GeCe - Sen yeter ki iste!

Hollanda’ya taşındıktan sonra benim gibi birçok arkadaşım Türkiye’de iyi durumdaki işlerini bıraktı. Tabi hepsi çocuklu. Ülke değiştirmekten ve çocuktan ötürü mesleğe verilen aralar büyüdü. Hatta yeniden çalışıp çalışmamak konusunda tereddütler oluştu.

Sıkça konuşuyoruz. İşini bırakanlar pişmanlık yaşıyor ama diğer yandan da bırakmaya mecburlar. Burada yeniden iş dünyasına girmek ise, bazıları için kolay değil. Branşlardan, denklik sorunlarına, dile hakimiyetteki eksiklikten mecburi aranın getirdiği geride kalmışlığa kadar bir çok neden var anlayacağınız.

Bana soranlara ise her zaman şunu dedim, istersem yaparım. Çalışmak istediğimde yeniden dönebilirim, başka bir alana kaymak istersem onu da yapabilirim. Yeter ki isteyeyim mutlaka bir yol bulunur.

Tabi böyle konuşurken herhangi bir piyasa araştırmasına dayanarak konuşmuyorum. Birincisi verdiğim ara zaruri idi, hatta ben bunu tercih ettim bile diyebilirim (aksi yönde çaba göstermediğim için), kendimi hazır hissettiğimde bir müddet çalışır eksiğimi kapatırım, bilgilerimi güncellerim, gereken neyse yaparım. Olur mu olmaz mı, çabuk olur mu, uzun süre mi, bu süreç yıldırır veya küstürür mü bilemeyeceğim. Henüz o noktada değilim (ona gelirsek çözümünü ararız), şimdi ilgilenilmesi gereken ön aşama olmalı.

Bunu arkadaşlarıma söylediğimde beni aşırı özgüvenli hatta biraz da uçuk buluyorlar biliyorum. Fakat o kadar çok olumsuzluklara yoğunlaşıyorlar ki, neler yapabilirim kısmını düşünmeye geçemiyorlar. Bazen bak şunu yapabilirsin, bunu yapabilirsin diye tavsiye veriyorum fakat umutları olmuyor.

Kendime gelecek olursam, her zaman içten gelen bir his ile, vakti geldiğinde yeniden işe döneceğimi biliyorum. Ne zaman, nasıl, nerde bilemem. Ama istediğimde olmaması için bir neden yok. [ Tabi bunu yazarken sanki herşey benim elimdeymiş gibi algılanıp, takdiri ilahi’ye inanmadığım düşünülebilir. Fakat aslında belirtmek istediğim, işin bana düşen kısmını yapma konusu. Yani gerçekten istediğimde, zamanımı planlayabilir, ona gereken emeği verebilirim. Ve inanıyorum ki gereken şey layıkıyla yapıldığında su yolunu bulur]

İşte şimdi depolarım konusuna bağlayacağım. Buraya yazdığım hedeflerim fazla değildi, biri fazla kilolarımdan kurtulmak, diğeri de mesleğimle ilgili ön hazırlık yapmak. Birincisi oldu ve hiç sorunsuz devam ediyor.

İkincisi olamadı. Hiç elim gitmedi, canım istemedi. Neden diye sorguladım bolca. Hatta artık mesleğimi sevmediğimi, akademik hayatı istemediğime kanaat getirmiştim. Beni bu işe heves ettiren bir kıvılcım bulamıyordum içimde. Yeni yıl ile birlikte yeni hedeflere yelken açmayı kafama koymuştum.

Ta ki üç gün öncesine kadar. Hollandaca konuşma kursundan bir arkadaşım (ki benim akademik geçmişimi biliyor) hiç aramadığım halde bana bir ilan gönderdi. İlk gün bakmadım, sonraki gün boşa anımda inceledim. İçimde kelebekler uçmaya başladı. İki gündür ise kafamda hayaller hayaller... Kafamdan yaptığım iş görüşmeleri (oysa daha başvurmadım bile), eğer çalışırsam yapabileceğim şeylerin hayalleri... Tamamen 180 derece dönmüş ve aşırı istekli haldeyim.

