SORU-010


Bir objeye çok uzun süre çok yakından bakarsanız objenin şeklini unutabilirsiniz. Ağlayıp duruyorum. “Baba travmam var da baba travmam var! Beni onaylamadı, arkamda durmadı, yanımda olmadı!!!” Sıkıntıyı tespit ettim ama ilerleyemiyorum ya hani. Peki ben babama nasıl davranıyorum şu an? Ulaşılamaz. Ben her şeyi yalnız başıma hallettim ve güçlüyüm ya, babamla arama öyle bir görünmez bariyer koyuyorum ki “ben çok yüksek bir yerdeyim, sen buraya kadar zıplayamazsın!” der gibiyim. Baba sevgisi alamadım diye ağlıyorum ama bugün alabileceğim sevgiyi almama en büyük engel benim. Evet, zamanında benim beklediğim gibi davranmadı ama bugüne engel mi bu?

Bir çocukluk fotoğrafım var, Chucky gibi gülüyorum; bir şeye çok katılarak gülersem hala o çocukluk fotoğrafımdaki mimiklerimle gülüyorum. Arkadaşlarıma gülelim, şaka konusu olsun diye gösteririm yani öyle çirkin bir gülüş aslında. Bu yazıyı yazmaya başlamadan önce babama mesaj attım: “Sana çok sinir bozucu bir şey göndereceğim.” ve o fotoğrafı yolladım.

“Nesi sinir bozucu bunun, çok güzel gülüyorsun.”

SORU-010
ÇOK İÇSELLEŞTİRDİĞİNİZ BİR KONUYU HİÇ ALAKASI OLMAYAN BİRİNE 10 DAKİKA İÇİNDE ANLATMANIZ GEREKSE KARŞINIZDAKİ KİŞİNİN BU KONU İLE İLGİLİ YORUMU NE OLURDU?

Dünkü yazıda düğümlendiğim noktayı biliyorsunuz. Onaylanma ihtiyacı duyduğumu defalarca tespit etmekten sıkılmıştım. Senede bir gün görüştüğünüz ama samimiyeti su götürmez arkadaşlarımdan biriyle tesadüfen bir telefon konuşması yapmam gerekti dün. Odağım düğümde olduğu için fırsat bu fırsat, farklı bir bakış açısı edineyim diye anlattım. “Baba travmam var da baba travmam var! Beni onaylamadı, arkamda durmadı, yanımda olmadı!!!” Arkadaşım benim için üzüldü. “Anlıyorum, çocukluk çok önemli tabii, aileler bilmeden ne kadar derin yaralar açıyor. Babanla geçmişteki güzel günlerinize odaklanmayı denesen, belki onun da ruhu özgür kalamıyor sen o günlerde takılıp kaldığın için. Ona teşekkür edip ruhunu özgürleştirdiğini düşünsen. Sonuçta zamanı geri döndüremeyiz, o günleri de babanı da sevgiyle yad etmeyi öğrensen.”

Niye yad ediyorum ya babamı?

Arkadaşım babamı ölmüş zannetmiş!

Babam ölmüş de ben artık onunla hesaplaşamayacağım için konu kilit oldu diye anlamış. Benim babam iki sokak arkada oturuyor. Sağlıklı da bir adam, mesaj falan atıyor yani Whatsapp’tan. Az biraz bencildir ama öyle evlerden ırak, beter bir herif değildir. O da çocukluk travmaları yüzünden bana yaşattıklarını yaşamak zorunda kalmış hatta. Bile isteye yaşatmadı ki bana bunları.

 Adam beni çocukluğumda alkışlamadı belki ama benim bugünkü başarılarımdan gurur duyup duymadığını söylemesine de ben hiç fırsat vermedim. Aramızda bir görünmez duvar, burun desen kaf dağında. Ben çok derinlerde babasının onayını alamamış kıza o kadar uzun süre baktım ki babamın bana bugün vermeye çalıştığı sevgiyi göremez oldum.


