Küçük Joe: Finiş çizgisine yaklaşırken.

Her ne kadar en başından beri yılbaşını hedef almadıysam da, 100 gün benim için de bir çerçeve oluşturdu. Bu sürede neler olup bitti, neyi başardım, nerde tökezledim bugün bir göz atmak istedim.

İyi geceler Küçük Joe'yu takip edenler biliyordur. En eskiden beri hayalimdi roman yazmak. Depoları boşaltırken çok inişli çıkışlı bir süreç olmuş. Vazgeçmişim, hevesimi kaybetmişim, tekrar başına oturmuşum, sonra yine olmamış, tam uğraşırken derin sorgulamalara sebep olmuş.

Bugün bulunduğum nokta: en önemli hedefte ilerleme kaydetmiş hissediyorum.  Üç kısımlık hikayenin ilk kısmının ilk taslağını bitirmek üzereyim, yaklaşık 23 kitap sayfası. Yılbaşına kadar en azından yarılayacağımı düşünüyorum. En önemli hedefti ve en dişe dokunur somut ilerleme de şaşırtıcı şekilde oradan geldi.

Yolunda giden bir diğer alan fiziksel sağlık. Aletli pilatese yazıldım ve kaslarımdaki güçlenme fark edilmeyecek gibi değil. Ona da bir check atabiliriz.

Balkon düzenlemesini bahara erteledim. Onun yerine arkadaki çalışma odasına el attım. Ufaktan yoluna giriyor.

Yolda kalan kısım stock photography olmuş. Tamamen boşladım. Psikanalizli iş  konusunda da yeteri kadar motive hissetmiyorum kendimi. İş konusu şu an sıfır noktasında.

Şimdilik ertelediğim bir başka konu da müzik. Bir koroya girdim fakat girmemle çıkmam neredeyse bir oldu. Böyle kalabilir şimdilik. Rahatsızlık vermiyor.

Gamification/oyunlaştırma kursu bu sürecin en sürprizlisi oldu. Bir gün üstüne düşünce yanlış kursa yazıldığımı anladım. Önce aradığım şeyin hiç varolmadığını sanıp büyük bir düş kırıklığı yaşadım fakat sonra büyük bir sevinç ve tatminle onu buldum (superbetter, world peace game). Bundan sonra faydalı oyunlar alanındaki araştırmalarımı sürdürmek istiyorum.

Sürdürülebilir kalkınma kursunu şimdilik dondurdum. Onun zamanı gelmedi diye düşünüyorum. Fakat faydalı oyunlara entegre etme düşüncesindeyim.

Raporlardan birinde asla Marie Curie olamayacağımı anladım demişim ve o idealimden vazgeçmişim. Bu günlük sayesinde şunu anladım: Marie Curie bir bilim kadınıydı. 19. YY'da topluma faydalı bir iş yapmak bilimsel alanda ilerlemeden geçiyordu. Oysa bugün bunu yapmanın yolları çok çeşitli ve faydalı oyunlar da sürdürülebilir kalkınma ile beraber benim için bu yollardan biri. Yaşasın büyürken elini bırakmadığımız çocukluk hayalleri!

Geriye iki haftadan bir kaç gün fazla kaldı. Bu sürede,

  1. romanı yazmaya devam edeceğim.
  2. iş ve para konusunu düşüneceğim.
  3. oyunlaştırma ile fazla keyfe keder giden hayatıma, darlamadan, tam dozunda bir sıkılık katmak istiyorum.



Share:
Devamı

Kahve: Geri Sayım, 20 Gün (Arkadaşlar İyidir)



İlginç bir şey daha giriverdi son günlerde depoma. O da olumsuz düşünce kalıplarımla ilgili maddenin alt başlığı sayılabilir.

Korkusuzca sosyalleşmek.

