GeCe- Tatil Modu

Yaşadığımız coğrafyada sonbahar tatili haftası bu hafta, bazı okullar haftaya açılacak, bazıları da bir sonraki hafta. Bizimki kısa tatili olan okullardan çok şükür.

Aslında çocuklarla evde olmayı seviyorum fakat biri hasta olup diğerinin de sürekli oyun istediği şekilde evde olmak tam kafa yedirten bir olay. Hikayeye bir de 3 günlük tatilin çamaşırlarını eklersek daha şenlikli oluyor.

Bu hafta tatil nedeniyle yoga hariç bütün derslerim iptal. Zaten onlar da tatil yapıyor. Eşimin fazla izni yok diye Cuma akşam gidişli, Pazartesi öğlen dönüşlü bir tatil ayarladık. Hollanda içinde termal havuzlara yakın bir vakantie park’ta iki aile yanyana iki bungalowda kaldık. Orman içinde, göl kenarında harika bir yerdi. Bir öğleden sonrayı iki anne tek çocuksuz termal havuzlarda geçirdik. Muhteşemdi. Sadece fiziksel olarak değil, 4 saat boyunca aralıksız çene çalıp ruhsal olarak da rahatladık.

Oğlumun hastalık belirtileri orada kendini göstermeye başlamıştı aslında. Geldikten sonra üç gün aşırı mızmız geçti. Dün bir ara çaresizlikten ağlayacaktım neredeyse. Hasta diye çorba yapacağım (ağzında yara çıktı sadece süt içti günlerdir, bu yüzden halsiz ve kucağımdan inmiyordu) ama yapamıyorum. Boynuma yapışık, sürekli onu sevmemi istiyor. Ablası durmadan birşeyler istiyor. Evin işleri bir yana, çorba yapıp içirebilsem kendine gelecek ama onu da yapamıyorum. Vicdanım kahrolarak oğlumu üzerimden attım, bana küstü, yarım saat kıpırdamadan oturdu. Sonra çorba içince biraz düzeldi neyse ki. Bugün daha iyi, daha rahat yiyebiliyor.

Konu epey dağıldı ama tatil sebebiyle aksayan rutinlerimi hafta bitene kadar tamamlamayı umuyorum, diyet konusunda bir sorun yok çok güzel devam ediyor. Üstelik yarın 3 hafta bitmiş olacak ve şu an iyi ki başlamışım diyorum. Üç hafta gerçekten kısa bir süre ve hiç birşey yapmasaydım hiç birsey değişmemiş olacaktı. Oysa şimdi epey yol aldım. Ne tuhaf bir anlık kararlar ciddi sonuçlar doğuruyor.
Share:
Devamı

Kahve: Geri Sayım, 67 gün.



Hızlıca özet geçmeye geldim.

Son 10 hafta itibariyle, ateşledim kendimi. Fakat ek bir deli cesareti geldi bana. Ne oldu bilmiyorum. Çıkış sorum şuydu:

'Şimdi değilse ne zaman?'

Özellikle, hayatı basitleştirme kısmına 'beslenmeyi basitleştirme' alt başlığını da iyi oturttum. Çay- kahve içmiyorum hafta başından beri, bu yüzden erkenden uyuyabiliyorum. Ama erkenden kalkamıyorum. Üzerimde uyuma kara deliği var, uyudukça uyuyor uyudukça uyuyor uyud.. Noldu benim o erkenden horoz gibi dikiliveren iç saatime? Bunda mevsimin de payı olabilir.

Günlük ödevlerim, keyifli hale gelmeye başladı iyice. İngilizce röportajlar, youtuberlar, ted konuşmaları, komik skeçler izliyor, cümle kalıplarını inceliyorum. Her gün de o günü konu alan bir şeyi karikatürleştirmeye çalışıyorum. Bazı günler yapamadığım oluyor ama bir ritm kazandım, takmıyorum yapmayınca.

Spor konusu yürüyüşe abanmayla geçiyor. Daha çok işime geliyor, kolaya kaçıyorum bence. Ama olsun, hareket iyidir.