Share:
Devamı

SORU-009


İş yerinde bir bitkim var. Ofis doğal ışık almıyor diye güneşlendirmeye çıkarıyorum onu belli saatlerde. Yazları sabah ve akşamüzeri çıkarıyordum, öğlenleri içeri alıyordum yanmasın diye. Evvelsi hafta fırtına uyarısı yapılmıştı ya hani, ben o ilk rüzgarın başladığı gün işten çıkarken bitkimi dışarıda unuttum. Ertesi gün geldiğimde öyle yıpranmıştı ki garibim… Minnacık dallarının hepsi boynunu bükmüş, ayakta duramıyorlardı. Çok vicdan azabı çektim, çok üzüldüm. Öyle dikkat ettim ki suyuna, güneşine, rüzgarına… Bugün sabah gördüm ki minik minik yapraklar baş göstermiş gövdesinde. Alkışlar, konfetiler, partiler! Nasıl mutlu oldum anlatamam.
Sahi biz nasıl mutlu oluyoruz?

SORU-009
SİZCE MUTLULUK NEDİR? MUTLU OLMAK İÇİN EN ÇOK İHTİYAÇ DUYDUĞUNUZ ŞEY NEDİR?

Mutluluğu birinin ya da bir şeyin bana verdiği gibi bir yanılgım var sanırım. Bitkimin canlanması beni mutlu eder, minik kedinin iyileşmesi beni mutlu eder, takdir edilmek beni mutlu eder, sevilmek beni mutlu eder. Mutlu olmayı dışarıdan gelecek faktörlere bağlamaya devam ettiğim sürece bu kafa zor rahat eder. İnsan kendi içinde nasıl barış, huzur, mutluluk ortamı yaratabilir ki?

Benim bütün konularım burada kilit oluyor. Kendi kendine yetebilmek, kendi kendini onaylamak, kendi varlığından mutlu olmak, kendin olduğun için yeterli olmak…

Bu konularda fikri, bilgisi, kitap önerisi olan bana yazabilir mi?
Benim düğümüm burası, ben burada biraz vakit geçirmeliyim.
Yazı bitti, soru paydos. Valla tadım kaçtı sabah sabah...

Share:
Devamı

Kahve: Onaltıncı Gün (Yangından Mal Kaçırmak)




Zamanla kavgayı bitirdik, hayatı basitleştirdik- peki? Her şey gürül gürül akıyor mu? Bir düğmeye bastım ve takır takır işliyor muyum? O gün yastığıma kafayı koyduğumda 'vay be bugün de yapılması gereken tüm işleri tamamladım' diyor muyum?

 Maalesef hayır. Fakat ilginç bir şey buldum: Yangından mal kaçırmak! 

Şimdi, bazı günler yangın yeri gibi oluyor hayat. Ansızın işten bir telefon geliyor ve sizin hiç planınızda olmayan bir iş isteniyor. Aksilikler çıkıyor, yeniden düzenlemeler gerekiyor ve sizin 2 saat süreceğini tahmin ettiğiniz o çalışma 2 gününüze mal oluyor. Ya da.. çocukla ilgili bambaşka gündemler sahne alabiliyor, hiç olmadı sizin o gün canınız dışarı çıkıp bira içmek istiyor.

Normalde mükemmeliyetçi ben, bu durumlarda, depo boşaltma organizasyonunu olduğu gibi çöpe atar ve kendime yeni bir tarih belirleyip 'bu kez hatasız olacak, hiçbir sorun çıkmayacak' derdi. Kırılgan ben ise bu durumlarda boyun büker 'yapamıyorum, olmuyor, kararlarıma sadık kalamıyorum' derdi. Manyah mısın gızım ya, diyenler olacaktır. Manyağım abi. Ben kendimi köşeye bu yüzden sıkıştırdım işte zaten. Mükemmel olmayıversin, gerçekçi ol, kendine gel, ayakların yere bassın demek için bu proje işi. 

