İlerleme raporu.

Yaklaşık 3 hafta olmuş en son buraya yazalı. O arada buranın çehresi değişti. Benim hayatımın gidişatı da. Kendimi çok sıkıya soktuğumu söyleyemem. Öncelikli olarak istediğim, spontan gelişen günlerdi. O konuda başarılı oldum. Fakat artık sonbahara girdiğimiz için, örneğin güneşli gün sayısı azaldı ve ben daha az bisiklete bindim. Yine de bindim canımın istediği kadar.

Fakat bisikletten daha önemli gelişmeler oldu. Romanı tekrar ele aldım örneğin ve bugün itibariyle yazmaya başladım. İki sene süre vermiştim kendime. Şu an iki sene aşırı uzun geliyor. Yılbaşına kadar bitiremesem de yarıdan fazlasını yazacağımı sanıyorum. Ama o ilk taslak olursa onu bilemem. Şu an temiz gidiyorum henüz sadece bir sayfa bile yazmış olsam. İlk bölümün birinci sayfasını yazdım. Girişten hemen sonra.

İş konusu da kendi içinde bir evrim geçirdi. Çok fazla açıklamak istemiyorum çünkü henüz kendimden çok emin değilim, fakat olursa aldığım eğitimi kullanacağım bir iş olacak: psikanaliz. Yine de şu an her şey çok kırılgan.

Korodan ani bir kararla ayrıldım. Müzikten biraz uzaklaştım. Edebiyata yaklaştım. Şu an beni en çok zorlayan şey, iki satır yazsam da birine okutmak için ölüp bitmem. Çok sabırsızım o konuda. Herkes nasıl yapıyor bilmiyorum.

Bundan sonra büyük bir olay olmadıkça her gün romanı yazmayı düşünüyorum. 
Share:
Devamı

Öğrenen Anne %28

Dibe vurmadan, dizlerimle itip yüzeye çıkacak gücü bulamıyorum. İlle en dibe bir dalacağım. Efendi efendi yüzüversene.. Yok. işte tam bu nedenle, hayat roller coaster gibi, bazen tırmanıyorsun, bazen en tepedesin, bazen hızla aşağı kayıyorsun, sonra yine tırmanıyorsun.. Bazen tepetaklaksın.. Hayat çok tuhaf. Ama heralde düz bir çizgi olsaydı, dayanamazdık, hepimiz vaz geçerdik..

Neyse. Şükür, bu hafta tırmanışa başladık yine. Projeler ve hedefler tam gaz uygulanıyor!

Spora asıldım, hemen hormonlar düzene girdi, moralim yerine geldi - yanıma oturan 80'lik nine 120kg ile bacak çalışınca biraz afalladım ama yılmadım..

Almanca çalışmaya başladım, adamların yastığın çevirdiğinde yanağına hoş bir his veren soğuk tarafına bile bir kelime bulduklarını öğrenince (kissenkuhlelabsal) biraz moralim bozuldu ama yılmadım..

Kitabıma asıldım 2 cümle yazabildim ama sonra Oscar Wilde'ın şu sözü geldi aklıma: "Tüm sabah bir virgülü çıkarmak için uğraştım, akşam geri koydum". Yılmadım..

Çocuklarla şahane çocuk oldum. Sonra dengeyi bulmak için yaşlılarla da yaşlı olmam gerekti. Komşular arası kapı önlerinde icra edilen "senin neren bozuk" konulu sohbetlerin aranılan ismiydim. Yaşasın hipokondri. Ayrıca qi-gong'a geri döndüm (hani şu Çinlilerin park bahçelerde yaptıkları, yavaş çekim dövüş sanatı gibi gözüken ata sporları). 85'lik nine ve dedeler ve ben. Allahım meğerse ben yaşlı değilmişim, bebekmişim daha yahu! Ay bi genç hissettim, bi güçlü hissettim..

Elaleme gösterdiğim şefkat, olumlu motivasyon ve inceliğin 10'da 1'ini kendime gösterdim ve nasıl ihtiyacım varmış, şaşırdım. Herkese bol keseden dağıttığım karşılıksız yardımseverliği, zor zaman dostluğunu, olumsuz yönleri görmeyip olumluları yüceltmeyi biraz da kendime gösterince nasıl ışıldadım!

Kocama iyi yönlerini anlattığım ufak bir mektup yazdım, yastığının altına koydum. Bulunca ve okuyunca sevinçten delirdi. O bana yazmazsa, bu hafta bir tane de kendi kendime yazmayı düşünüyorum!