Bu Cumartesi, bu bloğun ana temasını konu alan (büyük bir tesadüfle) bir atölyeye katılıyorum. İçeriği şöyle:

  1. -Erteleme davranışlarımızı yönetebilmek
  2. -Zamanı yönetebilmek
  3. -Günlük aktivite planları yapma
  4. -Uykusuzluk ile başa çıkma
  5. -Konsantrasyon güçlüğü ile başa çıkma
  6. -Spor ve egzersiz desteği

Çok kasıntı duran bu başlıklar, artık ilgi alanı bölümüme hitap ediyor. Çünkü hiçbir şeyi stratejik yöntemlerle ilerletmiyorum aslında. Tamamen şevkim ittiriyor da oluyor. Fakat işin o teknik kısmıyla ilgili daha fazlasını öğrenme şansı varken, neden olmasın?

Gerçi düşündüm de benim de bazı stratejilerim olmuş. Mesela basitleştirmek, zamanım var rahat ol telkini yapmak, yangından mal kaçırmak ve son olarak da 'bugün değilse ne zaman?' diye sorgulamak.. Ama bunlar stratejiden çok karmaşadan sadeleşmeye gidebilmem için, işime yarayan minik ipuçları oldu. Ah nasıl da ihtiyacım vardı.

Tam da planladığım gibi akıyor hayat diyemem ama şevk içindeyim blog. İçim yangınlı. He heyt!


Share:
Devamı

SORU-020



Bu sabah işe yürüyerek geldim. Çalıştığım şantiyenin etrafında köpekler var, işçilerin yatakhaneleri de burada olduğu için yemek artıklarından besleniyorlar. Köpeklerden bazılarını tanıyorum. Bir tane beyaz var; dik kulaklı, çok atik, çok hareketli; sürekli devriye geziyor, bir o tarafa koşuyor bir öteki tarafa. Toz kalkmasın diye suluyorlar şantiyenin etrafını, bu benim beyaz hep oynuyor o çamurun içinde, boynuna kadar çamur. Kendini sevdirmek konusunda çok istekli, o çamurlu patiler bir anda pantolonda desen yapabiliyor. Beyazı kıskanan da bir siyah var. Beyaz kendini sevdirmeye başladığı anda koşup geliyor, kovalıyor beyazı, ofise girene kadar peşimden geliyor.

Ben arabayla gelip gitmeye alıştığım sırada yeni köpekler de gelmiş. Bu sabah tombul bir yavru gördüm. Burnunu bir karton bardağa sokmuş, çıkaramıyor. Patileriyle itelemeye çalışıyor, bardağı yere vuruyor ama ı ıh. Tuttum çıkardım bardağı. Bana kendimi işe yarar hissettirdiğin için teşekkürler tombul yavru. Eğer sabah işe arabayla gelseydim kendimi tombul yavru köpek kahramanı yapamazdım.

SORU-020
KİM(LER)İ SEVİYORSUNUZ?
ONLARI NEDEN SEVİYOR YA DA ONLARDAKİ NEYİ SEVİYORSUNUZ?

Bu çok güzel bir egzersiz. Tanıdığım ve tanıştığım, sevdiğim, beğendiğim herkese bu gözle bakmak benim kendimde geliştirmek istediğim özelliklerimi görmemi sağlayabilir. Müdürümün disiplinini, annemin şefkatini, arkadaşımın gri saçlarını seviyorsam ben de disiplinli, şefkatli ve dikkat çekici bir olmak istiyorum denebilir.

Hayranlık duyduğum karakter açık ara dedem. 92 yaşında hala meraklı, gözlemci, şakacı olması çok hoşuma gidiyor. Biraz bencil olduğunu söylenebilir. "Kim uzun yaşar biliyor musun? Gamsız olan." diyip gülmesinin hastasıyım.

İlgisini çekmeyen bir konu konuşuluyorsa işitme cihazını kapatmasına bayılıyorum; “Bana ne!” diyebiliyor. Sen bir şey anlatırken bir bakarsın sırtını dönmüş yatmış. İlgilenmediği kişi ben olursam sinirim bozuluyor ama bunu yapabilmesi çok hoşuma gidiyor; gereksiz bilgi onun için, kafasını yormuyor.

Vücudunu çok iyi dinliyor olmasına hayranlık duyuyorum. Köyde yaşıyorlar, bazen annemlerin yanına gelmeleri gerekiyor hastaneye gitmek için. Bir bakıyoruz ki pek yemek yemiyor. “Beğenmedin mi?” diyoruz; “Ben burada az hareket ediyorum, çok yememem lazım.” diyor.