Öhm. Şöyle, ben sosyalleşmek için tüm şartların mükemmel olmasını bekleyen biriyim
 son 5 senedir. Yani oğlum hayatımıza girdiğinden beri. Son günlerde zinciri kırdım blog. Cesaret ettim ve insanlara tekliflerde bulunmaya başladım.

Geçen hafta 2 ayrı akşam yemekli misafir ağırladım (ev dört dörtlük temiz değildi üstelik)Yemekli ağırlama diyince gözümde hiç büyütmedim ve basit, zevkli şeyler hazırladım. Bu hafta da bir tane yemekli misafirim olacak. Çocuklar oynayacak, biz bir şeyler içerek sohbet edeceğiz. Sonra ev korkunç dağılacak ama nedense bu bana hiç batmayacak!

Bunun dışında bir de hiç yapmadığım, bir fantezi gibi olan o şeyi yaptım. Doğu'nun sınıfından bir arkadaşını + ailesini bize HAFTA SONU davet ettim. Hafta sonu kısmı mühim, çünkü hiçbir zaman birilerinin cumartesi planı olmak istemedim. Ya da kimseye cumartesimi vermek istemedim. Çünkü rahat olmak, salaş olmak, hazırlık yapmamak, kasmamak gibi türlü türlü fani nedenler. Resmen camışlık, davarlık diyorum şu an bu tavrıma. Çocuklar oynadı, biz de yaşıtım/ hoş sohbet yeni arkadaşımla inanılmaz bir 3 saat yaşadık. Çünkü aşırı ortak konu başlıkları. Atıştırmalık ne vericem kısmını kafaya takıyordum; basit bir kurabiye yaptım, simit-peynir, meyveler koydum sehpaya. Herkes kendi tabağını hazırladı. Yanına da çay. Çocuklara havuç suyu. Bitti gitti. Cebimde çok tatlı bir hatıra kaldı.

Bir de benim için gerçekten zor başka bir şey daha yaptım. Birine çok hassas bir konuda telefon açtım. Normalde sadece mesaj bırakırdım. Ama bu kez aramak istedim. Ve gerçekten de nispeten organik olan bu iletişim şekli, kesinlikle söz konusu hassas mevzuda karşı tarafa iyi geldi. İletişimimiz gerçekti.

Ve bugün, yine Doğu'nun bir arkadaşının EVİNE geçmiş olsun ziyaretine gideceğiz. Doğu'nun okuldan arkadaşı basit bir operasyon geçirdi. Ona minik bir hediye alıp gitme fikri, kulağa hoş geliyor evet ama ben bunu yapabilecek biri değildim blog. Çekinmek var, yol yordam bilmemek var, hele ki ev ortamı yani, rahatsız eder miyim düşüncesi var. Zincirleri kırmak derken, hiç abartmıyorum, bu benim senaryomda kırılma noktam. 

Ha son olarak, bu hafta bir de organizasyon planladım ben. Grup olarak planlanan bir etkinlikle ilgili çözümsüz kaldığımız bir noktada, ben adımlar atıp işi bağladım. Herkes emeklerim için teşekkür etti ayrı ayrı. Aslında emek de vermedim pek ama tamamen üstlendim, sorumluluk aldım. Bunlar son 5 senedir, kendimde görmeyi unuttuğum tarz hareketler. Alkışlar bana.

Kaplumbağa gibi saklanarak yaşamışım. Kapatmışım kendimi, neden bilmiyorum. Belki ileride nedenlerini anlarım. Çünkü ben minicik çocukluğumdan, iri yetişkinliğime (doğuma kadar) olan episode'larda hep sosyal, kalabalık çevresi olan ve rahat biriydim. Sonra ne oldu? Evime, her şey kusursuz olmadan insan çağırmayan veya bizde her şey yolunda olmadan kimseyle görüşmeyen biri ne zaman oldum?

Yeni sene için kendime bir hediye paketi daha vermiş sayıyorum kendimi. Üzerimdeki tozu atıp, içimdeki özgün kadını yeniden bulma zamanı!

