur mutlaka; “özşefkat” başlığı uzun uzun işlenmişti orada. Başkasına davranmayacağımız şekilde kendimize davranmamak. Yalnız başını yemek yediğinizde de bir sofra hazırlamak gibi işte. En değerlimiz kendimizken en az özen gösterdiğimiz kişi durumuna düşmemek gerektiğini hatırlamam gerekiyor.

Bak hemen bir durum tespiti daha. “Özşefkat” konusunda eksiklerimiz var, Burcu Hanım. Lütfen bu konu hakkında da bir aksiyon planı hazırlayıp ajandalarımızı organize edelim. Konu ile ilgili sık sık hatırlatmalar yapalım. Bir aylık zaman dilimi sonunda durumu tekrar masaya yatırıp grafikleri analiz edelim lütfen.

Saygılarımla,
CEO of Bucita

Share:
Devamı

SORU-012


Haftasonu her yeni taşınanın kutsal mekanı İkea’da biraz vakit geçirdim. Sonunda bir kitaplık sahibi olmayı başardım. Salondaki her an yeniden taşınacakmışız etkisi yaratan koliler gitti. Kitaplarımı yerleştirdim kütüphaneme özene bezene. Romanlarıma dokununca, gözüm onları görünce eski bir arkadaşımın fotoğrafına bakmış gibi oldum, arkadaşımı arayasım geldi. Kişisel gelişe gelişe kitaplarla olan ilişkimi biraz deforme etmişim. Öğrenmem, aşmam gereken şeylerle aynı yere girmeye başlamış kitaplar. Oysa onlar benim oyun arkadaşlarım. Roman okumayı çok özlemişim. Okunacaklar listemden 2-3 kitap seçtim, hemen gidip aldım. Bugünden itibaren her gün 10 dakika kitap okumaya niyet ediyorum.

Yeni ev, yeni düzen. Yıllar sonra ilk defa evimi başkasıyla paylaşıyorum. Bu da bazı anlaşmalar yapmayı gerektiriyor. Kardeşimle pazar sabahları yapılacak temizliği bölüştük. Birimizin mazereti olmadığı sürece dönüşümlü olarak bir hafta birimiz, diğer hafta öbürümüz çılgınca banyo temizleyecek. Banyoyu temizlemeyen de yerleri süpürüp silecek. Bu konuda istikrarlı olup olamayacağımızı gözlemleyip iyileştirmeler yapılabilir.

Bir arkadaşım bacaklarını fırçalamayı alışkanlık haline getirmek istiyor ve bunu İnstagram üzerinden duyuruyor ki bir itici güç olsun. Benim ailemde varis ciddi bir sıkıntı ve ben uzun saatler bilgisayar başında oturan otuzlarına yaklaşmış bir kadınım. Bacak fırçalamanın kan dolaşımını arttırdığını pek çok defa okumuştum ama bir fırça edinmemiştim. Geçen hafta fırçamı aldım. Her sabah 5 dakika bacaklarıma ayırıyorum. İlgilenilen her şey güzelleşiyor. Bacaklarıma 5 dakika ayırmak benim onlara borcum.

Bana ne kadar iyi geldiğini bildiğim halde uzun süredir aksattığım bir alışkanlığıma da geri döndüm pazar günü. Kese! Ölü deriyi vücuttan parça parça ayıran o müthiş etkinlik. Duştan çıkınca tüm gözeneklerinizden içeri giren o oksijen. Bu kadar rahatlatıcı bir şeyi nasıl aksatabiliyorum, anlayamıyorum. İki haftada bir hunharca kese yapacağım.

İşimle evim arası çok yakın olmasına rağmen bazı sabahlar oyalanıp oyalanıp son anda işe arabayla gitmeye karar veriyorum. Hem sabah yürüyüşümden oluyorum hem de işten sonra yapacağım her şeyi arabayla yapmam gerekiyor. Spora ve İspanyolca kursuna giderken tramvay kullanmak benim için çok daha avantajlı. Park yeri sıkıntısı çekmiyorum, yolda İspanyolca çalışabiliyorum ve evet benzin harcamıyorum. Eğer çıkışta araba kullanmam gereken bir durum yoksa hafta içi araba kullanmamaya niyet ediyorum.

İspanyolca kursunu desteklesin diye Duolingo kullanıyorum. Günlük tekrar ve kelime bilgisi için faydalı buluyorum. Seveni sevmeyeni vardır muhakkak ama ben yararını görüyorum. Benim Duolingo’ya ayırdığım zaman iş çıkışı İspanyolca kursuna ya da spora giderkenki tramvayda geçen zaman. Araba kullanmak benim Duolingo rutinlerime de balta vurdu. Az araba çok İspanyolca.