Ağaç çok seviyor, çılgınlar gibi zeytin ağacı dikiyor. Bütün çocuklarına, çocuklarının ailelerine yetecek kadar zeytin, zeytinyağı, zeytin sabunu üretebiliyor, hatta fazlasını satarak gelir elde ediyor. Yaz demiyor, kış demiyor, bisikletine binip zeytin ağaçlarını kontrol etmeye gidiyor. Gücünün azaldığını fark ettiğinde bisikletiyle vedalaştı ve elektrikli bisiklet aldı. Sevdiği şeyleri yapabilmenin yolunu buluyor.

İnsan ahlakıyla ilgili okumayı ve düşünmeyi çok seviyor. Beğendiği bir şeyi anlatıyor, anlatıyor; “Ben böyle düşünüyorum, sen ne diyorsun? Her dediğime doğru demeyin, yanlışsam söyleyin.” diyor. Fikir üretiyor, başkalarının fikirlerini dinliyor, fikrini daha iyi hale getirmek için çaba harcıyor.

Dedem gibi meraklı, fikir üretebilen, vücudunu dinleyen, onu ilgilendirmeyen şeyleri ise dinlemeyen, doğayı seven, sevdiği şeyleri yapmak için çözüm üreten, gülmeyi seven, hayatın biteceğini bilen ve buna rağmen her gününü seven biri olmayı kesinlikle çok istiyorum.

Share:
Devamı

SORU-019


Arkadaşım bu sabah evine döndü. Dün son gecemiz olduğu için geç vakte kadar ayaktaydık. Şarabın da etkisiyle sabah kafam yastıktan kalkmadı. Dişimi fırçalayıp pantolon giyebilecek o son 10 dakikaya kadar yataktan çıkamadım. Oysa arkadaşımın gidişiyle her şey eski rutinine dönmeliydi. Nerede kaldı bacak fırçalamalar, kitap okumalar? Bugün spor günüm ama dün akşam spordan döndükten sonra çantamı boşaltmadığımı, kirlileri makineye atmadığımı ve yeni bir çanta yapmadığımı havalimanından dönerken fark ettim. “Zaten uykusuzum, çanta da hazırlamadım, zaten arkadaşımın gittiği gün bugün, rutinlerime yarın dönerim.” dersem, o erteleme hastalığı kanıma bir kere girerse gerisinin çorap söküğü gibi geleceğini bildiğim için işe geç kalma pahasına eve geri döndüm ve spor çantamı hazırladım. Ekrana bakarken şaşı oluyorum büyük ihtimalle uykusuzluktan, ama itiraf etmeliyim ki bu büyük oranda psikolojik. Bana “tatile çıkacağız, bilmem ne adalarına gideceğiz.” diyin, bakın 3 saatlik uykuyla neler yapıyorum. Eni konu 3 saat az uyudum bir güncük ve vücudum bütün enerji stoklarını mı tüketti yani? Hadi oradan! Spora gideyim de terle atayım alkolün kalıntılarını, evime gelip erkenden rahat rahat uyurum o yorgunlukla. Aferin bana!

SORU-019
YAŞAMDAKİ EN BÜYÜK AMACINIZ NEDİR?

Bu soruyu her duyduğumda çok üzülüyorum. Cevabını kesinlikle bilmiyorum. “Hayata şunu gerçekleştirmeye geldim” diyebileceğim hiçbir yüce görevim varmış gibi hissetmiyorum. Kısa vadeli hedeflerim, “şu olsa güzel olur” dediğim planlarım var ama en büyük amacım yok.

En büyük hayalim, en uzun vadeli olanmış gibi düşünerek cevaplayayım bu soruyu o halde. 