Not: Sanmayın ki depomla ilgili tüm çalışmalar senkronize biçimde iyi gidiyor. Bazen biri öne çıkıyor, gündem oluyor. Diğerleri standart bir seviyede kalıyor. 


Share:
Devamı

Öğrenen Anne %80

Hafta iyi ama haftasonu zehir gibi geçti, boşverin, bloğumda anlatırım bugün yarın. Önemli olan; %80'e ulaşmamız oldu aslında. Bu haftaki tek hedefim Almanca'yı rayına oturtmak. Geçen haftasonu aldığım kararla, Almanca'ya gün içinde ayırdığım 2 saati, gece çocukları yatırdıktan sonraki 1 saate azaltarak çekmeye karar verdim. Bu sayede kocamın "eleştirel, mavi, kuralcı Alman gözleri" de üstümde olacağı için, sanırım Almanca çalışmak zorunda kalacağım. Artık bu da işe yaramazsa Almanca'dan topyekün vazgeçmeyi ve onun yerine İspanyolca öğrenerek herkesi delirtmeyi düşünyorum. İspanyolca benim karakterime (ve saçlarıma) daha uygun bir dil çünkü :P

Bu haftaya dair başka bir hedefim yok, yeterince dolu geçecek gibi, bakınız, dün gece plan yaptım yine kendime (oruç tutma davranışı gibi, ben de bilişsel düzeyimi şaşırtıyorum radikal bir "plan programın dibine vurma" atağı ile).
İtiraf edeyim son seferki planlı yaşam atağından tuhaf bir haz aldım :D Galiba ben buyum yahu, plansız ve ajandasız yapamayan bi tip.. Çocukluğumdan beri seviyorum, belki de içimde bir yatılı askeri okul fantazisi yatıyor, bilinmez..

Haftasonumu "overthinking" (gereğinden fazla düşünme, kafaya takma) ile zehir etmemin şerefine bu haftayı ayrıca sürpriz bir ek ödeve ayırıyorum: "The art of not giving a shit" (zikime takmamayı öğrenme sanatı) çalışılacak.. Yani; gerçekten önemsiz nedenlerle sinirlendiğim ve bunu ileri bir boyuta taşıyarak etrafımı da sinir ettiğim bir haftasonundan sonra.. bu sabah itibarıyle daha zen, kabul edici ve bağışlayıcı bir hafta hedefliyorum. Bu konuda bir günlük tutacağım; bakalım günün hangi vakti neye delirmenin eşiğine gelmiş ve kendimi rahatlatmayı ve "zikime takmamayı" başarabildiysem de, nasıl başarmışım. Görüciyz.

Zorlu geçecek bu hafta.. Ödülü ne olsun? Düşünelim bakalım.. (Not. Büyüyememiş her çocuk-yetişkin gibi ben de tabii ödülsüz ve cezasız yaşayamıyorum demek ki..)
Share:
Devamı

Kahve: Geri Sayım, 26 Gün.

Son yazdığımdan beri, toparladım yeniden kaportayı. Bir kere regl bitti, üzerimizden kara bulutlar geçip, yerini dingin güneşli bir gökyüzüne bıraktı.

Bir de son yazıma gelen yorumlar (Gece, Joe, Öğrenen Anne) için çok teşekkür ederim. Gündemime kafa yormakla kalmıyor, bir de olumlu yönlendirmeler yapılıyor. Ne şanslıyım. Biz o gün toplantıyı yaptık, bana bir rota belirledik. Şimdi o rota gereğince, ne zamandır yapmak istediğim teknik bir eklentiyi yapmaktayım, işsel performansıma. O sayede de yeni avlara çıkacağım (LinkedIn kesinlikle iyi fikirdi GeCe) Şu an keyifli bir süreçten geçiyorum anlayacağın.