Böyle yangınlı günlerde, yangından mal kaçırıyorum ve bu hoşuma gidiyor. O gün ne yapsam yanıma kar kalacak şekilde, kaptığımı kapıyorum. 1 saatlik okumayı yapamadıysam, 2 paragraf bir şey okuyorum. Kaptığımı kaparım, az ya da çok. Alacağımı alırım günden. Bazen saçma şeyler de kaptığım oluyor. Mesela spor yerine markete yürüyerek gitmiş olmak- parkta Doğu oynarken, benim 15 dakikacık yürüme yapmış olmam gibi. Hatta bir kez ciddi saçma bir şey kaptığım olmuştu. Hafta içi akşamları dinlenme saatinde 'bugünle ilgili bir çizim yap' rutini koydum kendime. Bu çizim sadece bir kafa da olabilir, bir ağaç da, bir çizgi de... Zaten çizim konusunda amacım sanatsal bir uğraş değil, bir şeyleri anlatmanın farklı bir çeşidini denemek. Eğlenmek yani... O çizimi o gün yapamadığım için gece yatağa girince kafamda tasarlamıştım. Baya kafamda çizdim, baloncuğun içini doldurdum, rengini filan seçtim, ehehe diye güldüm bir de. O gün de onu yangından kaçırdım anlayacağın. 

Yangından mal kaçırmak, günü bir banka gibi görüp, ondan koparacağın parayı almak gibi bir şey. Ertesi gün alabileceğin miktar belli, neden bugün alacağım üç beş bozukluk parayı küçümseyim ki? Onu da alır koyarım cebime. 

Kısacası, amacım mükemmel tıkır tıkır işleyen bir günden ziyade, ne yapsan kar yönüne kıvrıldı. Uzun vadede nasıl bir getirisi olur bilmiyorum. Sonuçta bu depoları boşaltma takvimi 'nasıl daha verimli yaşarım' sorusunun peşine düştüğüm bir süreç değil. Baya baya depomu boşaltmak ve kendimi özgür bırakmak için kolları sıvadığım bir süreç. Gerçi yangından mal kaçırmak, sadece zor günlerin tesellisi. Ne de olsa aksilikler her zaman olmuyor. Yeter ki her şeyin mükemmel olacağı beklentisinden uzaklaşayım. Yoksa bu depolar 2019, 2020, 2021 ya da 40 yaş kararlarına itelenecek.

Neydi o laf? Mükemmel, yeterlinin en büyük düşmanıdır.

bugünün rızkı





Share:
Devamı

SORU-008


Hayvanlar sahiplerini seçer derler ya, yine öyle oldu. Minik mi minik, tombul mu tombul bir kız çocuğu kalelerimize dayandı. Boyuna bakmadan baş ettiği hastalıklar da vardı. Minik tombulun evimize giriş izinleri için müzakereler veterinerler eşliğinde geceyarısını saatler geçene kadar sürdü. Sonuç olarak artık evde iki insan dişisi, iki kedi dişisi yaşıyor. Şans getiresice tombul!

Bugün diyorum ki kendimizi öven de yeren de biz olalım. Ne bu başkaları tarafından onaylanma takıntısı canım! Eşeliyorum eşeliyorum, altından hep babam çıkıyor. Ben küçükken babam sağolsun bana hep hedefler koyuyordu. Bana güvendiğinden, daha iyisini yapabileceğimi bildiğinden yapıyordu bunu ama hedefler de öyle her çocuğun boyuna göre olmuyordu. Bütün arkadaşlarıma cep telefonu alınmıştı, -ne yapacaksak o sırada telefonda, internet falan da yok- ben de istiyordum bir telefonum olsun. Bizde niye yoh!?! Babamın cevabı: “Dersanedeki deneme sınavında tüm soruları doğru yaparsan alırım.” İyi bir öğrenciydim ama tüm soruları doğru yapmak çok abartılı bir çıtaydı. Bunun bendeki tezahürü ne olsa beğenirsiniz? Arkadaşlarımın sadece var oldukları için sevildiği, benimse bu sevgiyi hak etmeye gücümün yetmeyeceği. Al sana ömür boyu insanlar beni takdir etsin diye çırpınmalar, Instagram’a koyduğun fotoğrafa gelsin diye beklediğin beğeniler, bakınca alkışlasınlar diye yaptığın sporlar…
Like da dislike da bugün kendimizden. Babacığım pardon, ben biraz kendimi alkışlayacağım. Kendi karnıma da kendi yumruğumu kendim vuracağım.