Yıllardır bütçe yaparım. Tatlı bir excel tablom var, düzen takıntım burada çok işime yarıyor. Bullet journal kullanıcılarının alışkanlık takip ettikleri tablolar var ya, takip ettikleri bir alışkanlık var ki çok hoşuma gitti. “no spend day”. Bu konuda bir hedef belirlemeden önce durumumu tespit etmek için ben de bir cetvel tutmaya karar verdim. Bir ay boyunca hiç harcama yapmadığım kaç gün var? Bunu belirledikten sonra iyileştirme planı yapacağım. İlk hedef mevcut durum tespit raporu hazırlamak.

Haftaya iddialı başladım. Kendime güveniyorum. Desteklerinizi bekliyorum. Günün sorusunu biraz işime geldiği gibi soracağım:

SORU-012
BU HAFTA HAYATINIZA HANGİ YENİ ALIŞKANLIKLARI DAVET EDİYORSUNUZ?

  1. Her gün 10 dakika kitap oku.
  2. Pazar temizliği.
  3. Her sabah 5 dakika bacak fırçala.
  4. İki haftada bir kese yap.
  5. Hafta içi araba kullanma.
  6. Her gün Duolingo.
  7. No Spend Day Tracker


Share:
Devamı

SORU-011


Ayın 11’i ve 11. sorum. Böyle rastlantıları seviyorum. Keşke yazımı sabahtan yazıp saat 11:11’de yayınlayabilseymişim. Bugünün beni koruyan tılsım 11’lerden gelsin.

İki gündür serzenişlerdeyim. Yorumlarınız ve destekleriniz için çok teşekkür ederim. Kendimi köşeye sıkıştırmak, çözüm üretmek zorunda bırakmak verimli oldu diyebilirim. Görmezden gelinemeyecek bir yol var orada, girişini otlarla kapamaya çalışmışım ama orada işte. O yolun önce girişini temizleyip sonra ufak yürüyüşlere çıkmak niyetindeyim. Umarım bu yeni yol bana ve tüm sevdiklerime şifa getirir.

Şimdi yeni sorularla suyu tekrar bulandıralım. Tortular dibe çöktüğünde bulduğum şeyler beni heyecanlandırıyor. Suyu bulandırma cesaretini gösterdiğim için kendimi tebrik ediyorum. Aferin kız bana! Seviyorum ha kendimi! Canım ben!  

SORU-011
YAŞAMINIZDA SİZİ EN ÇOK HEYECANLANDIRAN ŞEY NEDİR?

Başlangıçlar!

Taşınmayı çok severim mesela. İstanbul’da çok fazla ev değiştirmem gerektiğinden olsa gerek bu işi pratik hale getirmeyi de öğrendim. Eşya azaltmayı, kategorize etmenin pratikliğini, süsün fazlasının yük olduğunu bana hayat deneyimlerle öğretti. Eski evin toparlanması, yeni evin ihtiyaçları, nakliye, yerleşme süreci, mobilya montajları… Yeni evin işler hale gelmesine kadar geçen o süreci çok seviyorum. Yeni bir düzen oturtmak, eksikleri tespit etmek, çalışmayan bir sistemi işler hale getirmek…

Eğer kurulu bir düzenim varsa da bu düzenin içinde yeni başlangıçlar yaratmaktan heyecan duyuyorum. Yeni bir kursa başlamak, yeni insanlarla ilişki kurmaya başlamak, yeni bir şey öğrenmeye başlamak, yeni bir deftere başlamak…

Her başlangıç bir suyu bulandırma girişimi sanırım. Suyu her bulandırdığımda altında kendime dair bir şey bulacağımı bildiğim için heyecan duyuyor olabilirim. Kendimi keşfetmek bana heyecan veriyor demek ki.

Geçen kış işten çok bunaldığım, kendimi çok sıkışmış hissettiğim bir dönem yaşamıştım. 6 gün aralıksız çalışmaya yetecek mental gücüm yoktu. İstanbul’dan Kartalkaya’ya ve Uludağ’a günübirlik turlar vardır. Sabah 5’te otobüse binersiniz, 3-4 saat yol sürer, pistler açıldığında tesiste olursunuz; hava kararmak üzereyken pistler kapanır, 3-4 saat yoldan sonra akşam 10-11 gibi evde olursunuz. (İzmir’de böyle turlar yok, İstanbul’un en özlediğim yanı.) 2 ay boyunca çarşambaları izin aldım. Haftayı ikiye bölerek haftasonu kalabalığına, trafiğine kalmadan dağlara çıktım. Snowboard benim için o ana kadar bir grup aktivitesiydi, arkadaşlarla zevkli olan, kalabalık fotoğraflar çektirdiğimiz bir etkinlik. Geçen kış kafayı yemem sonucu snowboard benim için bir terapiye dönüştü. “Çok soğuk, parmaklarım dondu ya of” diyebileceğiniz biri yok etrafta, sakin sakin, kabullenişle hazırlanıp çıkıyorsunuz o karların içine, kendi kendinize yetmeniz gerekiyor. Vücudum neleri yapmaktan imtina ediyor, board’um karları ezerken nasıl bir ses çıkarıyor, canım ne zaman oturup dinlenmek, ne zaman hızlanmak istiyor? Kimseler sizi görmezken nasıl birisiniz?
Yalnız başıma çıktığım dağlarda tanımadığım insanlara canımı da emanet ettim sislerin ortasında, bir daha hiç karşılaşmadığım insanlarla aynı masada yemek de yedim, dağ yolun tanıştığım hala görüştüğüm arkadaşlar da edindim, hiçkimseyle konuşmadan döndüğüm de oldu eve. Yalnız gittim, yalnız döndüm ama hiçbir seferinde evden çıkarkenki ben olarak geri girmedim eve.