Tabi bunu da sorguladım, neden bu kadar çok istiyorum diye. Asıl beni heyecanlandıran ne? Pozisyonda bir doktora öğrencisine danışmanlık detayı beni can evimden vurdu. Ben bildiklerimi aktarmayı, öğretmeyi seviyorum. Ha bir de yeni şeyleri nasıl öğreneceğimi, öğrendiklerimi nasıl öğreteceğimi de biliyorum. Bu beni öyle heyecanlandırıyor ki olası tüm olumsuz ihtimalleri göz ardı etmemi sağlıyor. Resmen bir deli cesaretine girmiş haldeyim.

Şimdi o iş olur mu, olmaz mı bilmiyorum. Fakat 2018, son dakika golü olarak bana bu konudaki tereddütlerime parlak bir ışık yaktı. Öyle ki gözlerim ışıldıyor düşündükçe. Şimdi bu konudaki depomu da tamamladığımı biliyorum. Sorgulamalarım sonuçlandı, fikrim netleşti ve ben şimdi neyi istediğimi iyi biliyorum.

Ve isteyince yapabileceğimi de...Hadi inşallah.

Herkese yeni heyecanlarla dolu mutlu bir yıl diliyorum.
Share:
Devamı

Öğrenen Anne %89

%90 olduk, zaman ne çabuk geçiyor. Ne zaman bu geyiği çevirsem, eşim bana "you are soooo 2008!" der, amma eski modasın falan anlamında, ben bir posta da "oha ya 2008 daha dündü" düşüncelerine dalarım. Daha dün yakın bir arkadaşım bana "20 sene önce gittiğim bir akupunktur uzmanı vardı" diye öneri veriyordu bel ağrım için.. 20 sene önce?! Yahu bana 20 sene önce bebeklerle oynuyordum falan gibi cümleler mantıklı geliyor, sonra bir sayıyorum, anam 22 senelik şöförüm falan! Evet 40, 2019'un bana kazandıracağı değerlerden biri de, 40 olmak. Kalbim tekledi düşününce. İlk sevgilimle öpüşeli 24 sene olmuş :D

Neyse, konumuz, cinsellik :D Nasıl çektim dikkatinizi. Geçen seferki "çıplaklık" yazımdan sonra demiştim, bu cinsellik bizim toplumun genel deposunda çok büyük bir yük. Çok fazla kurallı, tutucu ve eylemden ziyade teoride kalmış buluyorum ben bizi toplumca. Tabii ben de öyleyim. Muhafazakarım cinsellik konusunda. Başkasının cinselliği konusunda değil ama, çok şükür bağnaz değilim, isteyen istediğini yapsın ama kendi cinselliğim konusunda malesef muhafazakarım. Şimdi yazarken bile acaba nasıl anlaşılır, hiç yazmasam mı dedim ama yazayım gitsin yaaa, en azından düşünsel yükünden kurtulmuş olurum. Amaç bu değil mi?

Şimdi biz bu sene noel takvimi olarak.. (noele 24 gün kala başlıyorsun ufak sürprizleri açmaya, genelde şöyle bişey oluyor, her kutudan ufak bir hediyecik ya da çikolata falan çıkıyor):

Biz bu sene şöyle bir takvim aldık:

Amaç; 2 çocuktan sonra hafif sarsıntı geçirmiş olan libidomuzu (benimkini tabii ki) yükseltmek. Fakat daha ilk günü açmamızla benim şoka girmem bir oldu. Sevgili takvimin daha ilk gün yapmamızı beklediği aktivite "çağırıldığınız bir partiye iç çamaşırınız olmadan gidin ve bir ara ortadan kaybolup ufak bir quickie yapın". Oha. Daha böyle ilk günden buysa yandık dedim çünkü, bir: partiden partiye koşan bir çift değiliz, daha bebek bakıcısını zor ayarlamaya başladık, iki: tuvalette quicky yapmak benim hijyen, genel anksiyete, konfor ve daha bir çok farklı takıntıma denk geliyor. Yani daha ilk günden "bunu ilerde bir güne erteleyelim"le başladık.. Şimdi bu blogda erteleme davranışımızı çalışıyoruz malum :D Neyse ikinci günden sonrakiler biraz daha yapılabilitesi olan maddelerdi ama bazen küt diye bir madde çıkıyor, "oha ya bu mümkün müymüş?" kıvamına geliyorum. Ama çok fazla konuştuk, icraata geçiremediğimiz maddeleri baya konuştuk, neden rahatsız ettiğini falan düşündük, baya da hayal kurup, farklı senaryolar falan altında maddeyi ele alıp güldük ki sanırım bu anlamda takvim gerçekten inanılmaz işe yaradı. Libidomun arttığını itiraf edeceğim, bi noktada bu bloğun "kendini zorla ve yeni bir şey dene" amacına da uydu yani.