SORU-008
KENDİNİZDE EN BEĞENDİĞİNİZ VE EN BEĞENMEDİĞİNİZ 3 ÖZELLİK NEDİR?

  • Azimliyim.                 
Bir şeye niyet ettiysem onu gerçekleştirebilmek için elimden geleni yaparım. Artık ana hedefimi ulaşılabilir ufak hedeflere bölmeyi de öğrendim. Babamın yaptığı hata havucu en uzağa koymaktı. Ben kendime motivasyonumu arttıracak, kendimi geliştirmem gereken ama başarabileceğimi bildiğim hedefler koyuyorum. Hedefe ulaşmak için neler yapmam gerektiğini belirleyip bir de tarih belirliyorum. Hedefe ulaşamazsam da nedenlerini analiz edebiliyorum. Alkışlar bana!

  • Düzenliyim.
Evim de düzenlidir, üstüm başım da, bütçem de, zamanım da… Bu özelliğimin de babamdan geldiğini düşünüyorum. O da tertipli, planlı bir adamdır. Hayatımın düzenini bildiğim zaman kendimi güvende hissediyorum. Güvenli alanın dışına çıkmak yeni şeyler öğrenmenin en güzel yolu, ama o alanın dışına çıkabilmek için önce güvenli alanını tanımlayabilmek gerekiyor. Alanımı tanıyorum, alkışımı alayım!

  • Olumluyu görmeye gayretliyim.
Her işte vardır bir hayır. Her şey olması gerektiğinde olur. Her şey insanlar için. Konuya hepimiz hakimiz sanırım. Biraz tevekküle dönük bir ruh hali. Baktık bir yerlerde düğümlenmeler oldu, hemen sorumuzu soruyoruz: “Bu olaydan ne öğrenmem gerekiyor?” Sorun gibi değil de öğrenilecek bir ders gibi bakarsak düğüm oyuna dönüşüyor. Bu konuda kendimi terbiye etmeye çalışıyorum. Gayretime bile kocaman alkış!



  • Onaylanmaya ihtiyaç duyuyorum.

Destekleyicilere, motive edicilere, sevgililere bağımlı gibi yaşıyorum çünkü başarılı olduğumu birinin beni onaylamasından anlıyorum. Evde spor yapamıyorum mesela, ama yanımdakiler bana “aa o hareketi ne güzel yapıyorsun!” dediğinde görün siz beni bir de… Kendimi güzel bulmayı anca sevdiğim adam bana “sen ne güzelsin!” dediğinde becerebiliyorum. Kendimi alkışlamaktan tatmin olmuyorum babacığım.

  • Yetersiz olmaktan korkuyorum.

İlk özellikle çok ilintili bu da. O alkışı alabilecek kadar yeterli olmamaktan korkuyorum. Sevilebilecek kadar harika bir kadın olduğuma ikna olamadığım için sevdiğim adamın bana olan sevgisinden şüphe ediyorum mesela. “kadar” burada kilit kelime. Kadar varsa kıyas var. Kendimi başkalarıyla kıyaslayıp duruyorum.

  • Kendimi çok yoruyorum.

Yetersiz olmaktan korktuğum için her şeyi aynı anda ve en iyi şekilde yapmak istiyorum. Her şeyi kendi gelişimim için yapıyorum sözde ama bunları yapmak için en çok kendimden taviz veriyorum. İspanyolcayı kendimi geliştirmek için öğreniyorum ama araya birkaç iş girip de notlarımı temize çekmem gece yarısını bulunca uykumdan feragat ediyorum. Bana ekstraları verin, zaruriyetlerimi hemen feda ederim.
Share:
Devamı

SORU-007


Bugünkü sorumu ben çok beğendim. Gününüzün ne kadarı sizin kontrolünüzde, günü efektif kullanıyor musunuz, ideal bir gün sizin için nasıldır? Açalım ajandaları, bakalım neler oluyor?