Bana yeni bir ben tanıtan o çarşambalar çok heyecanlandırdı beni. İzmir’e geri dönmek, yeni bir işe başlamak çok heyecanlandırdı. Yeni evime taşınmak, yeni bir kedi sahiplenmek çok heyecanlandırdı. Yeni bir dil öğrenmek, yeni bir spor denemek, yeni insanlarla tanışmak çok heyecanlandırdı. Yeniden yazmaya başlamak için aldığım defter, yazdıklarımı paylaşabileceğim bu blog beni çok heyecanlandırdı.

Bu aralar suyu ne güzel bulandırmışım.

Aferin bana!

Share:
Devamı

SORU-010


Bir objeye çok uzun süre çok yakından bakarsanız objenin şeklini unutabilirsiniz. Ağlayıp duruyorum. “Baba travmam var da baba travmam var! Beni onaylamadı, arkamda durmadı, yanımda olmadı!!!” Sıkıntıyı tespit ettim ama ilerleyemiyorum ya hani. Peki ben babama nasıl davranıyorum şu an? Ulaşılamaz. Ben her şeyi yalnız başıma hallettim ve güçlüyüm ya, babamla arama öyle bir görünmez bariyer koyuyorum ki “ben çok yüksek bir yerdeyim, sen buraya kadar zıplayamazsın!” der gibiyim. Baba sevgisi alamadım diye ağlıyorum ama bugün alabileceğim sevgiyi almama en büyük engel benim. Evet, zamanında benim beklediğim gibi davranmadı ama bugüne engel mi bu?

Bir çocukluk fotoğrafım var, Chucky gibi gülüyorum; bir şeye çok katılarak gülersem hala o çocukluk fotoğrafımdaki mimiklerimle gülüyorum. Arkadaşlarıma gülelim, şaka konusu olsun diye gösteririm yani öyle çirkin bir gülüş aslında. Bu yazıyı yazmaya başlamadan önce babama mesaj attım: “Sana çok sinir bozucu bir şey göndereceğim.” ve o fotoğrafı yolladım.

“Nesi sinir bozucu bunun, çok güzel gülüyorsun.”

SORU-010
ÇOK İÇSELLEŞTİRDİĞİNİZ BİR KONUYU HİÇ ALAKASI OLMAYAN BİRİNE 10 DAKİKA İÇİNDE ANLATMANIZ GEREKSE KARŞINIZDAKİ KİŞİNİN BU KONU İLE İLGİLİ YORUMU NE OLURDU?

Dünkü yazıda düğümlendiğim noktayı biliyorsunuz. Onaylanma ihtiyacı duyduğumu defalarca tespit etmekten sıkılmıştım. Senede bir gün görüştüğünüz ama samimiyeti su götürmez arkadaşlarımdan biriyle tesadüfen bir telefon konuşması yapmam gerekti dün. Odağım düğümde olduğu için fırsat bu fırsat, farklı bir bakış açısı edineyim diye anlattım. “Baba travmam var da baba travmam var! Beni onaylamadı, arkamda durmadı, yanımda olmadı!!!” Arkadaşım benim için üzüldü. “Anlıyorum, çocukluk çok önemli tabii, aileler bilmeden ne kadar derin yaralar açıyor. Babanla geçmişteki güzel günlerinize odaklanmayı denesen, belki onun da ruhu özgür kalamıyor sen o günlerde takılıp kaldığın için. Ona teşekkür edip ruhunu özgürleştirdiğini düşünsen. Sonuçta zamanı geri döndüremeyiz, o günleri de babanı da sevgiyle yad etmeyi öğrensen.”

Niye yad ediyorum ya babamı?

Arkadaşım babamı ölmüş zannetmiş!

Babam ölmüş de ben artık onunla hesaplaşamayacağım için konu kilit oldu diye anlamış. Benim babam iki sokak arkada oturuyor. Sağlıklı da bir adam, mesaj falan atıyor yani Whatsapp’tan. Az biraz bencildir ama öyle evlerden ırak, beter bir herif değildir. O da çocukluk travmaları yüzünden bana yaşattıklarını yaşamak zorunda kalmış hatta. Bile isteye yaşatmadı ki bana bunları.