Fakat gel gör ki, kalıp bazı çekincelerim var ve bunları aşamıyorum. Ha aşmak zorunda mıyım, bence hayır. Yani bir önceki yazıda mesela demişsiniz "yok ben almiim, çıplak kalacağıma saunaya hiç girmem sonuçta bi kayıp gibi görmüyorum, gerek yok". Ha aynı mantık bende de var. Bazı cinsel oyunlar biliyorum ki bana göre değil. Ama yine de kendime "neden?" diye sorma fırsatı buldum. Mesela şöyle bir örnek vereyim:

"İnsanlar arasında çıplak olmaktan hoşlanmıyorum" "Neden?" "Çünkü herkes bana bakar diye düşünüyorum" "Neden?" "Çünkü yetiştiğim toplumda insanlar çıplak birini görünce yadırgar ve gözlerini dikip bakarlar" "Neden" "Çünkü toplumda çıplaklık tabusu var" "Neden" "Çünkü dinden gelen nedenler olabilir, çünkü aile tutum ve davranış normları bu şekilde öğretiyor, özellikle kadınsan örtüneceksin" "neden" "çünkü erkek hegemonyası var ve kadınsan zarar görebilirsin" "neden" "çünkü çıplaksan tecavüze uğrayabilirsin ve bu beni korkutuyor" "neden" "çünkü isteğim dışında bana zarar veriliyor" "neden" "çünkü... (bu zor) çünkü dünya aslında korkutucu ve güvensiz bir yer ve ben zarar görebilirim" "neden" "çünkü haksızlıklar ve acılar var" "Neden"... Ya çok uzuyor ama anladınız, temel korkum aslında acı çekmek. Acıyı içselleştirememek, haksızlıkları anlayamamak ve kabul edememek. Cinsellik ile kadın cinselliği ve erkek cinselliği arasındaki farklar beni rahatsız ediyor belli ki ve kadın olduğum için hem utanıyorum, hem korkuyorum hem de yine de erkeklere kendimi kanıtlama ve onları alaşağı etme, en azından eşit hale gelebilme arzusu var tabii. Yani olay çok geniş ve kendimi tanımak için şahane bir egzersiz bu.

Ve endişelerimin altında yatan nedenleri görmek, onları kontrol edebilmenin ilk adımı.

Kısaca; cinsellik takvimi bana çok şey kattı. Evde de hazırlanabilir (mesela 15 madde siz 15 madde eşiniz hazırlayabilir, sonra tombaladan çekersiniz 1 ay boyunca denersiniz, her aktivite cinsellik içermiyor bu arada, çoğu aksine birbirine sevgi duyma ya da biz olma fikrinin geliştirilmesi üzerine yani her gece sevişeceksiniz gibi bi durum yok ama istenirse o noktaya da getirilebilir tabii hehehe) ya da isteyen varsa Türkçeye çevirir yollarım. Bize baya iyi geldi, öyle diyeyim.

Yine de bu "cinsellik" altında çok fazla önemli madde barındıran bir konu (beden algısı, toplumsal normlar, din anlayışı gibi ağır konular da var) ve o nedenle depodan öyle çabucak çıkabilecek bir madde değil. Ama üzerinde çalışılması bir çok farklı konuda kendinizi tanımanıza da yaradığı için çok güzel bir madde. "Seks"enleri de böyle nükteli bir şekilde bitirelim ve 90'lara başlayalım bakalım :D
Share:
Devamı

Kahve: Depolar Bitmeden, Yeni Sene Hedefleri!



Son yazıda, yorumlara dönüş yapamadım ama sanırım yeni listelerimi yazsam, fena olmayacak! Öncelikle kendi adıma şunu belirteyim- buradaki yazar olan diğer arkadaşlarla hiç konuşmadık bu konuda- ben bu bloğun 2018'in son gününde görevini tamamlayacağına inanıyorum. Yani, devam etmesinden yana değilim. Ayrıca kapatmaya da gerek yok. Hepimizin ortak anısı olur. Fakat, farklı bir fikri olan varsa, beri gelsin - konuşalım derim.