Bunun dışında, depolarla ilgili çalışmalarım sanki çaba halini geçti, alışma evresine girdi. Kaptıklarımı kaptım, kapamadıklarım başka bir evrene doğru yüzüyor sanki boşlukta. Düzenli şekilde hareket, bedenimin teşekkürünü duyduğum bir beslenme şekli, İngilizce okumalardan öcü gibi korkmamak- hayatımın içerisinde var etmek, işsel planlarımı yavaştan gerçekleştirmek. Yeni seneyi bu haliyle bile karşılamak, bende mutlu olma sebebi. Bu kadarlık bir depo boşaltımı bile nefes aldırdı bana. Ne nefes aldırması, kendime 'yeni bir ben' lazımdı, o gelmiş gibi oldu. Ve bunu hissetmek hiç zor bir şey değilmiş. Bir sürü alışverişe - bakımlara, kökten / büyük ve sürprizli bir olayın olmasını beklemeye gerek olmaksızın, kendiliğinden sadelikle olabilen bir şeymiş. Hayatın içinde birkaç basit düzeltme.

Neyse yine de kalan son günlerde, kaşınmaya devam. Daha 2018'i elden çıkarmadan satmak istediğim birkaç tane daha ürünüm var. Mesela ev ve dijital işlerde depo eritme var... Bir de diş şeysim var. Doğu ile ilgili bir şeyler var. Bayadır ertelenen küçük ürünler olarak, bekleyenler.

Fakat yılın bu vakitleri ne keyifli değil mi? İnsanda yeni fikirler, umutlar, planlar, heyecanlar oluşuyor. Bir senenin bitişi, çok anlam taşıyor. Hepimizin yeni bir sayfa açmaya hevesimizin olması ne hoş, ne çocuk coşkusu!

İster henüz depondakilerle yüzleşmemiş ol, ister hepsini temizlemiş ol. Yeni sene herkese iyi gelecek. Çünkü yeni!

hooop

Share:
Devamı

Öğrenen Anne %71

Ve Aralık geliiiiiir. Depolarla yüzleşmek için son ay; 39 gün sonra yeni bir sene başlıyor ve umarım hepimiz depolarımızı elimizden geldiğince düzenlemiş, bize yük veren alışkanlıklarımızdan kurtulmuş ve bizi yücelten alışkanlıklara kavuşmuş olarak gireriz bu yeni seneye..

Ben bu haftayı fena geçirmedim. Sanırım 4 kollu terazim yine dengedeydi. Fiziksel anlamda güzel geçti, hedeflerime ulaştım. Psikolojik anlamda bazı geceler hafif kalp çarpıntısı yaşasam da bir defa gecenin 3'ünde 45dk CALM'ı dinleyerek "uykuya geri dönebilme meditasyonu" yaptım, baya da "bazı düşünceler için gece karanlığı iyi bir fikir değil, bunu tekrar gündüz aydınlığında ele alacağım" diye kendimi telkin ettim veeee en önemlisi de kafeini tamamen kestim. Bir çoğumuz gibi ben de PMS dönemindeyim (birlikte takılan yakın kız arkadaşların dönemleri hep çakışır ama biz sanki "fiziksel olarak beraber olmasak, bilişsel olarak bir arada olsak yine bu teori çalışıyor" u kanıtlıyoruz galiba kızlar?!?) ve bu dönem beni de zorluyor.. Özellikle endişe bombaları ve çok hızlı sinirlenme problemi yaşıyorum, bir de uykusuzluk eklenince tahammül eşiğim de düşüyor ve gerçekten sinirimi kontrol etmekte diğer zamanlara oranla zorlanıyorum. Yine zorlandım ama spor, sosyal yaşamda hareketlilik ve kafeinsizlik buna iyi geldi.. Hissettim.