Jim Carrey'in "yes man"i oldum ve pişman olmadım. Her teklife tamam dedim, çılgınlar gibi sosyalleştiğim ve keyif aldığım bir hafta oldu, başım derde girmedi :D Fakat sosyal çevremde çok yakın "dost"um olmadığını düşünmeye devam ediyorum.. 2000 ve 5000km ötedekilerle sesli görüşme yaptım, çok iyi geldi. Bunu rutine bağlamaya karar verdim.

Kendimi ittirmeye ve zorlamaya karar verdim. Bahane yorgunluk, isteksizlik, başarısızlık korkusu olmamalı. En azından denemeli, başaramamayı kabul etmeyi de öğrenmeliyim. Düşünmektense, harekete geçmeliyim, sonuca değil, sürece odaklanmalıyım.
Share:
Devamı

SORU-016


Haftanın sonuna yaklaşırken hafta başında edinmek istediğim alışkanlıklara şöyle bir bakayım dedim. Her gün 10 dakika kitap oku. Hiç sektirmeden her gün tik atabildiğim maddelerden biri. Başlayınca hızını da alamıyor insan. Dün ilk kitabımı bitirdim. Alkış!

Hafta içi araba kullanma. Bugüne kadar başarıyla tik attığım bir madde. Bu akşam spordan sonra arkadaşımı almak için havalimanına gideceğim; işe arabayla geldim vakit kaybı olmasın diye. Ama arabayı şirkette bırakıp tramvayla gidip geleceğim spora. Bugün bu maddeye yarım artı verebiliriz.

Her gün Duolingo. Araba yerine tramvay kullanmaya başlayınca Duolingo da tik atılabilir bir maddem oldu. Ama haftasonu şehirdışından gelen arkadaşımla ilgileneceğim için aksar diye tahmin ediyorum. 10 dakikayı nasıl büyütüyorum ama gözümde. Eğer haftasonu aksatmazsam yıldızlı pekiyi.

Her sabah 5 dakika bacak fırçala. Diş fırçalamayı sevmem ama bu bacak fırçalama işi beni mest ediyor. O minik minik karıncalanma hissi yok mu… Geç kalmak pahasına fırçalanıyorum.

No Spend Day Tracker. Tek bir tik bile atamadım. Bu haftayı tiksiz kapatırım gibi görünüyor. Önümüzdeki hafta için hedefim şimdiden belli. 1 tik. Tek bir tik. Gün fark etmez.

SORU-016
EN BÜYÜK KORKUNUZ NEDİR?

Bir sürü korkum var. Biraz eşeleyince hepsinin altından “yetersizlik” çıkıyor. Yeterlilik gibi göreceli kavramların yaratacağı sarsıntıları önlemek de çok zor. SORU-002’de başarı kriterimin başkalarıyla kıyaslayınca ortalamanın üstüne çıkmak olduğunu tespit etmiştim. Bu inanç kalıbının sağlıklı olmadığı ise gün gibi ortada. Ben haftada 3 gün yaptığım sporumla iyi bir fiziğe sahip olduğuma inanırken tatile gittiğim yere güzellik yarışması kızları hazırlık kampına gelirse ne olacak? Türkiye’deki en iyi okulu kazanan çocuk, dünya çapında başarılı bir çocuk mu?

Bu kıyas tablosundan sağ çıkma ihtimalim yok.

Belki yetersizlik hissimi yok etmiyor ama kendimi daha yeterli hissetmemi sağlayan birkaç egzersiz var. Pek çok yerde yazıyor, klişe gibi geliyor ama bana iyi geliyorsa klişe olmasının bir önemi yok.

Yeterince başarılı olamama korkuma iyi gelen şey hedefleri küçük parçalara bölmek. “İspanyolca öğren” kutusuna tik atmak çok zor; Advanced olunca mı tik atacağım, bir İspanyolca sunum yaptınca mı, DELE sınavını geçince mi? Parçalara bölüp her gittiğim dersi, her atladığım kuru, her gün yaptığım tekrarı görünce süreci takdir ediyor ve kendimi daha başarılı hissediyorum.