 Adam beni çocukluğumda alkışlamadı belki ama benim bugünkü başarılarımdan gurur duyup duymadığını söylemesine de ben hiç fırsat vermedim. Aramızda bir görünmez duvar, burun desen kaf dağında. Ben çok derinlerde babasının onayını alamamış kıza o kadar uzun süre baktım ki babamın bana bugün vermeye çalıştığı sevgiyi göremez oldum.


Share:
Devamı

SORU-009


İş yerinde bir bitkim var. Ofis doğal ışık almıyor diye güneşlendirmeye çıkarıyorum onu belli saatlerde. Yazları sabah ve akşamüzeri çıkarıyordum, öğlenleri içeri alıyordum yanmasın diye. Evvelsi hafta fırtına uyarısı yapılmıştı ya hani, ben o ilk rüzgarın başladığı gün işten çıkarken bitkimi dışarıda unuttum. Ertesi gün geldiğimde öyle yıpranmıştı ki garibim… Minnacık dallarının hepsi boynunu bükmüş, ayakta duramıyorlardı. Çok vicdan azabı çektim, çok üzüldüm. Öyle dikkat ettim ki suyuna, güneşine, rüzgarına… Bugün sabah gördüm ki minik minik yapraklar baş göstermiş gövdesinde. Alkışlar, konfetiler, partiler! Nasıl mutlu oldum anlatamam.
Sahi biz nasıl mutlu oluyoruz?

SORU-009
SİZCE MUTLULUK NEDİR? MUTLU OLMAK İÇİN EN ÇOK İHTİYAÇ DUYDUĞUNUZ ŞEY NEDİR?

Mutluluğu birinin ya da bir şeyin bana verdiği gibi bir yanılgım var sanırım. Bitkimin canlanması beni mutlu eder, minik kedinin iyileşmesi beni mutlu eder, takdir edilmek beni mutlu eder, sevilmek beni mutlu eder. Mutlu olmayı dışarıdan gelecek faktörlere bağlamaya devam ettiğim sürece bu kafa zor rahat eder. İnsan kendi içinde nasıl barış, huzur, mutluluk ortamı yaratabilir ki?

Benim bütün konularım burada kilit oluyor. Kendi kendine yetebilmek, kendi kendini onaylamak, kendi varlığından mutlu olmak, kendin olduğun için yeterli olmak…

Bu konularda fikri, bilgisi, kitap önerisi olan bana yazabilir mi?
Benim düğümüm burası, ben burada biraz vakit geçirmeliyim.
Yazı bitti, soru paydos. Valla tadım kaçtı sabah sabah...

Share:
Devamı

SORU-008


Hayvanlar sahiplerini seçer derler ya, yine öyle oldu. Minik mi minik, tombul mu tombul bir kız çocuğu kalelerimize dayandı. Boyuna bakmadan baş ettiği hastalıklar da vardı. Minik tombulun evimize giriş izinleri için müzakereler veterinerler eşliğinde geceyarısını saatler geçene kadar sürdü. Sonuç olarak artık evde iki insan dişisi, iki kedi dişisi yaşıyor. Şans getiresice tombul!

Bugün diyorum ki kendimizi öven de yeren de biz olalım. Ne bu başkaları tarafından onaylanma takıntısı canım! Eşeliyorum eşeliyorum, altından hep babam çıkıyor. Ben küçükken babam sağolsun bana hep hedefler koyuyordu. Bana güvendiğinden, daha iyisini yapabileceğimi bildiğinden yapıyordu bunu ama hedefler de öyle her çocuğun boyuna göre olmuyordu. Bütün arkadaşlarıma cep telefonu alınmıştı, -ne yapacaksak o sırada telefonda, internet falan da yok- ben de istiyordum bir telefonum olsun. Bizde niye yoh!?! Babamın cevabı: “Dersanedeki deneme sınavında tüm soruları doğru yaparsan alırım.” İyi bir öğrenciydim ama tüm soruları doğru yapmak çok abartılı bir çıtaydı. Bunun bendeki tezahürü ne olsa beğenirsiniz? Arkadaşlarımın sadece var oldukları için sevildiği, benimse bu sevgiyi hak etmeye gücümün yetmeyeceği. Al sana ömür boyu insanlar beni takdir etsin diye çırpınmalar, Instagram’a koyduğun fotoğrafa gelsin diye beklediğin beğeniler, bakınca alkışlasınlar diye yaptığın sporlar…
Like da dislike da bugün kendimizden. Babacığım pardon, ben biraz kendimi alkışlayacağım. Kendi karnıma da kendi yumruğumu kendim vuracağım.

SORU-008
KENDİNİZDE EN BEĞENDİĞİNİZ VE EN BEĞENMEDİĞİNİZ 3 ÖZELLİK NEDİR?