İkinci kol olan sosyal alanda gerçekten iyi bir hafta geçirdim ve iki meslekdaşımla buluşup kariyer adına gerçekten çok önemli adımlar attım! İşe tahminimden daha erken dönebilirim, tahminim yaza doğru somut adımlar atmak ama sanırım bu adımları bahara çekeceğim. Heyecanlıyım ve motivasyonum yüksek ama şimdilik çocuklar nedeniyle zaman ve enerjim yok. Gün içinde kendi başıma kaldığım zaman sadece 2,5 saat. Yaza doğru oğlanın daha uzun süre kreşe gitmesi ile bu süre artacak ve ben hayal kurma aşamasından somut adım atma aşamasına geçeceğim diye umuyorum. Kahve'nin son yazısında da bahsettiği "hayalden somut adımlara geçebilme yetisi" şu an bende de yok ama Kahve'ye de yazdığım gibi ben buna olumlu bakıyorum çünkü "hayal kurabilmek" aslında beynin somut adımları içten içe atması, problem çözme yetisini geliştirmesi demek ve kesinlikle çok önemli bir aşama. Hızlandırmama taraftarıyım çünkü bu aşamada bazen somut adımda deneme yanılma ile öğrenilecek bir çok şeyi fark etmeden daha kolay öğrenebiliyor insan.

Üçüncü kol olan psikolojik kolda da yine haftayı iyi kapattım. Çok fazla düşünsel egzersiz yaptığım ve yaşamımın anlamını sorgularken kendimi "dövmediğim" aksine olumlu düşünce egzersizleri ile kendime "iyi davrandığım" ve motivasyon verebildiğim bir haftaydı. Fakat bunun da yine sosyal kolla ilişkili olduğunu gördüm (ne de olsa terazi, hepsi birbirine bağlı). Yani meslekdaşlarımdan gelen motivasyon ve övgüler, kendimi daha dengeli görmemi sağladı çünkü "alçak gönüllülük" bende biraz aşırıya kaçıp "kendini hırpalama"ya varabiliyor..

Son kol olan bilişsel kolda ise zorlanıyorum. Almanca çalışmaya başladım ama farklı bir teknikle. Podcast dinlediğim 1 saati ve anaokulu ve kreş anneleri ile sohbetleri saymazsak, günde 15dk anca oturabildim gramer başına. Fakat taktik değiştirerek, bu günden itibaren Almanca çalışma zamanımı eşimle olan özel zamanın bir kısmına çekmeye karar verdim. Çünkü tek başımayken kıvırabiliyorum ama onun gözü üstümdeyken (o da yanımda kendi özel zamanını geçirecek) kıvıramayacağım ve 1 saat çalışacağım diye umuyorum. Özel zamanımız çocuklar uyuduktan (8.30) sonra 2 buçuk saat civarı oluyor, bunun 1 saatini Almanca'ya ayırma kararı bakalım ilişkimize zarar verecek mi? Bu hafta ya da en geç 2 hafta içinde anlarız. Deneme yanılma..

Kısaca; depolarımda çoğu şey rayına girdi, bunun için kendimi kutluyorum ama bi bu Almanca hala inatla zorluyor, bu son ayımı onu hizaya sokmaya çalışmaya ayıracağım, dur bakalım ne olacak..

Ya bu arada çokça yazan arkadaşlara ne oldu yahu? Mesela güzel sorular soran bir Burcu vardı, ya diğerlerimiz ne alemde? Joe, Kahve ve Gece'yi takip ediyoruz ama ya geri kalan yazarlarımız? Görseli onlara özel ekliyorum!
Share:
Devamı

Kahve: Geri Sayım, 32 Gün (Sinir Bozucu Yüzleşme)


5 yıldızlı 5 haftaya girişim oldukça vasat oldu.

(Şu yukarıdaki cümlenin üzerine bir öğle yemeği ve adaçayı + meyve saati geçti)

Bu haftaya bir öfke topu şeklinde başladım. Öfkem, mantıklı düşünce filtremden değil, ilkel mağaramdan gelen PMS arkadaşın gıdıklamasındandı. Pazartesi, salı, çarşamba böyle geçti. Ve bu sabah, yani perşembe itibariyle azat edildim (regl oldum) Öfkem eridi, hıncım söndü, kibrim korkak tavuğa döndü. 