Sahip olduklarımın listesini yapmak da bana çok iyi gelen bir egzersiz. O dönemde yeterince sevilmediğimi düşünüyorsam oturup beni sevenlerin listesini yapıyorum. Çok çocukça ama liste uzayınca “bu kadar insanın sevdiği biri sevilmeyi hak eden biri olmalı.” hissi geliyor. Kendimde sevilesi bulduğum özellikleri de yazmışlığım var. Hatta bir iki kişiye “bende en çok sevdiğiniz şey ne?” diye sorup bunları da listelediğim oldu. Çocukçaysa da çocukça; iyi geldi mi, geldi.

Bunu yazıp yazmamak konusunda çok tereddüt ettim ama alenen bir kıyas tablosu yapmak da uyguladığım bir teknik. Bunu yaptıysam belli ki bir kıskançlık atağı atlatmışım. Kendimi suyun üstüne çıkarmak için kıskandığım kişinin üzerine basıyorum diyebiliriz. İki kolon yapıyorum “o” ve “ben. Onun fiziği çok güzel ama ben akademik olarak daha başarılıyım. O daha zarif ama ben de snowboard yapabiliyorum. Herkes her alanda en iyi olamıyor, kendimin daha iyi olduğu bir şeyler bulunca rahatlıyorum. Karşımdakini kıskandığım özellikler de kendimi geliştirmek istediğim konular olarak önümde listelenmiş oluyor. Onun zerafetini kıskandıysam Ahmet Abi gibi oturmayarak işe başlayabilirim. O kızı benden daha güzel yağan şey pırıl pırıl cildiyse demek ki cilt bakımı konusunda biraz araştırma yapmam gerekiyor.

Share:
Devamı

GeCe- Kayıp Zamanı Keyifli Hale Getirmek

Belki benim karakterimden, belki iki çocuklu anne olunca zor bulduğum zamanların kıymetini bilmekten bilemiyorum, gün içinde zamanımı olabildiğince verimli ve keyifli hale getirmeye çalışıyorum. Daha ilk yazımda bahsetmiştim, günün büyük bir çoğunluğunda mecburi olarak yapmam gerekenler var ve onları o kadar uzun zamandır tekrar tekrar yapıyorum ki, kendi kendime bu oyunları oynamasam kafayı yiyebilirdim. Bu yüzden belki hayattan bezmiş görünmüyorum, hala neşemi koruyabiliyorum. Bu yazıda kısaca neler yaptığımdan bahsedeyim.

Hergün yapmam gereken işlerin başında, ev düzeni, yemek ve çocuklarla ilgilenme geliyor. Ev düzeni konusunda, üzerinde çok kafa patlattıktan sonra olabilecek en pratik çözümlere ulaştım. Her gün belli başlı şeyleri kısa sürede yapabiliyorum. Diğer yandan düzenli bir evin, çocukların huzurunu olumlu anlamda etkilediğine çok şahit oldum. Tıpkı günlük rutinlerin onları güvende hissetmesini sağladığı gibi, düzenli ev de benzer etkiyi sağlıyor. Aradığı şeyin nerde olduğunu bilmek dünyanın karmaşıklığını azaltıyor, önceden hazırladığım gruplandırmanın kendileri tarafında devamını sağlamak onların, hayatlarını nispeten kontrol edebileceği bilgisini veriyor. Ev düzeninin sadece evi toplamak değil, onlara sıcak ve huzurlu bir ortam sağlayacağını, bazı beceriler kazandıracağını bilmek bana haz veriyor. Böylece ev işi üzerimde külfete değil, eğlenceye dönüşüyor.

Yemek hazırlama konusunda da benzer şekilde. Burada dışardan alıp yeme imkanı oldukça nadir. Fırında hazır ısıt ye yemekleri marketlerde oldukça yaygın ama pek tercih etmiyorum. Dolayısıyla hergün yemek pişiyor bizim evde. Yemek yapmayı seviyorum ama yine bunu kendim için eğlenceli hale getirmeye çalışıyorum. Yeni lezzetler deniyorum, sofrayı misafir gelecekmiş gibi hazırlıyorum. Çok çeşit yapıyorum. Ben ve ailem de misafir özenini kesinlikle hakediyor.