En uzak vadeli planım birkaç yıl sonra borçlarımı bitirmiş, birikim yapmış, farklı yerlerden gelir elde edebilecek yatırımlar yapmış olmak. Maddi özgürlüğün beni, daha bana benzer biri haline getireceğini düşünüyorum. Söyleyebileceğiniz bir şeyi sırf maddi çıkarlarınız var diye söyleyememek çok çaresiz bir durum benim için; insan idare etmekten biraz daha ağır bir anlamı var gibi geliyor. Maaşını almak için patrona, evsiz barksız kalmamak için ev sahibine “eyvallah” demek kişiliğimin bir yerlerinde minik de olsa bir köşeyi kırıyor. Ben kendimi ona kanıtlayacağım ki o da beni bir miktar paraya ya da evinde oturmaya layık görecek. Kendimi kanıtlamak için kendimi paraladığım o kişilere yolda denk gelsem pek iyi sıfatlar kullanmazdım. Saygıdan değilde maaşım yatsın diye boynumu bükerken kendimi görmeyi sevmiyorum.

En büyük amacım madden olabildiğimce bağımsız olmak.

Diyelim ki işler planladığım gitti. Hayattaki en büyük amacım olan maddi bağımsızlığıma kavuştum. Benim en büyük amacım Maslow’un ihtiyaçlar piramidinde en altta katmanlarda kalıyor. Temel ihtiyaçlarım karşılanıp güvenlik ortamı sağlandıktan sonra sıra ait olma ve sevgi ihtiyaçlarına geliyormuş. Benim gelinlik hayali kurabilmem için ilk önce hayattaki en büyük amacımı yerine getirmem gerekiyor anlaşılan.

Share:
Devamı

SORU-018


Merak ettiğim bir kitap vardı ama almaya aylardır elim varmıyordu. Yazarı İnstagram’da bir çekiliş yapmıştı birkaç hafta önce; bir arkadaşımı etiketlemiştim. Az önce hikayelerin arasında gezerken kendi kullanıcı adımı gördüm, algılayamadım ne olduğunu. Çekilişin yedekler listesinde ilk sıradayım! Hayatımda ilk defa bir çekiliş kazanmaya çok yakınım. Kazananlar listesini de görmemiştim hiç, ilk kazananlardan olsam belki de görmeyecektim paylaşımı ve haberim olmayacaktı. Çekilişe katıldığını unutan ya da zamanında geri dönüş yapmayan birileri kesin vardır değil mi? Birkaç kitabını koymuştu çekiliş postuna, hepsinden gönderecekler mi acaba? Herkese birer taneyse benimki hangisi olur?

SORU-018
BUGÜN KENDİNİZLE İLGİLİ FARKLI NE ÖĞRENDİNİZ?

“Nerede bende o şans?” dememem gerekiyor. Çünkü bir çekiliş kazanmaya çok yakınım. 

“O işe beni almazlar.” diyip başvurmamak, bana çıkmaz diyip yediğimiz Magnum’lardan çıkan Lamborghini çekilişi şifrelerini yollamamak, “Kesin çok pahalıdır.” diyip yıllardır gitmek istediğin ülkenin biletlerine bile bakmamak yok! Çünkü “Nereden biliyorsun?”! 

Belki o istediğin işte tam senin pozisyonunda biri istifa etti o gün ve işveren bilgisayarının başına oturduğu ilk anda senin başvurunu gördü. Sen o maili atmazsan o işveren senin varlığını nereden bilecek? 

Kardeşim yıllardır bıkmadan usanmadan yollar şu Magnum şifrelerini, çekiliş yapılana kadar da bütün çubukları saklar, ben çubuğu kazara attıysam da kavga çıkarır. Sonuçta ona bir kazanma ihtimali verilmiş; o ihtimali değerlendirirse belki de çıkar, belki milyonda bir ihtimal ama ihtimal var; ihtimali değerlendirmezse kazanma ihtimali %0. Kardeşimin matematiği benimkinden iyi belli ki.

O gün müthiş bir bilet indirimi oldu istediğin ülkenin biletlerinde, eğer sen bunun için bir şey yapmadıysan bundan nasıl haberdar olmayı bekliyorsun? Fiyatlara bak, fiyatı düşerse haber veren aplikasyonlar var, kullan bunları. 

Hani bir hikaye var, adamın biri her gün Allah’a yalvarıyormuş: “Allah’ım lütfen büyük ikramiye bana çıksın!” Bir yıl geçmiş, on yıl geçmiş, adam her gün dua ediyor: “Allah’ım lütfen büyük ikramiye bana çıksın!” Aradan yıllar geçiyor, adam artık ihtiyarlamış, ama hala bır bır bır bır dua edip duruyor. Allah’ın canına tak ediyor: “Be adam, git de bir bilet al!”

