GeCe- Uzun Aradan Sonra Merhaba

Merhaba!

Dün gece çocuklarla sızıp sabahın köründe uyanınca, bloğa yazabilmek için ekstra zamanım oldu. Birkaç haftadır yazamadım ve biraz duygusal olarak yoğun günler geçirmiştim. Hatta hafif depresif hissediyordum ki en son geçtiğimiz hafta bir sabah uyandığımda, normalde her sabah uyanınca beni selamlayan ancak bu süreçte hiç duyamadığım içindeki çocuk neşesini birden duyuverdim. Hoşgeldin yeniden dedim, iyi ki geldin! O gün bu gündür daha iyiyim.

Bu sürece başlarken kendime iki ana hedef koymuştum. Çünkü zaten öncesinde yapmaya başladığım ve günlük rutinime kattığım şeyler vardı. Hollandaca derslerim, kitap okumalarım, dolu dolu yaşam, ehliyet almak ve araba sürmek gibi. Öncelikle biraz bunlardan da bahsetmek istiyorum.

Hollandaca dersini, haftada bir online alıyorum. Çok çeşitli kurslar var elbette ama mevcut şartlar altında bir kursa gidecek yeterli zamanım olmasını beklersem daha çok beklemem gerekecekti. Şimdi yol için zaman kaybetmiyorum, birebir olduğu için daha hızlı ilerliyoruz, bazı aksiliklerden dolayı ders iptal olursa geride kalma problemi yok. Çok memnunum. Bir de özellikle aranmadığım halde karşıma ücretsiz bir konuşma dersi çıktı. Bir sabah ona katılıyoruz 5-6 arkadaş. Öyle eğlenceli geçiyor ki resmen kahkaha terapisi oluyor bana. İyi ki katılmışım. Konuşma konusunda çok gerideyim ama gramerde A1, A2 bitti, B1 e başladım bile. Eğer o geniş zamanları bekleseydim şimdi hala sıfırda olacaktım.

Sene başında yıllardır kullanmamakta direndiğim Goodreads uygulamasını indirip üye olmuştum. Orada reading challenge 2018 diye bir etkinlik varmış. Biraz abartarak 50 yazdım. Çocuklardan önce haftada 2-3 kitap okurdum ama çocuklardan sonra yılda 20-30 a düşmüştü. Bu yıl dedim zorlayayım. Şimdi 40 kitap bitti, bazı yarımlarım devam ediyor, herhalde 45 ile biter gibi, ki bence harika bir sayı ancak belirtmek isterim ki bu sayılar kimsenin gözünü boyamak için değil sadece kendi kendime giriştiğim bir oyun.

Ehliyet alma işini senenin ortalarında başarmıştım çok şükür. Nasıl anam ağladığını da blogda yazmıştım. Şimdi öyle uzak geliyor ki o günler. Artık arabam var, sürüyorum ve eskiden marketten bisikletle veya yürüyerek taşıdığım onca yükü nasıl taşıdığıma nasıl yaptığıma şaşıyorum. Geçtiğimiz hafta sırf yürüyüş olsun diye markete gittim ve tabi alacaklarımı abarttım (8 kg deterjan taşımak senin neyine). Bir elimde yiyecek poşeti bir elimde deterjan 1 km uzaklıktaki marketten eve yürüyünce arabanın nimetini daha iyi anladım. Yine de gocunmam, ara sıra bunu da yapmak lazım.

Dolu dolu yaşam konusu ise şöyle. Günlerimi verimsiz, boşa geçmiş gibi değil de, her ne yapıyorsam değer katmayı, değerlerini arttırmayı, kendime, aileme, yaşam alanımıza özen göstermeyi, yemeklerimizi sağlıklı, birlikteliklerimizi anlamlı kılmayı amaçedinmiştim yine sene başında. Yani kısaca hayatımızı renkli geçirmeyi istiyordum. Bunun için evimi huzurlu ve ferah tutmaya çalışıyorum, çocuklarımın çocukluklarını mutlu geçirmeleri, onların donanımlarını arttırmak için çalışıyorum. Yemeklerimizi sağlıklı tutmaya uğraşıyorum. Kendime de özen gösteriyorum, arada arkadaşlarımla çıkıyorum. Yani dışardan bakınca fazla gözönünde olmayan ama içine girince ufak ufak o kadar çok detay var ki bu standartları koruyup devam ettirmek için, herhalde enerjimin büyük çoğunluğu buna gidiyordur. Ve işin ilginç yanı, zaten standardı düşük veya yüksek olsun, bütün bunlar en çok zaman ve emek harcadığımız şeyler. Ben de diyorum ki, madem illa ki efor sarfedeceğim bari sonuçlar iyi olsun, içinde yer alan herkes keyif alsın, hayatımız mutlu geçsin. Çok şükür bin şükür çocuklarım bunun sinyallerini veriyor. Mutlular, günden güne olumlu gelişmeler kaydediyorlar, yuvamızı seviyorlar, daha ne olsun.