Gelelim bu bloğun konusu olmayan, hatta ve hatta bu mecrayı hiç ilgilendirmeyen yeni 2019 hedeflerime. Fakat onu gel de bana sor. Çoktan altyapıya başladım bile!

Evet yeni listelerr… Gidip bir koşu alınmış, yakışıklı bir ajandaya kaydedilmiş ve haftalık olarak görev dağılımı yapılmış olan yeni ağız sulandırıcılar. Nerden çıktı bu yeniler? Tabi ki eskilerden çıktı. Hedefler hedefi doğurdu. Ne sandın Kahvecim? İki pilates yaptın, iki paragraf İngilizce okudun diye kendinden emin olacağını mı? Yemezler! Hayat öyle kolay peşini bırakmıyor insan kişisinin.

Aslında yeni senenin görev dağılımı oldukça sade. Kendime Öğrenen Anne'nin 4 kollu terazisinden esinlenerek 5 başlıklı bir sistem kurdum.

  1. SAĞLIK
  2. İŞ 
  3. SANAT (böyle dediğime bakma, pasif kısmından katılıyorum ben)
  4. MANEVİYAT
  5. AİLE/ARKADAŞLAR
Sağlık başlığına bakalım. Spor yap, sağlıklı beslen gibi hantal maddeler yok neyse ki- bir gıdım yol alabilmişim, şükürs. Onun yerine, çalışmak istediğim günlerin haftalık planı var. Kaslarımda esnekliği artırmak (yılların hamallığı) ve kas hacmini büyütmek (çünkü tipim aşırı kuru) konulu farklı çalışmalar yapıyorum. Ve 2019'da da büyük atraksiyonlara girmeden, minik minik sırf altyapı oluşturmaya devam. Çünkü yaklaşık 5 senedir yastığım ben. Ve şu son haftalarda yaptığım iddiasız spor bana nasıl iyi geldi ah. Arka bacak kaslarımın, belimin dili olsa da konuşsa. Hedef diri vücut değil. Hedef tutulmayan vücut. Kısacası 2019 listesinin ilk maddesi İSTİKRARLI iddiasız sporu sürdürmek! Beslenme konusunda ise en ufak bir karar bile almıyorum çünkü o konuyu kapattım ya. Kötüleri iyilerle değiştirdim, meseleyi söndürdüm. Bitti. Kaçamaklara açık mıyım? Evet! Arada pis gıda olur tarzı bir motto bana uygun mu? Gayet tabi. Genel itibariyle (gel şuna yüzde 80 diyelim, adını koyalım) temiz miyiz? Yaani. Okey o halde.

İşe gelince, yine depomdaki ürünlerden 'kazancını artır' maddesinin geliştirilmiş hali ile karşındayım. Dijital pazarlama konusunda 'fikri olan' kişiden 'bilir-kişi' seviyesine yükselmek. Benim gibi firmalara içerik hizmeti sağlayan biri için epey keyifli bir alan. Aslında bilmediğim işler değil ama tüm sorumluluğu alacak kadar işi derinleştirmeye ilk kez cesaretim var! Önceden sadece fikrimin olması bana yetiyordu. Gerçi ülkemizde sadece fikri olması yetiyor insanların belirli alanlarda para kazanmaları için (laf sokmalı analiz) Bu da 2019 listelerinde ikinci madde. Ve! Depolardaki iş maddesini itekleyince gündeme girdi. İlginç değil mi? Laf lafı açmış gibi.

Sanatı atlayıp maneviyata geçiyorum. Maneviyat aslında, herhangi bir şey yapma maddesi değil 'yapmama' maddesi. Benim maneviyat dediğim; özsaygım, iç huzurum, özgüvenim gibi tam merkezimi etkileyen hallerle ilgili. Mesela sosyal medyada birilerini stalklamak çok düşürüyor maneviyatımı. Ya da insanların çoğunlukla kötü özelliklerini görmek (insanlarda sadece iyi özellikleri görmek gibi bir şeyi gereksiz buluyorum gerçi ama daha çok kötü tarafları görmek?)… Aklımdan geçen yorumu rahatça yapabilmek, dilimin ucuna gelen şakanın çıkmasına izin vermek... Nasıl desem. Maneviyat, kendimde kalmak- merkezimi korumak gibi bir şey. Önce ben içimde yaşamsal elektriği hissedeceğim ki canla başla öreceğim hayatı. He bir de sade ev yaşamı diye bir madde de var maneviyatta. Başlıklar tamamen bana özel, dediğim gibi. Maneviyatıma iyi gelen şeylerden biri de, sade- temiz ev. İşimi de, keyfimi de, iç huzurumu da yüzde 90 oranında etkiliyor. Bunu analiz ettim. Düzenlilik değil, sadelik ve temizlik. O da listemde. 