SORU-007
ŞU AN HER İSTEDİĞİNİZİ YAPABİLECEK OLSAYDINIZ YİNE DE BUGÜN YAPTIKLARINIZI YAPMAYA DEVAM EDER MİYDİNİZ?

Sabah kalkma saatiniz ve şekliniz kesinlikle çok önemli. İstanbul’dayken iş yerim ile evim arası 60 kilometreydi, servis saat 6:00’da beni alıyordu. Servisi kaçırma şansım yoktu, 150 lira taksi parası vermeye benim yüreğim el vermiyordu. İdeal hazırlık sürem 45-50 dakika. Yani 5:15’te kalkmam gerekiyordu. Hava karanlık olduğu için vücudumu uyandırmak çok zordu, hele ki kışları ezandan önce, öyle söyleyeyim. Alarm çaldığında kedi bile zıplayarak uyanıyordu uykusundan. Erteleme butonu kaçınılmaz oluyordu. Ne olur ne olmaz 3 tane 5’er dakika erteleme olsa ilk uyandırılma tacizi saat 5:00’da. Gece yarısından önce uyumak çok mümkün olmadığı için zaten sürekli uykusuzluk çekiyordum. Uykum yetmemiş, alarm vücut saatimden önce çalmış, kendimi yataktan düşürüp banyoya gitmeyi başarabilmişim, aynada gördüğüm şeyden kesinlikle memnun değilim, hadi güne iyi başla şimdi!

Bana bu soruyu o zamanlar sormuş olsaydınız çok üzülürdüm. Şu anda saat 8’de ofiste olmam bekleniyor ama esneklik var, 8:20 benim psikolojik sınırım. Evimle işim arası yürüyerek 15 dakika. Saat 7 olmadan kendi kendime uyanıyorum. Kedi de rahata erdi sonunda gerine gerine uyanıyor. Acele etmeden hazırlanıyorum, kendimden emin çıkıyorum insan içine, güne hazır oluyorum. Şu an her istediğimi yapabilecek olsam güne yine böyle başlamak isterdim.

İnşaat sektöründeyim; sanatçı olacağımı sanıyordum, şantiyeci oldum. Sahada çalışıyor olsaydım ağlardım sanırım, iyi ki ofiste temiz pak oturuyorum. Ama şantiye ofisleri nasıl yerler biliyor musunuz? Eğreti. Çünkü bu geçici bir ofis, en ucuza mal edilecek şekilde yapılıyor. Her şey idareten. Işık da kötüdür, havalandırma da. Eğer her şeye gücüm olsaydı çalıştığım alanımın daha sıcak bir ortam olmasını isterdim. Gözümü yormayan bir ışık, daha yumuşak malzemeler, derli toplu, düzenli temiz, çalışanın konforuna önem verilen, iyi tasarlanmış bir çalışma ortamı.

Yemek konusunda kendimi şımartırdım. Yemek yapmayı sevmiyorum, vakit de ayırmıyorum. Bulaşığını da sevmiyorum. Sabah 11 gibi vücudum ilk besinini istiyor ama bir saat sonra öğle yemeği olduğu için vücudumu bekletiyorum. Kahvaltı yapmak yerine şantiyedeki öğle yemeğini yiyorum. Beklenmedik şekilde salata barı var, zeytinyağlılar falan da oluyor bazen; sefer tasım var, bir öğünlük salata alıyorum. İşten çıkmadan önce salatamı yiyorum. Akşam atıştırmalarına düşmemeye çalışıyorum ama biraz zayıfım o konuda. İtiraf da edeyim, eve gelince ya da dışarıda arkadaşlarla oturursak da o iki birayı yuvarlıyorum. Her şeyi yapabiliyor olsam bana güzel ve besleyici öğünler sağlayan bir firma ile anlaşırım. Şöyle damağımı şaşırtacak, karnımı doyurmak için değil de ruhumu doyurmak için yiyeceğim yemekler isterdim.