Gelelim bu bloğa koyduğum iki hedefe. Biri zayıflama biri fizik idi. Fizik çalışmalarım olduğu yerde sayıyor. Metaryelim de hazır halbuki ama elim ona gitmiyor. Farkettim ki aramızda geçmişte yaşadıklarımdan doğan bir küskünlük var. Biraz bu durumu inceleyip üzerine gitmeye karar verdim. Tekrar istekle ve şevkle buluşmak için ne yapmak lazım ona bakacağım.

Veee diyet. İyi ki ertelemeyip bu işe girişmişim, 6 hafta bitti diyetimde ve -4,5 kg dayım. Vücut kitle indeksine göre 2,5-3 kg kaldı vermem gereken. Bakalım bundan sonrası nasıl gidecek meraktayım. Yeni yıla fit girecek miyim giremeyecek miyim göreceğiz :))

Benden haberler bu kadar. Hepimize bol tickler diliyorum 🙏🏼
Share:
Devamı

Kahve: Geri sayım, 45 gün.


Bugün buraya artık bir post girmem gerektiğini düşünüp, (öğlen sularında- telefondan) oturdum 8 buçuk dakikalık video çektim. Güzel güzel depolarımın gidişatını anlattım. Fakat yükleme kısmında sorun yaşadım (hırrr) Epeydir bilgisayar başına geçip ne yazı yazabildim, ne de burayı okuyabildim. Bu hafta ortak blogumuzda hem kaçırdığım leziz yazıları okuycam hem de projemde nerelere evrildim, neler keşfettim bunlardan bahsedicem.

Şimdilik kısaca özetlemek gerekirse;

Kendimi arıyorken olmaktan korktuğum yerdeyim, hala ilk 5 maddedeyim!!!

Essahtan, her gün 'bugün depolarım için ne yaptım?' diye sormadan, kendi versiyonumda gelişim kaydetmeden günü kapatmıyorum. Fakat yine de çok boyutlu bir akışa kendimi kaptırdığım söylenemez.

Şimdilik garantilediklerim (özellikle 2 madde daha net)

1- Bana iyi gelen beslenmeyi oturtmak (check)
2- Sporun düzenlisi (check)
3- Kitaplarımda yol almak (check)
4- İngilizce dili ve edebiyatında dinlemek, okumak, anlamak (check)
5- Basit şeyler çiziktirmek (check)

İyi de, bir sorun var. Yani depolar projesine başlarken, hiç düşünemediğim bir sorun.

Tam burada kesiyor, baya hain şekilde cuma gecesine koşuyorum. Tabi ki pijamalarla film karşısına (kekik çayı eşliğinde) Volkan bekliyor.

Kaldı son 6 hafta, yuvarlak hesap son 40. Bence artık son düzlükte buralarda daha fazla bulunma zamanı geldi. Hadi 2018, tatlıya bağlayalım mı beraber?

Hiç hesapta olmayan o sorun için, depolarımı eritme yolunda beni şaşırtan o mevzuyu anlatmak üzere en geç Pazartesi buradayım! (bence pazar olur o iş) Ve tabi diğer yazıları okumak, yorumlarda buluşmak gibi özlediğim eylemler için de!
Share:
Devamı

Öğrenen Anne %51

Ve yarıyı 1 tık geçtik! Durum raporu, asayiş berkemal. Türk gibi yani yüksek enerjiyle ve ‘n’olcak abiii, hallederiz’ diye başladığım işe, daha ilk çeyrek bitmeden tabii ki hedeflerin çokluğundan demoralize olup ‘yapamıyorum, yapamayacağım, en iyisi vazgeçeyim’ krizi geçirerek noktayı koyma aşamasına gelmiş, ama tam dibe vurmadan bir Alman’dan el alıp motivasyonumu yükseltmiş ve kendime daha gerçekçi hedefler belirleyerek yola tekrar geri koyulmuştum. İlk yarının özeti buydu.