Bugün öğrendim ki şanssız falan değilim. Bir şeyler olsun istiyorsam o şeylerin önkoşullarını yerine getirmem gerekiyor. Kendimi olasılıklara açmalıyım; kapıyı açmazsam içeri kim ya da ne girebilir ki?

Share:
Devamı

SORU-017


Cuma günü arkadaşımı havalimanından almaya gittim, o gün bu gündür tik işaretlerimi gören olmadı. Ne kitap ne Duolingo. Edinmeye çalışmaktan vazgeçmediğim tek alışkanlığım bacak fırçalamak oldu. Fiziksel ödev olduğu için fırçalamaya üşenmedim sanırım; diğer ödevlerim için odağımı arkadaşımdan çekip kendime toplamam gerekecekti, birkaç gün göreceğim arkadaşımdan daha kıymetli değil bunlar. Bugün İspanyolca kursunu da ekeceğim. Arkadaşım da sporcu olduğu için yarın spora beraber gideceğiz. Çarşamba sabahı onu uğurlamamla beraber rutinlerim geri gelecek. Öncelik sıralaması yaptım denebilir. Bu ara için kendime kızmayacağım. Önemli olan toparlanma zamanı geldiğinde yeni bahaneler bulmamak. Çarşamba günü benim için kritik olacak.

SORU-017
SİZİ SINIRLAYAN EN BÜYÜK KISITINIZ NEDİR?

Bu soruya cevabım çok net bir “PARA”. Zamanımı bunun için kiralıyorum. Uykumu alamamış bile olsam para için yataktan çıkıyorum. Aşk acısı bile çeksem işe geliyorum. Sevdiklerime ayırabileceğim zamanımı para versinler diye tanımadığım bir grup insanla geçiriyorum. Yaşadığım ülkenin parasının değeri düşük olduğu için parası kıymetli ülkelere gitme hayallerimi ertelemek durumunda kalıyorum. İlerideki çalışmayacağım günler geldiğinde aç açıkta kalmamak için çılgınlar gibi hesap kitap yapıyorum. Hayallerimi bile paraya göre kuruyorum. Özel okul fiyatlarını duyunca çocuk sahibi olma hayalleri kuramaz oluyorum.

Benim jenerasyonum hiç yokluk görmediği halde paranın stresini çok yoğun yaşıyor. Dedelerimiz açlıkla sınandı, savaş sonrasıydı, sanayi ürünleri yaygın değildi. Annelerimiz darbe dönemini yaşadılar, tüp kuyruklarında beklediler. Ben şu yaşıma kadar Starbucks kuyruğunda beklediğimden daha uzun süreyi hiçbir kuyrukta geçirmedim.

Biz yoklukla değil, bollukla sınanıyoruz.

Hayatımı paraya satıyor ve bu parayla ne yapıyorum?

Bu soruyla yüzleşince biraz utandım. Hayatım boyunca kendimi farklı, sürüden ayrı olarak tanımlamak çok hoşuma gitmişti. Dövmeliydim, saçımın yarısı uzun yarısı kısaydı, o 5 yıldızlı otellere gitmezdim, Mango’dan alışveriş yapmazdım, o diziyi ben izlemezdim. Orijinaldim yani işte, herhangi biri gibi değildim. Olmak istemezdim zaten, çok sıradan.

Bugün para yatırdığım pek çok şeyi sıradan gördüğüm o insanlar beni alkışlasın diye yaptığımı acı da olsa fark ettim. Benim farklılık dediğim şeyler beni sürüden koparmıyor; sürünün içindeki işaretli koyun olmamı sağlıyor. 5 yıldızlı otele gitmiyorum da kar tatiline gidiyorum. Pilates değil de CrossFit’ yapıyorum. Televizyon izlemiyorum da  Netflix’i bitirdim. Elime geçen ilk parayla, üzerine kredi çekip araba da almadım mı? Anneannem yeni arabaya kaza gelmesin diye kurban kesmek istediğinde borcum olduğu ve hayvan hakları konusunda hassas olduğum halde “al anneanne, bu parası, ne biliyorsan öyle yap.” demedim mi? İçimdeki marjinal koyun şu an çok üzgün.