Kart yollamak gibi eski usül bir huyum var. Kart alan arkadaşlarımdan çok güzel geri dönüşler aldığım için bunu bir alışkanlığa dönüştürdüm. Yurtdışında bir arkadaşıma her ay mektup yazıyorum sanki Instagram’dan birbirimizi hiç görmüyormuşuz gibi. Bugünün yapılacaklar listesinde kartları postalamak vardı, bunu ideal günümde de yapardım.

Yazmak benim için kendimi öğrenme yolu, her şeyin olduğu günde bu blogun da günlüğümün de yeri büyük olurdu. Farkındalığımı arttırıyor ve yaşadığımı hatırlatıyor. Mutluluğun yazmakla kesin bir ilişkisi var.

Çalışırken ya da araba kullanırken dinlediğim podcast’ler var; genelde komik ve kafa dağıtan şeyler; onları da ideal günümde tutuyorum. Arkadaşlarımla yaptığımız whatsapp muhabbetleri de benimle kalıyor. Instagram'da ilham verici şeyler görüyorum, çok fazla şey öğreniyorum, hoşuma gidiyor; ama kıskandığım şeyler görüp de sinirim bozulmuyor değil. Facebook, twitter kullanmıyorum ama Instagram beni biraz yetersiz hissettiriyor. Yine de artıları eksilerinden fazla; sanırım ideal günüme Instagram'ı da alıyorum.

İş çıkışı spora gideceğim bugün. Her şeyi yapabiliyor olsam spor rutini de hayatımın bir parçası olurdu. Şu an haftada 3; her şeyi yapabiliyor olsam olsam her gün beni rahatlatan bir sporla uğraşırdım. Bir gün yüzmeye giderdim, bir gün bisiklete binerdim, 3 gün yine CrossFit, bir gün yoga, bir gün pilates; ama kendimi paralamak pahasına değil, vücudumun benden istediği kadar hareket ve ruhumun istediği kadar keyif içinde… Yüzmekten ya da bisiklete binmekten zevk alıyoruz biz, bunu spor için yapınca işkenceye dönüşüveriyor… Zevk için hareket ederdim.

Spor çıkışı bir arkadaşıma uğrayacağım. İdeal günümde sosyalleşmenin yeri de tabii ki çok büyük olurdu. Hatta minik şımarıklıklar yapıp şehir dışındaki arkadaşlarımı ziyaret edip dönebilirdim. Bir arkadaşımın doğum günü için günübirlik istanbul’a gidip gelmişliğim var, yapmadığım iş değil.

Bugün yok ama İspanyolca kursum var haftada 2 gün. Onu özel ders olarak alsam daha verimli olurdum. İspanyolca’dan sonra İtalyanca da çok kolay öğreniliyormuş. İdeal hayatımda bir sürü dil öğrenmeye çalışırdım. Dil öğrenmek, öğrenilen dilde düşünebilmeyi de gerektirdiği için yeni bakış açıları edinmemizi sağlıyormuş. Mesela biz geçmişten bahsederken arkada bıraktığımız bir şeyi tarif ederken, şu an hatırlamadığım bir dilde geçmiş üzerine çıktığımız bir şey olarak ifade ediliyormuş.

Günün sonunda evime gelip soyunup dökünüp kedimi koynuma alıp mışıl mışıl uyuyacağım. Kedim gırıltısı ve evim huzuru olan günün başını da sonunu da kesinlikle değiştirmek istemezdim.
Günün envanterini yapmak bir tür şükran egzersizi. Anneannemim bir lafı ile kapatıyorum sorumuzu:
“Bugünlerimize şükür!”

Share:
Devamı

Öğrenen Anne %13

13. gün. Pek yoktur öyle batıl inancım ama bugün "hastalık sezonu açılışını" kutladığımız çocuk doktorunda sıra beklerken, rastgele GEO dergisini karıştırıyordum ve karşıma "ölüm ve ölüm korkusu" hakkında şahane bir makale çıktı. Hatta öyle şahaneydi ki, hemen sıra gelirse bitiremem diye korkarak, sayfaların fotoğrafını çektim ki evde devam edeyim okumaya.