Aile / arkadaşlar başlığında da yine bir şey yapmıycam. Son haftalarda kurduğum 'akışta' kalmaya devam. Oynayalım mı anne? Evet oynayalım. Sevişelim mi gız? Hay hay : ) Akşam bize gelsenize, komşu? Tamam, gelelim. Sadece gerçek sebeplerim olursa, durum değişir. Ama bahanelerle insan reddetmek, bir çeşit 'erteleme' hastalığı aslında. Tarihlerden bir tarih yaparız nasıl olsa... günlerden bir gün. Gelecekte herhangi bir an? O gün gelmiyor, hepimiz biliyoruz değil mi? (tabi yapmaktan çok zevk aldığım eylemler için geçerli bu, her şeye de 'eyvallah' diyecek değilim)

Şimdi. İşin en güzel yanına gelelim. Buraya kadar yazdığım 4 başlıkta da ben zaten eylem halindeyim. Yani, bunlar plan değil. Akışım içerisinde olan / gerçekleşen şeyler. 2019'da da devam ettirmeyi ve neye dönüşeceğini izlemeyi istiyorum. İlk kez, gerçekçi hedefler koyuyorum kendime belki de, ayakları yere basan türden.

Fakaaat çılgın bir şeyler yok mu? Hiç olmaz mı! Sanat başlığı <3

Sanat başlığında,  hayatımda yeni bir şey var. Şimdilik çok çok yeni. Sanat denemez ama sanata çok yakın hissettiriyor. Yani müziğe! Bateri öğrenmeye başladım! Eve aldık bu hafta. Koyduk salonun baş köşesine <3 Ve nasıl leziz bir şey sana anlatamam. Hayale gel! Rock davulcusu olmak. Sahneye filan çıkmak. Rap ya da pop davulcusu olsam, o da güzel gerçi ehehe. Bu hafta ritm konusunda testten de bileğimin guvvetiynen geçtim. Volkan, kıvırırsın bu işi dedi. Temel birkaç ritm gösterdi, zorlanmadan çıkardım ve dehşet zevkli bir şey blog. Tipimde gevrek gevrek mutluluk var! Sanki yüzük takmışız müzikle, öyle bir güzellik. İşte bu da en bomba 2019 hedefim: İnsan içine çıkacak kadar davul çalabilmek! 

Ben davulun başında ördeğe benzediğim için şimdilik temsili görselle idare edin!

İşte benim 2019'a yaptığım hazırlık bu. Belirlediğim 5 önemli başlığı yılın ilk 6 ayı, bir haftaya dengeli biçimde serpiştirmek ve neler olacağını izlemek. Tabi her başlığın altında başka ayrıntılar da var. Hepsinin kocabaşlarını özetledim buradan. Aslında erken oldu bu yazı... Yorumlarda sorulunca, gaza geldim. Ne de olsa depolarda yapılmayı bekleyen son dakika gollerim var. Daha hesabı kapatmadık 2018!


Share:
Devamı

Öğrenen Anne %87

80 oy oy, 90 oy oy :D Neşeliyim evet. Haftasonu yaptığımız, artık alışkanlığa dönen 3. parti kurabiyelerden eciş bücüş olup da sağa sola dağıtılamayacak olanları Roiboos'lu çay eşliğinde mideye indiriyorum, bir yandan da sevgi pıtırcığı sıcak su torbamı mıncırıyorum. Benden keyiflisi yok.. Halbuki bedenen yine çöktüm, yine belim tutuldu. Ama hastalığın güzel yanı şu; kimse senden bir beklenti içine giremiyor :D Baya züğürt avuntusu uzmanı oldum, farkında mısınız?