  • Azimliyim.                 
Bir şeye niyet ettiysem onu gerçekleştirebilmek için elimden geleni yaparım. Artık ana hedefimi ulaşılabilir ufak hedeflere bölmeyi de öğrendim. Babamın yaptığı hata havucu en uzağa koymaktı. Ben kendime motivasyonumu arttıracak, kendimi geliştirmem gereken ama başarabileceğimi bildiğim hedefler koyuyorum. Hedefe ulaşmak için neler yapmam gerektiğini belirleyip bir de tarih belirliyorum. Hedefe ulaşamazsam da nedenlerini analiz edebiliyorum. Alkışlar bana!

  • Düzenliyim.
Evim de düzenlidir, üstüm başım da, bütçem de, zamanım da… Bu özelliğimin de babamdan geldiğini düşünüyorum. O da tertipli, planlı bir adamdır. Hayatımın düzenini bildiğim zaman kendimi güvende hissediyorum. Güvenli alanın dışına çıkmak yeni şeyler öğrenmenin en güzel yolu, ama o alanın dışına çıkabilmek için önce güvenli alanını tanımlayabilmek gerekiyor. Alanımı tanıyorum, alkışımı alayım!

  • Olumluyu görmeye gayretliyim.
Her işte vardır bir hayır. Her şey olması gerektiğinde olur. Her şey insanlar için. Konuya hepimiz hakimiz sanırım. Biraz tevekküle dönük bir ruh hali. Baktık bir yerlerde düğümlenmeler oldu, hemen sorumuzu soruyoruz: “Bu olaydan ne öğrenmem gerekiyor?” Sorun gibi değil de öğrenilecek bir ders gibi bakarsak düğüm oyuna dönüşüyor. Bu konuda kendimi terbiye etmeye çalışıyorum. Gayretime bile kocaman alkış!



  • Onaylanmaya ihtiyaç duyuyorum.

Destekleyicilere, motive edicilere, sevgililere bağımlı gibi yaşıyorum çünkü başarılı olduğumu birinin beni onaylamasından anlıyorum. Evde spor yapamıyorum mesela, ama yanımdakiler bana “aa o hareketi ne güzel yapıyorsun!” dediğinde görün siz beni bir de… Kendimi güzel bulmayı anca sevdiğim adam bana “sen ne güzelsin!” dediğinde becerebiliyorum. Kendimi alkışlamaktan tatmin olmuyorum babacığım.

  • Yetersiz olmaktan korkuyorum.

İlk özellikle çok ilintili bu da. O alkışı alabilecek kadar yeterli olmamaktan korkuyorum. Sevilebilecek kadar harika bir kadın olduğuma ikna olamadığım için sevdiğim adamın bana olan sevgisinden şüphe ediyorum mesela. “kadar” burada kilit kelime. Kadar varsa kıyas var. Kendimi başkalarıyla kıyaslayıp duruyorum.

  • Kendimi çok yoruyorum.

Yetersiz olmaktan korktuğum için her şeyi aynı anda ve en iyi şekilde yapmak istiyorum. Her şeyi kendi gelişimim için yapıyorum sözde ama bunları yapmak için en çok kendimden taviz veriyorum. İspanyolcayı kendimi geliştirmek için öğreniyorum ama araya birkaç iş girip de notlarımı temize çekmem gece yarısını bulunca uykumdan feragat ediyorum. Bana ekstraları verin, zaruriyetlerimi hemen feda ederim.
Share:
Devamı

SORU-007


Bugünkü sorumu ben çok beğendim. Gününüzün ne kadarı sizin kontrolünüzde, günü efektif kullanıyor musunuz, ideal bir gün sizin için nasıldır? Açalım ajandaları, bakalım neler oluyor?

SORU-007
ŞU AN HER İSTEDİĞİNİZİ YAPABİLECEK OLSAYDINIZ YİNE DE BUGÜN YAPTIKLARINIZI YAPMAYA DEVAM EDER MİYDİNİZ?

Sabah kalkma saatiniz ve şekliniz kesinlikle çok önemli. İstanbul’dayken iş yerim ile evim arası 60 kilometreydi, servis saat 6:00’da beni alıyordu. Servisi kaçırma şansım yoktu, 150 lira taksi parası vermeye benim yüreğim el vermiyordu. İdeal hazırlık sürem 45-50 dakika. Yani 5:15’te kalkmam gerekiyordu. Hava karanlık olduğu için vücudumu uyandırmak çok zordu, hele ki kışları ezandan önce, öyle söyleyeyim. Alarm çaldığında kedi bile zıplayarak uyanıyordu uykusundan. Erteleme butonu kaçınılmaz oluyordu. Ne olur ne olmaz 3 tane 5’er dakika erteleme olsa ilk uyandırılma tacizi saat 5:00’da. Gece yarısından önce uyumak çok mümkün olmadığı için zaten sürekli uykusuzluk çekiyordum. Uykum yetmemiş, alarm vücut saatimden önce çalmış, kendimi yataktan düşürüp banyoya gitmeyi başarabilmişim, aynada gördüğüm şeyden kesinlikle memnun değilim, hadi güne iyi başla şimdi!