Çocuklarla ilgilenme kısmına gelince, genelde evde beraber vakit geçirme ve dışarda bir yerlerde bekleme olarak ikiye ayırabilirim. Dışarda iken genelde yanımda sohbet edecek birileri oluyor, o zaman sosyalleşmenin tadını çıkarıyorum. Eğer kimse yoksa amatör olarak ilgi duyduğum fotoğraf çekimine, eğer daha uzun vaktim varsa kitap ve öykü okumalarına vuruyorum kendimi. Evde çocuklarla birebir oyun zamanı eskiye nazaran oldukça azaldı ama, bazen sadece yanlarında durup onlara bakmamı, veya oyunlarına meteryal sağlamamı istiyorlar; boya getir, su getir, şurayı sil... gibi. Ve tabi konsantre ilgi. Aferin, bravo, şurayı yeniden yap, böyle denemek ister misin... şeklinde onları takip ettiğini belli eden yorumlar. Ve mutlaka aynı odada bulunmamı istiyorlar, genelde kitap okuyup örgü örerek eşlik ediyorum.

Depolarıma gelecek olursam, ikisi de hala sallantıda. Tam anlamıyla rutine girmedi ama başladı. Eh bu da bir gelişme sayılır.

Sevgiler






Share:
Devamı

SORU-015


Finansal özgürlüğünü kazanmak bir iş sahibi olup temel ihtiyaçları karşılayabilmekle olmuyor. Para kazandığınız işinizi kaybederseniz temel ihtiyaçlarınızı karşılayamayacaksanız finansal olarak özgür değilsiniz demek oluyor. Finansal olarak özgür olmayan birey de maalesef herhangi bir açıdan özgür olamıyor. Ev kredisi ödemek zorundaysanız işinizi kaybetmeyi göze alamaz, size hakaret derecesinde şakalar yapan koordinatörünüze güleryüz göstermek zorunda kalırsınız. Gerçekten özgür olsanız o kişisinin size o şakayı yapmasına izin vermezsiniz. “Yeter!” diyip çıkabilme lüksüne sahipseniz sadece işinizi yapmayı istediğiniz için orada olursunuz. Özgür iradesiyle o şirkette bulunmayı seçen personellerin olduğu firmalarda ortaya çıkan ürünler tartışmasız kalitelidir, o şirketin marka imajı sempati duyulasıdır.

Eğer bir kişi her sene sahip olduğu varlığın %4ünü harcıyorsa zengin sayılıyormuş. Çünkü her sene %4ünü harcadığınız bir kaynağı ömrünüzün sonuna kadar tüketemiyormuşsunuz. Sahip olduğunuz varlığınızdan daha çok harcama alışkanlığınız sizi zengin ediyor, diyebiliriz. Yapabileceğimiz bir diğer hesap da şu: yıllık giderinizi 25 ile çarparsanız zengin olmak için ihtiyacınız olan miktarı bulabilirsiniz.

SORU-015
YAPTIĞINIZ İŞİ SEVİYOR MUSUNUZ? BÜYÜK İKRAMİYE SİZE ÇIKSA NE İŞ YAPARDINIZ?

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Bölümü mezunuyum. Çok büyük ideallerle seçtim mesleğimi, okulda aldığım eğitimle dahi bir sanatçı olacağıma inandım. Okulumun ilk yaz tatilinde bir mimarlık ofisinde çalışmaya başladım. Ofisten kazandığım parayla geçinemeyeceğimi anlayınca bir de barda çalışmaya başladım. Komiktir ki bardan kazandığım para, mesleğimi geliştirmeye çalıştığım yerde kazandığımın 5 katıydı. Temel ihtiyaçlarınızı karşılayamadan idealist olamazsınız. Mesleğime inancımı ilk bu konuda kaybettim.

Annem resim öğretmeni, benim de elim kırıktır. Okulda bir paftalar çiziyorum ki aman aman, neredeyse ressamım. Öğrenimini gördüğüm işin inşaat sektörünün bir parçası olduğunu anlamam üçüncü senemin sonundaki şantiye stajımı buldu. Kağıtta, bilgisayardaki artistik çizgilerin gerçek hayattaki karşılığının beton, çelik, toz, usta teri, mal sahibi küfrü olduğuyla yüzleştiğimde bir kere daha kırıldım.

Mezuniyetimden hemen sonra İstanbul’daki en büyük projede çalıştım. İnsana olan inancımı da orada kaybettim. Güvendiğin insanlar tarafından kullanılmak mı ararsın, hak etmediği halde senden fazla kazananı mı, dedikodu mu istersin, entrika mı? En büyük şansım bağlı olduğum müdürümün finansal özgürlük sahibi bir kadın olması, inanmadığı şeye inanmadığını söyleyebilmesi, saygıyı hak etmeyene saygı göstermemesiydi.