Neyse geçen haftaki "listeli hayat" şokundan sonra, bünyem kendini salma ihtiyacı içinde. Listeye %95 oranında uydum ama çocuklar yeşil yeşil sümüklü bir hal alınca yüzmeye onlarsız gitmek farz oldu tabii. Biz de eşimle dahiyane bir fikirle, cumartesi akşamı bebek bakıcısına sümüklü çocuklarımızı yıkıp, havuza gitmeye karar verdik. Şahaneydi tabii.. Çünkü havuz sıcacık ve açıkhavada! Bir yandan haleli ay tepemizde, bir yandan etraf karlı buzlu, bir yandan sıcacık su ve buharlar ohhh. E belin tutulur tabii demeyin, aslında onun nedeni tamamen "gülle gibi oğlan" sahibi olmam. Oğlan baya ağır ama sadece 2 yaşında olduğu için hala kucak koyun boyun sevdalısı, kıyamıyorum alıyorum hop kucağa, küüüüt bel gidiyor bir ters hareketle.. Kasılıp kalıyorum.

Havuza geri dönelim biz.. Havuz şahaneydi. Fakat sauna olayına hala alışamadım. Sauna havuzun üst katında, kartla giriliyor ve içerde herkes çıplak! Şimdi bu Almanlar biraz enteresan bir millet, vücutlarıyla çok barışıklar. Herkes bir Heidi Klum değil ama herkeste bir Heidi Klumm bedensel özgüveni var. Enteresan. Ve aynı zamanda ilkokul, ortaokul dönemi çocuklar da varlar ve onlar da çıplaklar. Türkü çok bozan işler bunlar, hemen bağrışırız çocuk taciz sapık vs ama herkes mutlu ve asayiş berkemal. Tabii ben peştamallıyım bu hengamede :D Dikkat çekiyorum. Fakat ben utanan biriyimdir çıplaklıktan. Ama saunanın sıcağı da nasıl çekici. Bir noktadan sonra salmak durumunda kaldım (aslında ilk defa değil, ama her defa böyleyim, 10dk alışma dönemi). Saunada otururken popomuzun altına koyduğumuz havluyu çok estetik şekilde kıvırıp edep yerimi örttüm zekice ama sonra kadının teki içeri girip uyardı "lütfen havlular dışarda kalsın" diye, iyice dikkat çekmiş oldum. Ya neyse yani çıplaklık ve bedensel özgüvensizlik benim ciddi bir sorunum ama sanırım toplumca hepimiz aynı şekildeyiz.. Saunada bacak bacak üstüne atmış, elimi düşünen adam gibi alnıma koymuş üç önemli noktamı yine zekice kapatmış haldeyken bu toplumsal "depodaki yük"ü düşündüm durdum..

Bedenim, özellikle ırksal özelliklerim ve yaşım düşünülünce aslında ortalamanın üstünde bir güzellikte ama ben yine de kendisiyle barışık değilim. Bazen bakıyorum mesela memeleri yere varan yaşlı teyzeler ya da göbekleri apış aralarını örtme kabiliyetindeki dedeler var, gayet rahatlar. Ya da ergenler var heryerleri orantısız ama gelmişler ana babaları kardeşleri yanında üryan üryan gülüp sohbet etmekteler.. Cinsellik ile çıplaklık arasındaki aşırı katı halat gibi kalın bağ yok sanki Almanlarda.. Cinsellik için çıplaklık şart ama çıplaklık için cinsellik şart değil, çıplak olup yapılabilen başka işler, davranışlar, durumlar var bu insanlar için..

Neyse enteresan olan, tabii alışıyorsun 20dk sonra havlu falan anlamsız geliyor. Hatta dışarı çıkınca elbise giymenin anlamsızlığı üzerine sohbetlere falan giriyorsun. Don mesela, ne acaip bişey.. Keza sütyen.. Palto falan iyi tabii, eksili derecelerde. Bi an arapların bir bildiği var, örtün çık, kışın da üstüne bir panço at, mis falan diye düşünür hale geldim saunada.. 80 derecede nasıl dşünülüyorsa artık.. Neyse sauna güzel birşey. Bugün belim tutulmayaydı.. Nerde üşüttüm acaba?!

Bu hafta bedensel özgüven eksikliğim üzerine çalışacağım. İyi haftalar!
Share:
Devamı

Kahve: Geri Sayım, 2 Hafta- Tükürdüğünü Yalamak


Canlaaaar! (gündemden düşmüş ünlü instoş ağzıyla)

Galiba, sanırsam- depolar projemi çürütecek bir gelişmeyle karşınızdayım!