Paramı en çok ne temel ihtiyaçlarım ne de hayallerim için kullanıyorum. En çok parayı toplum onayı almak için, sürüye uyabilmek için harcıyorum.

Demek ki en büyük kısıtım para değil onaylanma ihtiyacımmış. 

Hoş mu şimdi?

Share:
Devamı

Kahve: Geri Sayım, 70 Gün.


Giderek 'bilmem kaçıncı gün' diyerek isimlendirmeyi bırakıp, geri sayıma geçtim. Toplam 70 gün, yani 10 hafta kaldı. Projenin 3'te 1'i bitti demek bu. Ben son gün olarak 31 Aralık değil, 30 Aralık'ı belirledim. Yılın son günü, yani Pazartesi günü, bitmiş olsun. Yeni seneye -umarım- tertemiz, hafiflemiş girmek için.

Bu hafta sonu kendimi yine kaybolmuş buldum. Baya projeden sapmış, yine kendime üçkağıtçı nedenler buluyor, bir şeyleri erteliyordum. Buna kaçmak denir aslında. Halbuki ne demiştim? Bu kez ittirecektim kendimi. Sonunda ne oluyor görmek için. Hayatımın 100 günü (sadece 100 günü) kendimi köşeye sıkıştırmaya değerdi. Fakat henüz üçte biri bile bitmemişken, yine yan çizmeye, odağım çoktan kaymaya başlamıştı bile. Bir yerde sorguluyorum tabi, en gereklisi de bu. Neden yan çizmek? Ne oluyor da oluyor? Buna yakından bakıyorum. Bulabildiğim bazı dürüst nedenler şunlar:

1- Uykusuz kaldıysam, ertesi gün enerjim düşük oluyor, erteliyorum.
2- O gün önemli bir etkinlik varsa, coşkusuna kapılıp erteliyorum.
3- Moralim dağılmışsa, kendi merkezime odaklanamamışsam, erteliyorum.

Bu üçü kesin.

Neyse çok dağılmadan bu sabah yeniden topladım kendimi. Günün ve haftanın haz aralıklarını yoklamadan hiç.. dur, dedim kendime. Bırak hazları şimdi. Uzun vadede bak, makro bak. Spor gün boyu sürmeyecek, bir başlangıç ve bitiş zamanı var. Diğer tüm işlerim de öyle. Sonuna kadar gitsen ne olur? Şimdi vazgeçsen ne olur? Bugün yapmazsan ne zaman yapacaksın? Daha önce çok yaptın. Bıraktın. Mutsuz oldun.

İkna ettim kendimi. Açıkçası motivasyonu düşüren en önemli etken, darmadağınık geçen hafta sonu - yorgunluk ve evin çer çöp içinde olmasıydı. Şimdi bunlara takılırsam, zamandan herhangi bir kazancım olamayacak. Kalk, dedim. O ilk 'kalk' anı vardır ya...

Kalktım, uzun bir yürüyüş yaptım. Yürüyüşte, İngilizce videolar dinledim, eve gelir gelmez notlarımı aldım. Arkasından evi genel toparladım. Elektrik süpürgesi bozuk. Temizlik kaldı ama (yerleri alma Volkan'ın işiydi) yine de ferahlattım evi, kısa sürede. Çamaşırları çıkarken atmıştım, bitmişler- yine video dinlerken astım. Sonra bugün yenecek çiğ sebzeleri sirkeli suya koydum. Kendime kabak omlet + çiğ biber tabağı hazırladım. Günlük / haftalık bullet journal'ımı yaptım. İşle ilgili içeriklerimi hazırladım, planlarımı yaptım. Şimdi de akşam için tencere yemeği yapıcam, bu sırada biraz Radyo ODTÜ dinlerim. Bugünün koşturması bunlarla bitmiyor, enerji için yeşil çay + elma + fıstık kombini yapmak istiyorum.

Kayda alıyorum bazı şeyleri. En sonunda bir hatırlatma filmi yapmak için.

Yola çıkarken istemek kolay. Yolda oluyor ne olursa. Yolun yokuşunu çıkıyorum, farkındayım.




Share:
Devamı