Fakat bu arada, bir de kavga yumurtlandı nur topu gibi. Saldıran taraf, koca kişisi. Saydıran taraf ben. Konu benim hayal kuruyor olmamdan çıktı.

Yazının buraya kadar olan kısmı aslında 'kahve' bloğunun konusu gibi dursa da, bundan sonraki kısım depolar bloğuna ait olduğunu kanıtlayacak. Bugün konuştuk, çözdük. Depolarımın önemli bir maddesi hakkında bu çarpışmaya ihtiyacım vardı belli ki. Önce kısa özet:

Dün benim için zorlu bir yazı bitirdim. Zorluydu ve üstesinden gelebildiğim için (müşteri beğendi) kendimi iyi hissettim. Regl öncesi olmanın mayışıklığı ile koltuğumda Volkan tarafından getirilen kahveyi içerken, hayal kurmaya başladım.

'Aslında ben yazarak daha çok kazanabilirim ya, ne güzel olur daha çok bu tip işler yapsam'

Volkan'dan domuz gibi cevap gecikmedi:

'Elinde her imkan var ama sen sadece koltuğa uzanmış hayal kuruyorsun, bir şey yaptığın yok'

Şimdi, dün bu konuda tartışırken aşırı sinirlendim, hatta kırıldım filan ama... Aslında kırgınlığım her zamanki gibi üslup. İçerik doğru aslında. Fakat depolar bloğunun konusu gereği, üslubu konuşmayacağım burada. Volkan'ın kendi denyo tarzıyla, benimle ilgili yaptığı bu analiz belki bizi başta kavgaya itse bile (PMS faktörünü de unutmayarak) bu sabah bazı gerçeklere ulaştık.

Depomda da bulunan o madde, yani 'yeni kazanç mecraları bulmak' konusunda neden hiçbir şey yapmıyordum? Volkan'ın sorusuna, fark etmeden şu cevabı verdim:

'İşleri yapma kısmı zevkli, ben işin bana gelme kısmını yapamıyorum, avcılık işini beceremiyorum'

'Heh işte, demek ki sen müşteri bulmakta zorlanıyorsun. Takıldığın kısım bu'

'Ee.. mm.. evet aslında'

'O zaman oturup onu planlaman lazım ya da beni görevlendir, ben senin için yeni firmalar bulayım'

'Hayır öyle istemem'

Aylardır, yani Eylül'den beri ajandama 'yeni mecra, başka firmalar, kazanç artır' gibi emirleri buyururken, 3 ayı nasıl da geçtik ve ben nasıl da bu konuda hiçbir şey yapmadım? Bilmiyorum, zaman aktı, saniyeler içinde aylar geçti. Volkan haklıydı. Sadece benim zayıf bir anımda, itici bir üslup seçmişti. 

Yine de bana yardımcı olacakmış. En azından ben yöntem belirlerken, dinleyici olacak. Yarın salondaki masada toplantı yapıcaz ve ben nasıl daha kolay avcılık yapabilirim, ya da işin satış pazarlama kısmından nefret ediyorsam, farklı ne deneyebilirim onları konuşucaz.

Hedefim, basit. 2 firma daha eklemek iş listeme. Çok yüklenmek istemiyorum başlangıçta kendime. 

Freelance bağlantılarımın hiçbirini ben bulmadım. Şansıma, hepsi beni kendi buldu. Bir telefon çaldı ve iş teklif edildi. Madem amacım firma sayımı artırmak ve madem avcılık yapamıyorum. O halde bir yolu olmalı değil mi?

Bakalım neler olacak? En azından 3 aydır gömdüğüm bu konunun, hoşuma gitmeyen bir biçimde olsa da gündemime girmesi iyi oldu. Madem yaptığım işi seviyorum, daha fazla yapmak istiyorum, o halde basit engelleri inceleyelim.