Bu projenin amacı 100 gün içerisinde uzun zamandır birikmiş 'yapsan iyi olur, yapmalısın, yapmak zorundasın' işlerimi toplayıp eritmekti. Ek olarak bitirebildiklerimin gönül rahatlığı, bitiremediklerimin de 'boşver gitsin' hafifliğiyle, yeni seneye tamamen özgür girebilmekti. Yeni seneye 2 hafta kala, bil bakalım ne oldu?

Evet bazılarınız tahmin etti bile! Yeni seneye girerken, kalbimde içimde beynimde yeni yeni listeler, maddeler çiçeklendi. Ve bir mutluluk sormayın gitsin! Sanki o listesizlik aforizmaları osuran ben değildim, sanki özgürlük nağralarını hiç atmadım ve 2019'da bir tanecik bile görevim olmasın diye kolları sıvamadım!

Sanki aşka tövbe etmiş de, sonra dayanamayıp yeni flört bulmuş biri gibiyim! Yaptığım listeler çok tatlı ama blogcuğum! Yeni taze gelen ürünler, birbirinden güzel. Ve çok anlamlı.

Kızmazsan, ben buradaki depolarımla son hesapları kapatıp, yeni gıcır gıcır listelerime geçeceğim 2019'da.

Bu kez taze bitsin istiyorum tabi ki ürünler. Hiç stokta birikmesin. Günü gününe, anı çoğaltsın zenginleştirsin.

Bir sonraki yazım son 2 haftamda yaptıklarımı konu alacak. Sevgiler.



Share:
Devamı

Kahve: Geri Sayım, 20 Gün (Arkadaşlar İyidir)



İlginç bir şey daha giriverdi son günlerde depoma. O da olumsuz düşünce kalıplarımla ilgili maddenin alt başlığı sayılabilir.

Korkusuzca sosyalleşmek.

Öhm. Şöyle, ben sosyalleşmek için tüm şartların mükemmel olmasını bekleyen biriyim
 son 5 senedir. Yani oğlum hayatımıza girdiğinden beri. Son günlerde zinciri kırdım blog. Cesaret ettim ve insanlara tekliflerde bulunmaya başladım.

Geçen hafta 2 ayrı akşam yemekli misafir ağırladım (ev dört dörtlük temiz değildi üstelik)Yemekli ağırlama diyince gözümde hiç büyütmedim ve basit, zevkli şeyler hazırladım. Bu hafta da bir tane yemekli misafirim olacak. Çocuklar oynayacak, biz bir şeyler içerek sohbet edeceğiz. Sonra ev korkunç dağılacak ama nedense bu bana hiç batmayacak!

Bunun dışında bir de hiç yapmadığım, bir fantezi gibi olan o şeyi yaptım. Doğu'nun sınıfından bir arkadaşını + ailesini bize HAFTA SONU davet ettim. Hafta sonu kısmı mühim, çünkü hiçbir zaman birilerinin cumartesi planı olmak istemedim. Ya da kimseye cumartesimi vermek istemedim. Çünkü rahat olmak, salaş olmak, hazırlık yapmamak, kasmamak gibi türlü türlü fani nedenler. Resmen camışlık, davarlık diyorum şu an bu tavrıma. Çocuklar oynadı, biz de yaşıtım/ hoş sohbet yeni arkadaşımla inanılmaz bir 3 saat yaşadık. Çünkü aşırı ortak konu başlıkları. Atıştırmalık ne vericem kısmını kafaya takıyordum; basit bir kurabiye yaptım, simit-peynir, meyveler koydum sehpaya. Herkes kendi tabağını hazırladı. Yanına da çay. Çocuklara havuç suyu. Bitti gitti. Cebimde çok tatlı bir hatıra kaldı.

Bir de benim için gerçekten zor başka bir şey daha yaptım. Birine çok hassas bir konuda telefon açtım. Normalde sadece mesaj bırakırdım. Ama bu kez aramak istedim. Ve gerçekten de nispeten organik olan bu iletişim şekli, kesinlikle söz konusu hassas mevzuda karşı tarafa iyi geldi. İletişimimiz gerçekti.

Ve bugün, yine Doğu'nun bir arkadaşının EVİNE geçmiş olsun ziyaretine gideceğiz. Doğu'nun okuldan arkadaşı basit bir operasyon geçirdi. Ona minik bir hediye alıp gitme fikri, kulağa hoş geliyor evet ama ben bunu yapabilecek biri değildim blog. Çekinmek var, yol yordam bilmemek var, hele ki ev ortamı yani, rahatsız eder miyim düşüncesi var. Zincirleri kırmak derken, hiç abartmıyorum, bu benim senaryomda kırılma noktam. 