Benim her işim böyledir. Aşırı heyecan ve motivasyon, ilk zorlukta yılgınlık ve demoralizasyon, genelde o noktada vaz geçme ya da genelde kendi dışımda biri ya da bir olaydan ışık alıp daha gerçekçi yeni bir bakışla ve daha dengeli (daha az tutkulu ama daha sürdürülebilir) bir yöntemle tekrar denemek ve bitiş çizgisine dek son bir gayret (genelde burnumdan solumak ve birkaç son dakika aydınlanması ile zaman ve enerji yenilemek) gösterip, bitişi tahminimden rahat göğüslemek ve sonra tebrikleri de umursamaz bir havayla ve ‘aman fazla büyük bişey değildi ya herkes yapabilir’ havasıyla, kendimi olduğundan az göstererek (bu psikolojiye de geleceğim, zamanı gelince yazarım nedenlerini) geçmek. Hep böyledir, her işim böyledir. Çabuk vazgeçerim ama vaz geçmediğimi de iyi yaparım, önem veririm, mükemmelleştirmeye çalışırım.

Sorun aslında bu, ya hiç ya hep. Birşeyi ya hiç yapma, ya iyi yap.. Sorun bu, ara tonları başarısızlık olarak görmek. Bunun üzerinde çalışıyorum.

Şimdi yarı yolu geçmiş, o ‘bırakma’ noktasını da atlatmışken, bir durum değerlendirmesi yapalım ve öyle devam edelim. Neydi hedeflerim? 4 kollu teraziyi dengede tutmaktı. Bunlardan fiziksel kokda sorun olmadı zaten o kol hep öyle kendiliğinden takılıyor iki adım öne bir adım geriye falan bi şekilde dengeyi buluyor. psikolojik kolu iyi çalıştırdım. Hayatımın anlamını, endişelerim üzerine çalışmayı güzel götürdüm, hergün bu konuda aktif çalıştım ve düşünce ve eylem anlamında beklediğimden çok ilerledim. Ama bu nedenle diğer kol, bilişsel kol biraz yukarda kaldı ve özellikle Almanca çalışma motivasyonumda dengeyi tutturamadım. Sosyal kolda da tahminimden iyiydim, yeni insanlarla tanıştım ve eskilerle daha yoğun ilişkiler içine girdim, bu gerçekten beni mutlu etti. Sosyal olmayı seviyorum ama tembellik edip kendimi çekiyorum, kendimi rahat bıraktığımda yani mesela şu her teklife evet deme oyununda, gerçekten zevk aldığımı ve mutlu hissettiğimi görüyorum. Bu kolun karşıtı olan kendine yönelmede de iyiydim, sevdiğim bazı kişisel bakımları düzenli yaptım ve fark ettiğini gördüm. Sanki cildim ışıldadı, daha hafif hissettim falan. Bir de risk aldım mesela saçımı apayrı birine boyattım ve hiç aklımda yokken bu önlere atılan açık bir renkten attı ve baya hoş oldu yahu (kocam farketmedi ve kızım ‘anne sana elsa mı çarptı saçının bi tutamı beyaz olmuş’ dedi ama olsun, ben beğendim ya, yeter).

Yolun ortasında geldiğim nokta bu. Şimdi güdük kalan noktalara yoğunlaşmak istiyorum ve ufak da olsa birkaç başarı elde etmeyi umuyorum. Ha bu arada en büyük başarım da geçen hafta Türkiye’deyken gerçekten çok kontrollüydüm ve ailemle ilk defa gerçekten güzel zaman geçirdik (şimdi süper şımartılmış çocuklarım ağzıma kollektif bi şekilde.. neyse).