Share:
Devamı

Öğrenen Anne %66

Bir haftayı daha geride bıraktık ve ben durum raporu vermeye karar verdim. Bu hafta kontrolcülükte çağ atlayarak, "dur ya ne kadar ileri gidebiliyorum bi bakayım", diye tuttum, bünyeyi şaşırtmaca oynadım. Biz klinik psikologların nadiren de olsa denediği bir tekniktir; mesela sigarayı bırakmayı deneyenlerde "normalin 3 katı içeceksin bu hafta" komutunu çakarsın, zorlarsın yani, öğürene dek bayılana dek sigara içirtirsin, sonunda "iğrendim yaaa, bi daha asla" diyen olabiliyor. Ben kişisel olarak bu derece radikal terapilere karşıyım ama dediğim gibi bazı bünyelerde özellikle bağımlılıklarda ve yeme bozukluklarında işe yarayabiliyor. Ben de bu tekniği uyguladım ve işi "son noktaya" taşımaya karar verdim. Pazar gecesi şu listeyi yaptım:
Ve tam bir hafta saati saatine bu listeyi uyguladım. Aman yarabbi! Bu bünye bünye olalı böyle zulüm görmemişti. Nasıl zorlandım listeyi uygularken; esneklik sıfır, kaçma şansı sıfır. Ne kadar uyguladım derseniz: %100! Ne kadar memnun kaldım derseniz; tuhaf ama ilk 3 gün şahane hissettim. Nasıl güzel gidiyor, nasıl "başarı" hissiyatı hazzı alıyorum, nasıl "işte bu yaaa, olay tamamen rutini oturtmakta gizli" ile dolup taşıyorum.. Sonra; Çarşamba Maya hastalandı, eve tıkıldık. İnatla uyguladım listeyi, Cuma Lukas hastalandı. Yine iptal etmedik, ateşsizdi, huysuzdu, "bana ne ya babysitter çeksin" dedik, çıktık BAP'la "night out" yaptık! Ebeveynlikte çağ atlıyoruz (orta çağa doğru bir sıçrayış). Haftasonu sirke gitmeler, gezen tavuk kovalamalar, jimnastik kursunun gösterisi falan derken, perişan bir şekilde Pazar gecesine ulaşabildik.

Dostlar bittim. Hafta üzerimden öyle bir geçti ki aman tanrım.

Ne öğrendim: Ben bir liste manyağıyım. Fakat ne "daha" öğrendim: Ben bir şekilde inat ettiysem başarıyorum. Ve fakat bir de ne öğrendim: Bu başarı kısa süreli oluyor, ikinci hafta uygulamak istemiyorum liste miste. Yani spor, sosyal hayat ve çocuklarla oyun, blog ve kitap konusu şahane gitti, zevk aldım, yük olmadı. Ama Almanca... Öğk öğk öğk. Neden bilmiyorum motivasyonum sıfır ya, neden? O zaman bu haftadan bir şey daha öğrendim: Benim asıl sorunum aslında Almanca motivasyonu. Benim belki de "geriye kalan" tek hedefim bu: Almanca çalışma motivasyonu edinmek! Diğer hedeflerin hepsi yaşama yedirilmiş, uygulamada sorun yok, rutine alınmış.

Bu ikilemi nasıl aşacağım bilmiyorum. Almancam B1 düzeyinde ve bu bana günlük kullanımda yetiyor ama ben bunu ilerletmeliyim, çünkü hem mesleki anlamda hem de çocukların eğitimleri ve sosyal programlarına destek olma, Almanya'da tek başıma ayakta kalabilme yetisi edinme adına bu bana lazım. Çünkül BAP'a bişey olsa, itiraf edeyim ben sudan çıkmış balığa dönerim.. O nedenle Almanca'mı B1'den C1'e taşımam şart.. Motivasyon / Fikir önerilerinizi alalım.. Tıkandım ben çünkü.
Share:
Devamı