Bana bu soruyu o zamanlar sormuş olsaydınız çok üzülürdüm. Şu anda saat 8’de ofiste olmam bekleniyor ama esneklik var, 8:20 benim psikolojik sınırım. Evimle işim arası yürüyerek 15 dakika. Saat 7 olmadan kendi kendime uyanıyorum. Kedi de rahata erdi sonunda gerine gerine uyanıyor. Acele etmeden hazırlanıyorum, kendimden emin çıkıyorum insan içine, güne hazır oluyorum. Şu an her istediğimi yapabilecek olsam güne yine böyle başlamak isterdim.

İnşaat sektöründeyim; sanatçı olacağımı sanıyordum, şantiyeci oldum. Sahada çalışıyor olsaydım ağlardım sanırım, iyi ki ofiste temiz pak oturuyorum. Ama şantiye ofisleri nasıl yerler biliyor musunuz? Eğreti. Çünkü bu geçici bir ofis, en ucuza mal edilecek şekilde yapılıyor. Her şey idareten. Işık da kötüdür, havalandırma da. Eğer her şeye gücüm olsaydı çalıştığım alanımın daha sıcak bir ortam olmasını isterdim. Gözümü yormayan bir ışık, daha yumuşak malzemeler, derli toplu, düzenli temiz, çalışanın konforuna önem verilen, iyi tasarlanmış bir çalışma ortamı.

Yemek konusunda kendimi şımartırdım. Yemek yapmayı sevmiyorum, vakit de ayırmıyorum. Bulaşığını da sevmiyorum. Sabah 11 gibi vücudum ilk besinini istiyor ama bir saat sonra öğle yemeği olduğu için vücudumu bekletiyorum. Kahvaltı yapmak yerine şantiyedeki öğle yemeğini yiyorum. Beklenmedik şekilde salata barı var, zeytinyağlılar falan da oluyor bazen; sefer tasım var, bir öğünlük salata alıyorum. İşten çıkmadan önce salatamı yiyorum. Akşam atıştırmalarına düşmemeye çalışıyorum ama biraz zayıfım o konuda. İtiraf da edeyim, eve gelince ya da dışarıda arkadaşlarla oturursak da o iki birayı yuvarlıyorum. Her şeyi yapabiliyor olsam bana güzel ve besleyici öğünler sağlayan bir firma ile anlaşırım. Şöyle damağımı şaşırtacak, karnımı doyurmak için değil de ruhumu doyurmak için yiyeceğim yemekler isterdim.

Kart yollamak gibi eski usül bir huyum var. Kart alan arkadaşlarımdan çok güzel geri dönüşler aldığım için bunu bir alışkanlığa dönüştürdüm. Yurtdışında bir arkadaşıma her ay mektup yazıyorum sanki Instagram’dan birbirimizi hiç görmüyormuşuz gibi. Bugünün yapılacaklar listesinde kartları postalamak vardı, bunu ideal günümde de yapardım.

Yazmak benim için kendimi öğrenme yolu, her şeyin olduğu günde bu blogun da günlüğümün de yeri büyük olurdu. Farkındalığımı arttırıyor ve yaşadığımı hatırlatıyor. Mutluluğun yazmakla kesin bir ilişkisi var.

Çalışırken ya da araba kullanırken dinlediğim podcast’ler var; genelde komik ve kafa dağıtan şeyler; onları da ideal günümde tutuyorum. Arkadaşlarımla yaptığımız whatsapp muhabbetleri de benimle kalıyor. Instagram'da ilham verici şeyler görüyorum, çok fazla şey öğreniyorum, hoşuma gidiyor; ama kıskandığım şeyler görüp de sinirim bozulmuyor değil. Facebook, twitter kullanmıyorum ama Instagram beni biraz yetersiz hissettiriyor. Yine de artıları eksilerinden fazla; sanırım ideal günüme Instagram'ı da alıyorum.

İş çıkışı spora gideceğim bugün. Her şeyi yapabiliyor olsam spor rutini de hayatımın bir parçası olurdu. Şu an haftada 3; her şeyi yapabiliyor olsam olsam her gün beni rahatlatan bir sporla uğraşırdım. Bir gün yüzmeye giderdim, bir gün bisiklete binerdim, 3 gün yine CrossFit, bir gün yoga, bir gün pilates; ama kendimi paralamak pahasına değil, vücudumun benden istediği kadar hareket ve ruhumun istediği kadar keyif içinde… Yüzmekten ya da bisiklete binmekten zevk alıyoruz biz, bunu spor için yapınca işkenceye dönüşüveriyor… Zevk için hareket ederdim.