Haydi bakalım, ikinci yarı için perdeeeeeee..
Share:
Devamı

Kendinize küçük hedefler koyun, bi de öpün

N’aber?
Ben sessiz sessiz yazılanları okuyup “ayy ben bi’ şey yapamadım yaaaa, kesin bu işi batırıcam, kesin!” anksiyetesi yaşıyordum görüşmeyeli. Hem de düşündüklerimin çok gerisinde olmamama rağmen…
Anksiyete demişken, bir uzman psikoloğun çocuklarda anksiyete belirtisi olarak “geçişlerde zorlanmak; mesela dışarı çıkmamak, çıkınca girmemek” gibi hareketleri örnek vermesi üzerine, “Hiiii! Bak, gördün mü, kes-sin benim oğlanda da var… Zaten çok hassas bu çocuk, her şeyden etkileniyor mu böyle… Ne yapacağız yaa...” diyerek kendimi yiyordum.
Bütün bunlara karşılık bir taraftan da şurada 10 gün sonra taşınmamız ve henüz inşaatı bitmemiş evimize geçmemiz gerekebilirken, o konuda çok ama çok sakin kalabiliyordum.
Niye mi bunları anlatıyorum? Okuduğum her şeyden çok etkilendiğimi, dahası kafamda olayları karmakarışık ettiğimi fark ettim. Dönem dönem interneti azalttığım, sosyal medyadan uzaklaştığım oldu. Ne zaman biraz bunalsam takip ettiğim hesaplarda temizlik de yapıyorum. Yine de bu aralar, faydalı şeyler bile okuyor olsam, internette maruz kaldığım şeylerin bana biraz “fazla” geldiğini fark ettim.
Kahve’nin ilan ettiği üzere kaldı 8 haftamız. Bu süre içinde sağlıklı bir internet/sosyal medya kullanımı oturtmayı hedeflerim arasına ekliyorum. Bunun dışında;
  • Madde 4’e aynen devam (Bunu da spor olayını hala kotaramamış olmama paravan gibi kullanır oldum ama çaktırmayın).
  • Bugün okumalarım için 2 kitap daha sipariş ettim, bunu da artı olarak yazıyorum.
  • Evdeki yarım kitaplarımdan 2 tanesine kardeşim el koydu geçen geldiğinde ama vermedim, yani eldekileri temizlemeye de hevesli olduğumu kanıtladım kendime, bu da çok iyi.

B Öyle bakınca ben yapamadım hissime de bi’ nanik çaktım. Onun yerine kendimi öpüyorum, sırf tipi bana benziyor diye de şunu aşağı bırakıyorum;

Share:
Devamı

Ögrenen Anne %43


Hayatimin ilk ve baya etkileyici endise krizinin ustunden 25 gün gecti ama bu kisa sürede muhtesem adimlar attim. Simdi bu ayki PMS'e ve gercekten tahmin ettigim gibi hormonal kaynakli ise, yeni bir endise atagi olasiligina dogru hizla yaklasirken, bu farkindaligi kullanmaya calisiyorum. Kendime kendim olarak degil, icimden cikip, disardan bakarak, terapist kimligimle yaklasiyorum. Hem "ele alinmanin" keyfini cikariyorum, hem de "ele alan" olarak onume bu kadar acik secik herseyini dokmus biri ciktigi icin keyfime diyecek yok. Biraz zor ama cok keyifli bir calisma..

Endiselerimi ele alip guruplayinca, iki ana tema onume cikti: Saglik ve gelecek kaygisi.

Saglik konusunu biraz kurcalayinca, su konularda yogun endise duydugumu fark ettim: Cenemde tam hangi disten kaynakli oldugunu anlayamadigim bir sizlama (gozden kacan bir curuk ya da gomulu 20ligin yarattigi ve genel narkoz vermenin mumkun olmadigi, cene kemigimin kirilmasini hatta cenemin cikmasini gerektirecek bir islem gerekebilcegini soyledikleri o kabustur kesin), mememde buldugum bir kitle (sekil bozuklugu da var, kesin meme kanseriyim), dizlerimin arkasinda ozellikle dizlerimi kirip bacaklarimin ustune oturdugum anda hissettigim agri (ailede diz sorunlari var, benimki cok erken basladi, kesin hizli ilerleyecek ve 10 seneye yuruyemeyecegim), M.'nin burun kanamalari (tabii ki kan kanseri) ve M.'nin buyume sorunu, sinirliligi (hormonal bir problemi var), L.'in konusamamasi ve dogdugunda kafasinin yamuk olusu (kesin normal dogurucam diye ikinirken cocugun beynine bisey oldu), annemle babamin yaslanmasi (bana soylemedikleri, sakladiklari birseyler var).

Gelecek kaygisi ise: asla yeniden, tekrar terapist olarak calisamayacagim (cok ara verdim, hersey degismistir, ben geri kalmisimdir ve eski isyerimle calismak istemiyorum cunku cocuk dusmani, M.nin hastaligini bile basima kakmisti, yeni bir yer bulamayacagim tam kafama gore), Almanca problemi (kafam almiyor, asla C duzeyini ogrenemeyecegim, cok zor), hayatimin anlamini asla bulamayacagim, bombos bir hayat gecirip olecegim, olurken de hazir olmayacagim, huzurlu olemeyecegim!