İstanbul’dan İzmir’e taşınacağımı söylediğimde şansım yaver gitti ve bana göre yüklü bir miktar tazminat aldım. İlk defa elimde toplu bir para oldu. Hem paramı bağlamak hem de ben bu hayatta bir şeye sahip oldum hissini yaşamak için bir yıllık da kredi çekerek araba sahibi oldum. Aileme ait evde kız kardeşimle beraber yaşayacağım için kira masrafım olmayacaktı. 10 yıl sonra ilk defa kira ödemiyorum, çok enteresan bir his. Bugün işimden olsam arabamı satar, kredi borcumu kapatır, işsizlik maaşıyla temel ihtiyaçlarımı gideririm. Bu süre içinde de yeni ve daha iyi bir işi hayatıma çekmeye niyet ederim.

Özgür müyüm? Tam değil ama evet. İşime finansal olarak özgür olabileceğim o günleri planlayarak geldiğimi itiraf etmeliyim. Eğer bu işten para kazanmasaydım bu işi yapmazdım. Yaptığım işi seviyorum diyemem bu durumda. Ama bana özgürlüğümü verecek kaynaklar yaratmamda yardımcı olduğu için işimin varlığına minnettarım.

Genç yaşta kendimi emekli etmek gibi bir hayalim var. Ama çalışmamanın insana iyi gelmediğine inanıyorum. Emekliliğimde elimle ürettiğim şeylerle ilgilenmek istiyorum. Bunları yapabileceğim ve sergileyebileceğim bir atölyem olsun isterdim. Seramik, resim, örgü, dijital sanat pek çok şey olsun içinde; benim ilgilendiğim her şey. Gelen giden farklı faklı insanlar olsun, bir kahve yapayım, oturup iki lafın belini kıralım, başka bir bakış açısı edineyim her birinden.   

Karşılığında 5 kuruş kazanmasam bile her gün severek, koşa koşa giderdim ben o atölyeye.

Share:
Devamı

Bir Roman Yazmak-2 -Bir Önceki Yazımın Yorumlarına Cevaplar

    ''Yazmaya geç başlayanların sayısı pek çoktur. Günlük hayatın çetin koşulları geç kalanların moralini de olumsuz etkiliyor ama bunun iyiye yorulabilecek bir yanı var: 
      Gecikme boyunca biriktirilenler erken yaşlardakilerden her zaman çoktur.'' 
      (Semih Gümüş; Yazar Olabilir Miyim)



A4 boyutunda olmasa da günlük 5 sayfa hedefime ulaştım :) Önceki taslakların faydası oluyor. Kurşun kalemle yazmak  hızımı artırdı. Dönüp beğenmediğim yerleri siliyor ve keşke şöyle yazsaydım tuzağına takılmıyorum.

Bir önceki yazıya çok güzel yorumlar gelmiş. Teşekkür ederim. İş yeri bilgisayarında yazıyorum ve malesef blogspot uzantılı sayfalar açılmıyor:(( Telefondan yazdığım cevaplar nedense görünmüyor, ayarlarla ilgili bir sıkıntı var sanıyorum.

@küçükjoe şimdilik spontan ilerliyorum. ''Son'' yazmayı bırak bir sonraki sayfayı bile düşünmüyorum. Buraya yazmamın sebebi de o aslında, vazgeçmemek. En azından sizlere ilan ettim.

@merveuzun sizi çok iyi anlıyorum. İnsan neden roman yazmak ister?? Bazı şeyler söyleyebilirim ama yeterli olmayacağını düşünüyorum. En önemlisi, anlatacak çok şeyim var gibi hissedip bunları kişiler ve olaylar üzerinden yazıya dökmek sanırım.

@cem kazan çok teşekkür ederim. Deniyorum. ''Bu iş bana göre değilmiş'' demek de kazanç olacak benim için.

@öğrenenanne, GeCe, Kahve sağolun, var olun.

Cuma görüşmek üzere.


Share:
Devamı

SORU-014


Mevsim geçişinden kaynaklı olduğunu düşündüğüm bir uykunun yetememesi, kafanın yastıktan ayrılmak istememesi sendromu içindeyim son bir haftadır. Sabah 7’de zınk diye uyanan ben alarmı susturup tekrar uyuyup yarım saat sonra korkuyla, geç kaldım hissiyle uyanmalara başladım. Vücudumun uyku istediğinin farkında olduğum için dün akşam 23’te yattım ama vücudumu 8 saat de kesmemiş; bir yarım saat daha maçı uzatmalara götürmüş. Uykuya direnmek çok zor, en ihtiyacın olan anda çekiveriyor fişini uykusuz vücut. Vücut ne derse o, biraz daha erken yatmayı denemem gerekecek sanırım. Çok şükür işim var da yataktan kalkıyorum, kendi irademle kalkmam gerekse kim bilir saat kaçları bulur, ömrümden kaç saat kaybederim. İyi ki işim var! Canım işim!