Ha son olarak, bu hafta bir de organizasyon planladım ben. Grup olarak planlanan bir etkinlikle ilgili çözümsüz kaldığımız bir noktada, ben adımlar atıp işi bağladım. Herkes emeklerim için teşekkür etti ayrı ayrı. Aslında emek de vermedim pek ama tamamen üstlendim, sorumluluk aldım. Bunlar son 5 senedir, kendimde görmeyi unuttuğum tarz hareketler. Alkışlar bana.

Kaplumbağa gibi saklanarak yaşamışım. Kapatmışım kendimi, neden bilmiyorum. Belki ileride nedenlerini anlarım. Çünkü ben minicik çocukluğumdan, iri yetişkinliğime (doğuma kadar) olan episode'larda hep sosyal, kalabalık çevresi olan ve rahat biriydim. Sonra ne oldu? Evime, her şey kusursuz olmadan insan çağırmayan veya bizde her şey yolunda olmadan kimseyle görüşmeyen biri ne zaman oldum?

Yeni sene için kendime bir hediye paketi daha vermiş sayıyorum kendimi. Üzerimdeki tozu atıp, içimdeki özgün kadını yeniden bulma zamanı!

Not: Sanmayın ki depomla ilgili tüm çalışmalar senkronize biçimde iyi gidiyor. Bazen biri öne çıkıyor, gündem oluyor. Diğerleri standart bir seviyede kalıyor. 


Share:
Devamı

Öğrenen Anne %80

Hafta iyi ama haftasonu zehir gibi geçti, boşverin, bloğumda anlatırım bugün yarın. Önemli olan; %80'e ulaşmamız oldu aslında. Bu haftaki tek hedefim Almanca'yı rayına oturtmak. Geçen haftasonu aldığım kararla, Almanca'ya gün içinde ayırdığım 2 saati, gece çocukları yatırdıktan sonraki 1 saate azaltarak çekmeye karar verdim. Bu sayede kocamın "eleştirel, mavi, kuralcı Alman gözleri" de üstümde olacağı için, sanırım Almanca çalışmak zorunda kalacağım. Artık bu da işe yaramazsa Almanca'dan topyekün vazgeçmeyi ve onun yerine İspanyolca öğrenerek herkesi delirtmeyi düşünyorum. İspanyolca benim karakterime (ve saçlarıma) daha uygun bir dil çünkü :P

Bu haftaya dair başka bir hedefim yok, yeterince dolu geçecek gibi, bakınız, dün gece plan yaptım yine kendime (oruç tutma davranışı gibi, ben de bilişsel düzeyimi şaşırtıyorum radikal bir "plan programın dibine vurma" atağı ile).
İtiraf edeyim son seferki planlı yaşam atağından tuhaf bir haz aldım :D Galiba ben buyum yahu, plansız ve ajandasız yapamayan bi tip.. Çocukluğumdan beri seviyorum, belki de içimde bir yatılı askeri okul fantazisi yatıyor, bilinmez..

Haftasonumu "overthinking" (gereğinden fazla düşünme, kafaya takma) ile zehir etmemin şerefine bu haftayı ayrıca sürpriz bir ek ödeve ayırıyorum: "The art of not giving a shit" (zikime takmamayı öğrenme sanatı) çalışılacak.. Yani; gerçekten önemsiz nedenlerle sinirlendiğim ve bunu ileri bir boyuta taşıyarak etrafımı da sinir ettiğim bir haftasonundan sonra.. bu sabah itibarıyle daha zen, kabul edici ve bağışlayıcı bir hafta hedefliyorum. Bu konuda bir günlük tutacağım; bakalım günün hangi vakti neye delirmenin eşiğine gelmiş ve kendimi rahatlatmayı ve "zikime takmamayı" başarabildiysem de, nasıl başarmışım. Görüciyz.

Zorlu geçecek bu hafta.. Ödülü ne olsun? Düşünelim bakalım.. (Not. Büyüyememiş her çocuk-yetişkin gibi ben de tabii ödülsüz ve cezasız yaşayamıyorum demek ki..)
Share:
Devamı