Simdiiiii.. :)))) Sizin de iciniz sisti mi?

Ay yeter bence de. Hemen ilk gruba giristim arkadasim. Gittim guvendigim Munih'teki kadin dogumcuma, Bursa'daki discime, Bursa'daki aslen fizyoterapist olan masaj konusunda da tek gececegim uzmanima. Yillardir "cani aciyacak, etkilenecek, korkacak" diye kan almaya goturemedigim M.'yi cektim kolundan goturdum sahane bir cocuk doktoruna, ki kendisi ayni zamanda cocuk endokrinoloji yani hormon bilimi uzmani profesordu, muhtesem bir doktordu. Bi de kan aldirdim, Almanya'da sadece dogdugu gun ve hastaneden ciktigi gun topugundan alinan kan disinda 5 yillik omrunde hic alinmayan kani (Alman tibbi boyle) 3 tüp sakir sakir (malesef tam korktugum tarzda, aglata bagirta, "sus ama acimaz o kadar" diye diye hem de) aldilar. Tam tesekkullu bir kontrol oldu, Türk tipi.

Ve ne oldu, cok sukur genel anlamda hersey yolunda. Resmen geceler boyu uyuyamayislarimin, binbir felaket senaryolari yazip endiselenmelerimin, bir anlik cesaretle hepsinin onune gectim ve kontrolu elime aldim! Kendimle gurur duyuyorum! Bu benim iste ya.. (Cocuk yedigi igneyle kaldi ama, caktirmayin, benim icim rahatladi ozetle ve korktugum gibi travma yasamadi, benden de nefret etmiyor simdilik, cunku yine Turk tipi rusvetle koca bir hediyeyi kapti sonucta).

Simdi gelelim ikinci grup endiseme, yani gelecek kaygisina.

Cok dusunuyorum, dusunceler, akimlar, sonsuz okumalar.. Cok aklim karisiyor. Kafamdaki ben ile yani asil olmak istedigim ben ile, aslinda bu yasima dek toplum, aile, normlar tarafindan olmam beklenen ben arasinda daraliyorum. Konu benim varlik felsefem ama olay benden cikmis, toplumsal bir hal almis.. Az dusun, bosveeer, su akar yolunu bulurculukla olmuyor arkadaslar. Iki degiskenli, herseyin dogal oldugu koy ortaminda degiliz, metropollerimizde cok degiskenli hayatlarimiz karmakarisik. Elbet dusunecegim, bir cok degisken var onumde, hayat ise tek. Hayati ciddiye almak kadar dogal birsey olabilir mi? Ama bunu yapmanin da bir teknigi var, kendini yipratircasina degil, hayat ile akmak, hayatin icinde, bir parcasi olarak, yani hem bireyselligimi hem de ait olma hissimi doyurarak..

Dusuncelerim demlenmeye basladi yavas yavas. Zamani gelince damittiklarimi yazacagim elbette. Ama simdilik, %43'ten bildiriyorum, yol uzun, yol zorlu ama yol keyifli.. Dusunmek, hep bir davanin icinde olmak, hep sorgulamak, aramak, denemek; yasamin anlami bu benim icin (galiba).
Share:
Devamı

Kahve: Geri Sayım, 59 gün (Revize isteyenler?)

Yoktum bayadır. Ama depolarım hep gündemimde sayın blog.

Değişik bir dönüşüm sürecinden geçiyorum. Belki de zamanında ekilen düşünce tohumları çiçeklerini açıyor. Bunlardan öteki blogda bahsettim bolca, ilgini çekerse gel.

Günler hızla geçti. Bu arada bir minik çocuk hastalığı bir de ağır yetişkin regli atlatıldı. Yoğundu. Projenin neredeyse yarısı bitmek üzere. 100 gün diye yola çıktık. Kaldı 59 gün. 

Çok kritik vakitler.

Henüz elle tutulur bir gelişme kaydedemeyenler... ya da benim gibi zikzaklı yollar çizenler.. Ne dersiniz, bu Pazartesi itibariyle, kalan son 8 haftada, elimizdeki listeleri yeniden yoklayarak, belki revize ederek, hızlanmaya? İsteyen kendisine gereksiz görünen depo ürünlerini eleyerek, öncelikli olanlara yoğunlaşır. İsteyen listesinden sadece 3 madde seçer.