Vücudum tüm kış uykusu hazırlıklarını yapıyor olsa gerek ki iştahım da artıyor. Akşam yemeğimi saat 6’ya doğru yiyordum; şimdi saat 5’i beklemekte bile zorlanıyorum. 5’te yediğimle kalacak olsam yine iyi; biliyorum ki akşam “az bi’ şey koy ağzına da öyle yat” diyecek. Uykuya direnmek kadar zor bir şey varsa o da yemeğe direnmek ama bu konuda uykuya gösterdiğim anlayışı gösteremeyeceğim. Kışın üşümemek için yağ depolamaya çalıştığını biliyorum vücudum ama montlarımız var kalın kalın, para verdik aldık yani sen kendini yorma.

Arabasızlık denemelerim sürüyor, işe yürüyerek geldim, hem de spor günüm ve kendimi sabote etmemeyi başardım. Alkışlar yağıyor şu an. Uyuyakalmama rağmen bacaklarımı da dişlerim gibi fırçaladım. Bacaklarım da dişlerim kadar değerli ve ilgi gösterilen şeyler güzelleşir. Peki ya “no spend”? Bu konuda sadece gözlem yapıyorum ama henüz o tracker’da bir haneyi bile karalayamadım, ciğerim yanmıyor desem yalan.

SORU-014
GELİŞTİRİLMESİ GEREKEN YANLARINIZ NELERDİR?

  • ·        Sosyal ilişkilere ayrılacak zamanın organizasyonunu yapabilmek.

Zaman yönetimi konusunda iyiyimdir ama bazen aylarca görüşmediğim ama her gün görüştüğüm kişilerden daha çok sevdiğim insanlar oluyor. Her spora gittiğimde oradaki arkadaşlarla bir de kahve içiyorum ama yarım saat uzakta olan üniversite arkadaşımla 2 ay oldu görüşmedim. Bu iş nasıl organize edilir henüz tam çözebilmiş de değilim.

  • ·        Hislerime daha fazla güvenmek.
Bu konu tartışmaya açık ama benim inancıma göre hepimiz her bilgiye vakıfız, hislerimizi modern
dünyada deforme olmuş durumda. Hislerin kas gibi çalıştıkça güçlendiğini düşünüyorum.

  • ·        Hakkımı aramak.
Bazen tembellikten bazen korkaklıktan hakkımı aramıyor ya da savunmuyorum. Geçenlerde bir kadın yan yoldan çıkarak arabamı çizdi ama haklıymış gibi bağırıp çağırdığı için korktum ve sanki benim hatammış gibi tepki verdim. Hala aklıma geldikçe kadına da kendime de kızıyorum.

  • ·        Özşefkat geliştirmek.

Bir üstteki maddede göreceğiniz gibi kendimi teselli edeceğime kendime kızıyorum. Zaten mağdur edilmişim, kadın beni paralize etmiş, “niye öyle demedin, niye böyle davrandın?” diye bir de ben kızıyorum kendime. Bu durumdan ne öğrenebilirsin Burcu’cum? Gel bir sindirelim sakince şu konuyu.

  • ·        Davranış ve düşünce kalıplarımı deşifre etmek.

      Bu çok keyif aldığım, dibi bucağı olmayan bir konu. Keşifler kendimle olan iletişimimi güçlendirmemi sağlıyor. Bir de çözüm üretebilecek cesareti toparlayabilirsem kendime olan güvenim ve saygım da artıyor. Yaşamanın en eğlenceli yanlarından biri kendini daha yakından tanımak. Yarın ne olacağına ve senin olana nasıl tepki vereceğini asla bilemiyorsun.

  • ·        Aktif dinlemek.
Karşımdaki bir şey anlattığında fikir vermek, yorum yapmak, onun lafını bölmek gibi huylarım var. Bana yapılınca çileden çıkıyorum. "En iyisini ben biliyorum, şimdi sus ve dinle!" tavrından kurtulmak, karşımdakini gerçekten dinlemek, onun anlattıklarından ne öğrenebileceğime odaklanmak istiyorum.









Share:
Devamı