Spor çıkışı bir arkadaşıma uğrayacağım. İdeal günümde sosyalleşmenin yeri de tabii ki çok büyük olurdu. Hatta minik şımarıklıklar yapıp şehir dışındaki arkadaşlarımı ziyaret edip dönebilirdim. Bir arkadaşımın doğum günü için günübirlik istanbul’a gidip gelmişliğim var, yapmadığım iş değil.

Bugün yok ama İspanyolca kursum var haftada 2 gün. Onu özel ders olarak alsam daha verimli olurdum. İspanyolca’dan sonra İtalyanca da çok kolay öğreniliyormuş. İdeal hayatımda bir sürü dil öğrenmeye çalışırdım. Dil öğrenmek, öğrenilen dilde düşünebilmeyi de gerektirdiği için yeni bakış açıları edinmemizi sağlıyormuş. Mesela biz geçmişten bahsederken arkada bıraktığımız bir şeyi tarif ederken, şu an hatırlamadığım bir dilde geçmiş üzerine çıktığımız bir şey olarak ifade ediliyormuş.

Günün sonunda evime gelip soyunup dökünüp kedimi koynuma alıp mışıl mışıl uyuyacağım. Kedim gırıltısı ve evim huzuru olan günün başını da sonunu da kesinlikle değiştirmek istemezdim.
Günün envanterini yapmak bir tür şükran egzersizi. Anneannemim bir lafı ile kapatıyorum sorumuzu:
“Bugünlerimize şükür!”

Share:
Devamı

SORU-006


Sorumluluklarım konusunda takıntılı sayılabilecek kadar hassasımdır ama az bulunan fırsatlar yakalayınca rutinlerimi gözüm görmeyiveriyor. Her gün tekrarladığımız şeyler bizi biz yapıyor; en çok yaptığımız şeylere dönüşüyoruz. Yüzümüzün dönük olduğu yöne doğru sabit ivmeyle gelişiyoruz. Tekrarları bozma isteği uyandıran şeylerse bizim yaşam çizgimizde ani yükselmeler yaratıyor. Bunların düşüşü de bir o kadar hızlı oluyor genelde ama hani dönüp dönüp anlattığımız hikayeler vardır ya, onlar rutini bozduğumuz zaman başımıza gelenlerin içinden çıkıyor. Yazmayı planladığım yazılar aksadı ama pistin dışına çıkmıştım, demeye getiriyorum. Bu sırada işe de gitmedim, hatta bu sabah da bir saat geç geldim. Sporum da aksadı, İspanyolca kursum da… Çamaşır da yıkanmadı, bulaşık makinesi de hala boşaltılmadı. İspanyolcamı kendim çalışır toparlarım, evi dip köşe temizlerim haftaya, yığılan işler yüzünden bir iki gün sıkışırım ama kimse benim yüzümden vezir de rezil de olmaz. Ben sorumluklarımı yerine getirmedim diye dünya dönmeyi bırakmadı yani bu üç günde. O zaman soruyorum size:

SORU-006
10 YIL SONRA BUGÜN YAPTIKLARINIZIN YA DA YAPMADIKLARINIZIN HANGİLERİ ÖNEMLİ OLACAK?
Her yaptığımız şey önemli olacak galiba. Bir yerde okudum geçenlerde, mesela birini aradınız telefonu açmadı, söyleyeceğiniz şeyi bir kere daha düşünmeniz için bir fırsatmış bu durum. Bunu okuduğumdan beri aksiliklere fırsat gözüyle bakmaya çalışıyorum. Hani arabanız arızalanır, servise vermek zorunda kalırsınız, hay allah’tır, ama toplu taşıma kullanırken bir yaşlıya ya da bebekliye yardımınız dokunur. İşe yaramış hissedersiniz, insan olduğunuzu hatırlamanıza vesile olmuştur arabanızın bozulması.
Rutinlerimizle ördüğümüz hayatımız bir kazak olsun mesela, tekrar eden o iki ters-bir düz sizin kazağınızın ana deseni; yününüz mavi, şişiniz 8 numara, çıkacak sonucu aşağı yukarı tahmin ediyorsunuz. Kollarınızda sıkışıklık hissi sevmediğinizi fark ederseniz şöyle bol bol kollar örersiniz; boğazınızın soğuğa hassas olduğunu fark ederseniz, boğaz ekleyiverirsiniz. Bir gün kafanız başka yere bir kayar, aaaa iki sıra haroşa örmüşsünüz. O bizim kazağı farklı kılan, bizim yapan kısmı oluyor artık. İsterseniz bozun bir daha örün o iki sırayı ama şöyle bir üzerinize tutup bakınca aslında tam sizlik bir kazak olduğunu görmeniz çok muhtemel.
Bir de Japonların kırık eşyaları yapıştırarak tekrar kullandıkları bir sanatları varmış: Kintsugi. Kesin duymuşsunuzdur ama kırılan eşyaları altın renkli porselen tozuyla yapıştırıyorlarmış. Hem sahip olduğu şeyi bir çırpıda atacak kadar değersiz görmüyor, hem de altınla onarıyor hatasını. Sonuçta sadece o kişinin hatasına özel, eşsiz güzellikte bir vazosu, tabağı, kupası oluyor.
Rutinlerimi kırdım diye onlardan vazgeçmedim yani. Araya altın yaldızlı anılar serpiştirdim; enerji, motivasyon, ilham depoladım. Mavi kazağıma iki sıra pembe haroşa ördüm. Her gören arkadaşım o iki sırası pembe olan mavi kazağın hikayesini dinlemek isteyecek şimdi. Anlatacak hikayeler biriktirme fırsatını bana verdiğin için teşekkürler benim canım mavi kazağım.