Ölüm konusu benim de çok takıntılı olduğum bir konu. Çocukluğumdan beri endişelendirir beni ölüm, ergenlikte tavan yaptı, sonra "aşırı dolu ve üretken" yaşadığımı düşündüğüm bir dönem çok azaldı ama annelikle birlikte yine hortladı. Tabii ölümden korkum da şekil değiştirdi, kendi çlümümden bencil nedenlerle korkmaktan çok, artık "geride kalan çocuklarım" ve "yarım bıraktığım işlerim, hedeflerim" konusuna odaklandım. Geride bir iz bırakmak değil de, şöyle dönüp baktığımda "güzel bir ömür geçirmişim beh" diye diye gitmek istiyorum, onu fark ettim.

Hedefler koymak da bu nedenle çok önemli benim için. O hedeflere ulaşmak müthiş bir mutluluk oluyor ama aynı zamanda işler yolunda gitmediğinde, hedeflerime ulaşma konusunda tembellik ettiğimde ya da bir şekilde beceremediğimde de büyük depresyon oluyor.. İşte bu, bence sorunlu bir durum.

Kendime önümüzdeki 100 gün için koyduğum hedefler bence çok zor hedefler değil, oldukça gerçekçi ve uygulanabilir bir planla da hareket ediyorum. Ama yine de mesela çocuk hasta olunca ve hedeflediğim günlük plana uyamayınca, bir rahatsızlık duyuyorum. Mesela iki gündür aslında çocuk uyurken Almanca çalışabilirim ya da spor yapabilirim ama boş boş oturup blogla ilgili pöstek sayma türü bir düzenleme yapıyorum ve bunu kendimi "rahatlatmak" için yaptığım halde, bana rahatsızlık hissiyle geri dönüyor. Neden bu böyle? Yani neden "gevşe ve sal ya, uygulayamadıysan uygulayamadın, yarın yeni bir gün, sallaaa" diyemiyorum?

Bir önceki yazımda dediğim gibi, "over-achiever syndrome" beni "birşeye baş koyduysam, onu yapabildiğim en iyi şekliyle yapmalı ve bitirmeliyim"e koşulladığı için.. Halbuki "denedim ve başaramadım, salla ya, takılma boşver, demek ki senlik bişi değilmiş" diyip geçebilmek ne kadar kolay olurdu.. Birşeyi başaramadığımda tabii ki ben de vazgeçiyorum ama üzerinde düşünüp durmaktan ve eninde sonunda kendimde bir hataya dayandırmaktan kurtulamıyorum. Misal: "Bugün Almanca çalışamadım, çünkü tembelim, ben asla bu Almancamı ilerletemeyeceğim"e kadar gidebilen bir karamsarlığa kapılıyorum. Halbuki bir psikolog olarak, bu kalıp yargıları fark ediyor ve bunların ne kadar saçma olduğunu çok kolay görüyorum. Bu düşünce tarzını nasıl değiştireceğimi de biliyorum ve genellikle uğraşıp sonunda kendimi bir şekilde su üstüne çıkarıyor, depresif kısırdöngüde kalmıyorum. Ama yine de otomatik olarak ilk düşüncem: "benim hatam". İşte bu otomatik düşünceden kurtulmak zorluyor beni. Yani daha "Almanca çalışamadım çünkü..." aşamasında "çünkü tembelim" değil "çünkü bugün kızım hastaydı ve benim kafam doluydu, bugün kendime biraz nefes arası vermek istedim ve iyi ki de verdim" diyebilsem.. O iş olacak. Ama "çünkü tembelim" dediğim her sefer, aslında bir sonraki sefer için kuyumu kazıyorum. Motivasyonum "ben tembelim" ile düşüyor, halbuki "bugün araya ihtiyacım vardı" ile kendime yüklenmediğim için etkilenmiyor.