Odaklanarak 8 hafta, güzel işler çıkarabiliriz bence. 8 haftada neler olur neler? Ben son haftalarıma daha çok odaklanmaya kararlıyım. Ne de olsa sayılı süre, çabuk geçer. 

2019'da yeni kararlar almaktansa, yeni bir seneye girmeden köklü değişimler yapmak için bence şahane süre.

Bakınız, depolarımız.




Share:
Devamı

SORU-021


Farkına bile varmadan, kasmadan, yorulmadan iki günü harcama yapmadan geçirmişim. Yalnız olduğumda tutumluluk konusunda başarılıyım ama insan içine karıştığım anda “bi’ daha mı gelicez dünyaya?” modu bir anda aktive oluyor. Alkol ve sigara konusunda da tam bir sosyal içiciyim. Merhaba, ben Burcu, sosyal harcayıcı ve sosyal içiciyim. Kendimi bir gruba dahil etme güdüsüyle bedenime ve cüzdanıma zarar vermekte bir beis görmüyorum anlaşılan. Bir dahaki sefere dışarıya çıktığımda soda ya da sudan başka bir şey içmemeye niyet ediyorum. Hadi kızım, göreyim seni.

SORU-021
KENDİNİZİ DEĞERLİ HİSSETMEK İÇİN NEYE İHTİYACINIZ VAR?

Sorularımdan ve cevaplarımdan öğrendiğim kadarıyla kendimi değerli hissetmek için “birine” ihtiyacım var. Bu birinin bana kendimi değerli hissettirmesini de bekliyor olabilirim, kendimi o biriyle karşılaştırıp “ben ondan daha değerliyim” de demek istiyor olabilirim. İnsanlıktan uzakta bir başıma nasıl değerli olabileceğimi bilemiyorum.

YouTube’da “Kadın Kanalı”nı takip etmenizi öneririm. Üzerinde çalışılmış, düşündürücü içerikler hazırlıyorlar. Aşağıda linkini paylaştığım bölümde genç bir kadının insanlıktan oldukça izole, kendi yaptığı evinde, kendi yetiştirdiği yiyeceklerle, kendi yaptığı şifalı karışımlarla, kendi kendine olan hayatını izleyebilirsiniz. Daha önce New York’ta yaşamış, tasarımcı olduğu halde temel tüketim malzemelerinin hiçbirini kendi üretemediğini fark ettiği zaman sorgulama süreci başlamış. Kurduğu düzenden tatmin olduğunu görebiliyorum. Kendi kendine hem madden hem manen yetmeyi başarıyor olması gerçekten hayranlık uyandırıcı. İtici sebebi insanlardan yorulması falan da değil, kendi kendine yetmek istemesi.

Günlük yaşantımda o kadar dışa bağımlıyım ki sevgiyi, değeri de dışardan almakta bir gariplik görmüyorum. Çantama baktım az önce, benim ürettiğim tek bir şey yok. Yediklerimi birileri benim için yetiştiriyor, başka birileri benim için pişiriyor, ben de para veriyorum. Giydiklerimi birleri benim için tasarlıyor, başka birileri benim için dikiyor, ben de para veriyorum. Salonumdaki masif ahşap sehpayı biri zımparaladı, başka biri ona perfore ayaklar taktı, ben de para verdim. Biri bana değer verdiğinde karşılığında bir şey vermem gerektiğini hissetmem, sürekli bir alış-veriş içinde olmamdan kaynaklanıyor olabilir. Üretip paylaşma alışkanlığına sahip olmadığım için tek bildiğim yöntem olan takasla değer sahibi olmaya çalışıyor olabilirim.

Üretip paylaşma davranışının mutluluk ve özdeğerlilik getirdiğini annelerde görebiliyorum. Sütle kurulan bağ daha sonra yemek yapma ve yedirmeyle devam ediyor. Hayatının diğer alanlarında alış-veriş davranışını sürdürüyor bile olsa çocuğuyla kurduğu paylaşım ilişkisi anneye bambaşka bir perspektif veriyor. Pek çok kadın anne olduktan sonra üretmeye başlıyor gördüğüm kadarıyla; domatesini balkonda yetiştireninden yoğurdunu kendi mayalayana. Bu yönelimin çocuğunun doğmasıyla başlayan üretme ve paylaşma davranışını hayatına yayma dürtüsü olduğunu düşünüyorum. Annelere alkış.

Sevgiyi dışarıdan beklememin çözümü üretici ve paylaşıcı olmak olabilir mi?



Share:
Devamı