Share:
Devamı

SORU-005


Soruları çok seviyorum ama başına “en” gelince bütün sorular zorlaşıyor. “En” olanları seçince diğerlerine sırtımı dönmüşüm gibi hissediyorum. En sevdiğim 5 t-shirt’ü seçersem diğer t-shirtlerim artık vazgeçilebilir oluyor. Her şeyden vazgeçmemiz gerekse yaşamak için muhtaç olacağım şeyleri bulmaya çalışacağım bugün. Güzellik yarışması sorusu gibi soracağım ama biraz daha ciddi cevaplamaya çalışacağım.
Issız bir adaya düşseniz sahip olduklarınızdan hangi 5’ini yanınıza alırdınız?

SORU-005
HAYATTA DEĞER VERDİĞİNİZ EN ÖNEMLİ 5 ŞEY NEDİR?

  • ·        Biri                        : Yeri gelir kendimi kıyaslarım, yeri gelir onaylanma ihtiyacımı gideririm, zor anları paylaşırım, canım sıkılınca kafasını şişiririm, iş bölümü yaparım, gönlüme göre biri olursa aşk da yaparım, hatta çoluk çocuğa da karışırım. Boğazıma bir şey kaçsa sırtıma vuracak biri olsun isterim yanımda. İnstagram’a koyabilecek olsam ıssız bir adada yapayalnız kafamı dinlemek isterim birkaç gün ama hayatımın geri kalanı boyunca yalnızlıkla baş edemem. "İnsan sevmiyorum ben ya" derken en değer verdiğim şeylerin ilki insanlarım çıktı.


  • ·        Hedef                  : Uyanmak için bir hedefe ihtiyacım var. Bugün ne yiyelim, barınağın damını onarayım kahvaltıdan sonra, bugün demlemelik bir ot bulmaya gideyim ormana, gün batımını kumsalda izleyelim, erken yatayım uykumu alamayınca işlerim ters gidiyor… Bana tik atılacak listeler verin, keyfimizi işler bitince yaparız planlı planlı.


  • ·        Merak                 : Her gün başka bir detaya yakından bakma merakım olması lazım. Bir şeyler beni şaşırtmazsa, o gün yeni bir deneyim yaşamazsam, bol bol merak alamıyorsam yanıma şöyle en dirsekleri yer yapmışından bir depresyon hırkası alabilirim. “Bugünden öğreneceğim ne var?” sorusu halihazırda da hayatımı kurtarıyor. Pozitif merak, iyi şeyleri görme, neredeyseler bulup çıkarma arzumu yanıma alıyorum.


  • ·        Sezgilerim          : Şehirdeki uyaran sayısı fazlalığından sezgilerimizin sesini kısıyoruz ki delirmeyelim. Issız bir adaya düştüğümde fiziksel avantajlar gereği zaten sezgilerim hızlıca seslerini yükseltecektir. Sevmediğimiz bazı yiyecekler var ya, aslında vücudumuz o şeyin bize iyi gelmediğinin farkında olduğu için o şeyden tiksinmemizi sağlıyormuş. Kimisi kokusunu sevmez, kimisi tadını sevmez, bazısı var dokunamaz. Belki o şeye intoleransın var ve vücudun seni oradan uzaklaştırmaya çalışıyordur. Malum ıssız yerdeyim; beni neyin zehirleyeceğini, neyin bana şifa vereceğini artık kokusuyla mı anlar sezgilerim, rengini mi beğenmez de beni oradan uzaklaştırır bilemiyorum.


  • ·        Ümit                    : Hayatımın daha iyiye gideceğine, her gelen günün yeni bir şans getireceğine dair ümidim olmalı. Belki bir kuş en sevdiğim tatlıyı çalmıştır uzaklarda bir karada kahve içen kadının tabağından, tam benim adanın üzerinden geçerken hapşuruk tutar da ağzından düşüverir tatlımı. Belki bir şişe bulurum kumsalda, sayfalarca yazılmış heyecanlı bir kurgu romanının nüsfetteleridir. Adanın daha önce gitmediğim bir yerinde en sevdiğim meyvenin ağacını bulurum o gün, kim bilir.


Share:
Devamı