Demek ki; öncelikle, plana programa uyamadığım günlerde kendime yüklenmeyi bırakacağım ve "bugün böyle geçti ama yarın başka bir gün" demeyi başaracağım. Bu hafta için hedefim bu.

Ölüm konusuna geri dönersek.. Anlamlı bir hayat yaşamak istiyorum, anlamı da hedefler olarak görüyorum. Ama "başarmak" bu hedeflere değer yüklüyor ve bu beni zorluyor. Hedeflerden değer anlayışını çıkarmak için ne yapılmalı? Ya da "anlamlı hayat" kavramı üzerinde biraz daha düşünmeli ve hedefler yerine "ana odaklanmak ve anı yaşamak" mı konmalı? Ama o zaman da "çal oynasın vur patlasın, keyifle yaşa fazla düşünme ve sığ ama mutlu bir insan ol" riski var...

Eeee? O zaman cevap şu mu olmalı: "hedeflerini keyif aldıkların olarak belirle"? Belki..
Share:
Devamı
,

GeCe- Planlarimiz Ne Kadar Gercekci


Merhabalar yeniden. Ilk yazimi yazdiktan sonra, haftasina gidisat raporu verecektim ama tabi ki mumkun olamadi. Neden dersen, cevabi kolay cocuklar, ek cikan isler vs.. seklinde bir suru mazeret siralayabilirim. Fakat dusununce isteseydim yapabilecegimi, daha dogrusu planlama yaparken goz onune almadigim seyler oldugunu farkettim.

Hedef koymak sanirim isin en kolay kismi, fakat hedefe dogru gitmek kisminda cuvalliyoruz. Dusununce hedefe giderken cizdigim (belki hepimiz icin gecerli bilemiyorum) yolun tam hatlariyla cizilmedigini farkediyorum. Kendi hedeflerim icin konusacak olursam, meslegimle ilgili okumalar yapacagimi soylemistim. Fakat bu okumalarin belirlenmesi, hazirlanmasi, print edilmesi gibi bir cok ufak detay var. Nedense bu detaylari isten saymayip atliyorum ve onlara zaman ayirmadigim muhletce (ki bu isin on hazirliklari bunlar, olmazsa baslayamam) baslayamiyorum. Birisi benim icin bu mucizeyi hayata gecirmeyecek, tamamen ben yapmaliyim, ve programimin icinde buna da zaman ayirmaliyim.

Bir diger goz ardi ettigim nokta, eger yapacagim is baska kisilerin de katkisini iceriyorsa, onlarin sartlarindaki mumkun belirsizlik ihtimallerini goze almak. Evdeki printerin kartusu bittiginden kocam is yerinden cikartacakti dokumanlarimi. Fakat ne oldu, kocam gecen hafta boyunca 5 gun evden calisti ve hic ise gitmedi, haliyle dokumanlarim hala yok. Bu hic mi hic planlamadigim birseydi. Alternatif bir plan hazirlayip hayata gecirebilirdim ama bunu da ben istemedim, cunku biliyorum ki alternatifi duzeltmek icin daha sonra yeniden zamana ihtiyacim olacak. (ornek uzerinden konusursam, eskisi gibi bilgisayardan okurdum, notlar alirdim ama daha sonra o notlari temize gecmem gerekirdi gibi)

Tabi bu ornekler cok basit oldu ama biraz daha dusununce her turlu meselede bu tip komplike ongorulmemis / plana dahil edilmemis / bosverilmis detaylar oldugunu farkediyorum. Ve bunlar cok basit bir sekilde cozulebilecek iken, belirsizliklerinin yarattigi etkinin hasari oldukca buyuk. Bir dahaki sefere bu ihtimalleri es gecmeyecegim.

Bunlar disinda hedeflerimden baslamak icin on hazirlik gerektirmeyenlerine basladim, rutinime kattim ve gayet memnunum. Ustelik bunu yapmak oyle kolay oldu ki, hala saskinim. Belki diger kisimlar da ilk asamayi gectikten sonra cok kolay olacak.

Hadi insallah.
Share:
Devamı